İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hırant´ın Torunu ve Şehit Mehmet´in Oğlu

Özcan Yeniçeri

Bir köşe yazarı, Hirant Dink ve torunun da bulunduğu bir tekneyle gezintiye çıkar ve Dink’in henüz bebek olan torunu onu duygulandırır. O, Dink’i ve torununu “doğduğu ülkede bekleyenleri” (yani Türkiye’de) düşünerek endişelere gark olur ve kendince çeşitli ihtimallerden söz eder: “Belki anavatandan bir göç, kim bilir hangi derin nedenlerden sonu gelmez mahkemeler, belki üç beş zorbanın hakaret yüklü tacizleri, kimi zaman bir yalnızlık duygusu, çoğu zaman kendisine ait olmayan bir savaşın günahları.. Doğrusu şirin bebeğin düşe kalka attığı adımları izlerken, ülkemde Ermeni olmak kolay görünmedi gözüme” diye de devam eder.

Bu yazarımızın, bacağını Şırnak’ta bırakan tekerlekli sandalyeye mahkûm gazilerin ve bedenini mayınların paramparça ettiği şehitlerin geride kalan bebeklerinin çığlıklarını duyacak kadar kulakları keskin değildir.

O, Hırant’ın açıklı dramını (!) seslendirmeye devam eder: “Hırant’ın başına gelenleri yakından izleyen dostları, Türkiye’nin en genç dedesine karşı boyunları bükük ve mahcuptular. Çünkü Hırant son bir yıl içinde oldukça hırpalanmış, anayasa da açıkça yasaklanmış olan ırk ayrımcılığına uğramış, deyim yerindeyse ipi serbest bırakılmış bir linç politikasının kurbanı edilmişti” diyerek; “Hiçbir toplu imza, geçmiş olsun temennileri, hiçbir beraat Hırant’ın çektiklerini telafi etmez” diye yazmaktadır.

Değerli yazarı bu denli efkârlandıran Hırant Dink’e acaba kim ne yapmış? Ya da Hırant Dink, kilisede otururken mi mahkemeye çağrılmış? Dink’e kimler nasıl bir tür ırkçılık ve haksızlık yapmıştır diye merak edenleri bu sıkıntıdan kurtaralım.

Hırant Dink, Agos adlı Ermeni gazetesinin yazarıdır. O, “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” diyerek, kan ırkçılığı değil gerçekte kan tahliyesi yapmayı arzulayan bir düşünürdür(!). Sonuçta O, “Temiz Ermeni kanı”ndan “zehirli Türk kanın”dan söz ederek bir teşhis de bulunmuştur. Kendisini Türk hisseden birileri de -herhalde Dink’i yanlış anlayarak(!)- damarlarındaki kanın durumunu saptayabilmek için konuyu mahkemeye götürmüştür. Olay bu. Hırant, burada da durmamış işi bir basamak daha ileri götürerek İstiklal Marşının da bazı mısralarının değişmesi gerektiğini söylemiştir.

Son zamanlarda bu malum cenah mensuplarının kimisi “kuşun kanadına”; kimisi çocuğun masumiyetine; kimisi de sözüm ona Hırant gibilerin mağduriyetine(!) sığınarak milli değerlere karşı psikolojik bir saldırı başlatmışlardır. Hırant Dink sevdalıları da kraldan çok kralcılık yaparak milli refleksleri ve değerleri örselemeye çalışmaktadır.

İçinde yaşadığı, hatta parçası olduğu bir toplumun değerlerine karşı sürekli hakaret içeren açıklamalar yapan Hırant Dink’i mazlum, mağdur ve muğber olarak göstermek temel amaçtır.

Son zamanlarda PKK’nın mayınlarını kınamak cesaretini kendinde bulamayarak, “kuşun kanadına mektup” yazanlar toplumun acıma duygusunu birileri adına istismar etmektedir. Olan bitenin Türk Milletine karşı, kendi ekmeğini yiyenlerin açtığı psikolojik bir savaşın ötesinde bir anlamı yoktur. Bu yolla zalim mazlum, saldırgan masum, ırkçılar demokrat, hakaret edenler hakarete uğrayan insanlar gibi gösterilmek istenmektedir. Böylece milli duyarlılık kırılmaya, milli refleksler mahkûm edilmeye, milli değerlere karşı ilgisizlik geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Bu yazar/çizer takımını, kayık bir yana denizi dahi uzaktan görmemiş Gazi ve Şehit bebeklerinin geleceği hiç duygulandırmamaktadır. Vahşi dağlarda gözünü, bacağını ve ellerini bırakmış insanların tekerlekli sandalyelerdeki yaşamı da onları hiç ilgilendirmemektedir. Bu ülkenin Dink’in torununun geleceğini düşünen yazar/çizer takımı vardır. Ancak Mehmetlerin, Ahmetlerin çocuklarının geleceğini düşünen var mı? Asıl sorulması gereken soru da budur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: