İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Meşru linç

Murat Belge

Bizim ‘çağımızın bir kahramanı’ yeni kahramanlarımızdan biri olan Alparslan Arslan duruşmaya çıktı. O duruşmaya çıkarken babası da bazı düşüncelerini dile getirdi. Bunlar basında bol bol yer buldu.

Bir öğretmen olan babanın söyledikleri özellikle dikkat çekti. Ne diyordu adam? Özetle, “Bu toplumun inançlarına aykırı işler yapıyor, değerlerini çiğniyorsanız, birileri çıkıp size haddinizi bildirir” diyordu.

Medyada, böyle konuşan bir babanın oğlunun da bu işi yapmış olmasına şaşmamak gerektiği iması genel olarak vardı. Gene ‘ana-akım’ medyada, ‘eğitim ordusu’ demekten pek bir zevk aldığımız öğretmenler arasında böyle düşünen ve konuşan kişilerin bulunmaması gerektiği konusunda uyarılar da vardı.

Bunlar hepsi doğru. ‘Böyle düşünen ve konuşan’ bir öğretmenin varlığı, aslında bilinmeyen bir şey değildir, ama kabul edilebilir bir şey de değildir. Nasıl olabiliyor, yıllar yılı, TÖS’ü, TÖB-DER’i, ‘başka türlü’ olmaya çalışan öğretmenlerin örgütlerini, derneklerini yıkıp böyle vatanperver bir ‘öğretmen ordusu’ kurmak için emek vermiş olanlara sorun.
En iyi onlar bilir. ‘Yeşil Kuşak’ falan gibi programları da iyi bildikleri gibi.

Bir yandan da, ‘Allah’ın askeri’ olarak Danıştay basan delikanlının milliyetçi mi, dinci mi olduğu tartışılıyor. Adamın, eski Ülkücü hareketin Menzil’den geçerek arınmış kesiminden geldiği ortada. Bunlar, Ülkücü bakışla ‘sivil toplum’ arayışına çıkan kesim. Belki, kendi açılarından çok yanlış olmayan bir tespitle, bunu İslam’da bulacaklarını düşünüyorlar. Bu adamın yaptığı iş de bu çerçeveye tastamam uyuyor. Onun için de, ‘dincidir’, ‘ulusalcıdır’ diye tartışmayı uzatmanın pek bir anlamı yok.

Ben bunlarla bir başka biçimde ilgili bir konuya geçmek istiyorum. Evet, öğretmen baba böyle konuştu. İçimizden hiç değilse birileri de bunu kınadı, böyle şeylerin söylenebilmesine şaştı.
Oysa, niye şaşıyoruz, şaşacak ne var? Hafifçe farklı bağlamlarda bu sözler durmadan söyleniyor, durmadan tekrarlanıyor. Bunu bir ‘tez’ haline getirmiş, evirip çevirip her gün önümüze koyanlar var.

Hani birtakım ‘liberal’ aydınlar var, devletle saplantılı bir ilişki içindeler.
Her durumda devleti suçlu buldukları için milletin ezici çoğunluğuyla da çelişkileri var. Bunlar, söyledikleri laflar, yaptıkları tespitlerle, çoğunluğun milli duygularını rencide ediyor. Onun için o çoğunluğu temsil edenler de zaman zaman öfkesine hâkim olamıyor ve bazı masum taşkınlıklar yapıyor.

Her Allah’ın günü bunları yazanlar çok, aralarında herkesin aklına,
bilgisine ve ferasetine hayranlık duyduğu kimseler de var. Peki, onların söylediğiyle şimdi bu öğretmenin söylediği arasında ne fark görüyorsunuz?

Siz birtakım sorunsal alanlarda linç psikolojisini haklı göstermek ve bunu yapanlara arka çıkmak tavrını benimsiyorsanız, Danıştay cinayetini hangi gerekçeyle mahkûm edersiniz?
Bu, ancak ve ancak, hangi durumlarda ve kimlere karşı toplumsal lincin haklı ve mazur görülebilir (ve tabii, mantıken, hangilerinde bunun karşıtı) olduğunu açıklamanızla mümkün olur. Dünyanın, ‘medeniyet’ten pay talep eden herhangi bir köşe bucağında, böyle bir açıklama mümkün değildir.

Ama bu toplumda elbirliğiyle yaratılan atmosfer içinde, meşru linçle meşru olmayanı arasında de facto bir ayrım yapıldı ve içimizdeki en saf vatandaş bile bunun ne olduğunu biliyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: