İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ülkemizde yabancıların toprak alımları

Eser Karakaş

“Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK), yabancıların Türkiye’de edindikleri taşınmazların sayı ve alanının son yasayla birlikte arttığına dikkat çekerek, ‘Rakamlara dikkat, taşınmaz edinmede konulan üst sınır aşıldı, bazı yabancılar bina dışında da mülk edindi’ uyarısında bulundu”.

Yukarıdaki alıntı Radikal gazetesinin 29 Temmuz 2006 Cumartesi günkü sayısının 13. Sahifesinden.

DDK bir saptama yapma ile de yetinmiyor ve yine aynı haberden öğrendiğimize göre şunları da öneriyor: “Yabancıların mülk edinmesine karşılıklık ilkesi getirilmeli, şirket bazında sınırlama getirilmeli, il ölçeğinde konulan sınırlama yeterli olmadığından ilçe ölçeğinde de sınırlamaya gidilmeli”.

Türkiye’de yabancıların toprak ve bina alımları konusu anlaşılacak çok tartışılacak; bu tartışmaya en son, Rahşan Ecevit Hanımefendi’den sonra, anlaşılan DDK da katılmış bulunuyor.

Bu yazıda ülkemizde yabancıların gayrimenkul alımları konusunda düşündüğüm bir-iki ekonomik mülahazayı yazacağım ama, ne yalan söyleyeyim, DDK raporunu haberini okur iken, devletimizin bu en üst denetleme kurumunun yayınladığı ve ismi “YABANCI UYRUKLU GERÇEK KİŞİLER İLE YABANCI ÜLKELERDE KURULAN TÜZEL KİŞİLİĞE SAHİP TİCARET ŞİRKETLERİNİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ SINIRLARI İÇERİSİNDE TAŞINMAZ EDİNMELERİ UYGULAMALARINA İLİŞKİN İNCELEME RAPORU” olan bir çalışmada “Cemaat Vakıfları başlıklı bir bölümün de yer alması karşısında büyük bir dehşete kapılmış bulunmaktayım.

Cemaat vakıfları denen tüzel kişilikler mütevelli heyetlerinde tümü ile Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının yer aldığı kuruluşlar ve bu vakıflar ile ilgili bir mülahazayı başında “yabancılar” ibaresi bulunan bir Rapor’da ele almak en hafif ve masum yorum ile Anayasamızın 66. Maddesini hiçe saymak ile eş değerdir diye düşünüyorum.

1970 tarihli bir Yargıtay kararında Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı gayrimüslim yurttaşların “yabancı” olarak adlandırıldığını biliyor idik ama isminin başında “T.C. Cumhurbaşkanlığı” ibaresi bulunan bir kurumun bu hatayı yapmasını anlamakta gerçekten çok zorlanıyoruz.

Bu mesele sıradan bir hukuk hatası ise böyle bir kurumun bu derecede vahim bir hata yapmasını anlamak çok kolay değil; yok olay bir sıradan hukuk hatası değil siyasi bir tercih ise bu kanımca çok daha vahim ve Anayasa’nın 66. Maddesinin Cumhurbaşkanlığı DDK tarafından delinmesi demek.

Anayasanın 66. maddesini DDK deler ise Türkiye’nin resmi Kürt politikasının formülasyonu da tümü ile anlamsız olacak demektir ve bu durum çok ciddidir.

Kendisi Anayasa Mahkemesi Başkanlığı da yapmış saygın bir hukukçu olan Cumhurbaşkanımızın bu konuya ilişkin ne düşündüğünü gerçekten çok merak ediyorum.

Gelelim konunun ekonomik boyutlarına; konu ile ilgili yorumlara girmeden önce yabancıların gayrimenkul alımları meselesinin ekonomik boyutunu irdelemede büyük fayda var diye düşünüyorum.

Bu sütunda da defalarca değindiğim bir konuyu bu vesile ile burada bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Türkiye ekonomisi bir dizi zorunlu nedenden önümüzdeki dönemlerde hızlı ve istikrarlı bir büyüme oranını yakalamak zorunda.

Yüksek büyüme oranları ise ülkemizde cari açık meselesinin temel yaratıcısı; cari açık büyüklüğü döviz kuruna değil daha ziyade büyüme oranına duyarlı bir konu, bu özellik ekonomimizin yapısal bir özelliği ve kısa vadede iktisat politikaları ile çözülmesi olanaksız.

Cari açıktan kurtulmak ancak düşük büyüme yani fakirlik ve işsizlik ile olası.

Önemli olan cari açığı bitirmek değil, cari açığın sağlıklı finansmanı ve bunun gerçekleşmesi de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına bağlı; gayrimenkul alımları da doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının bir parçası.

Türkiye’de bugün bazı çevreler tarafından büyük sorunmuşçasına ileri sürülen yabancıların taşınmaz alımlarının boyutu ortada; 2003 senesinde 998 milyon euro, 2004’de 1.34 milyar euro, 2005 senesinde ise 1.83 milyar euroluk taşınmaz yabancılar tarafından mülk edinilmiş.

Ortada bir artış trendi mevcut ve bizler bu artış trendinin çok faydalı olduğuna inananlardanız; yabancıların bu toprakları ceplerine koyup götürmeleri söz konusu olmadığı için paranoya ölçüsüne yaklaşan bu muhalefetin mantığını anlamakta zorlanıyoruz.

Şike ve mafya konularından anlaşılacağı gibi hukuk meselesine bize oranla çok daha duyarlı bir ülke olan İtalya 1997’den 2004 sonuna kadar ülke taşınmazlarından yabancılara tam elli beş milyar euro satım yapmış; söz konusu miktar senede ortalama yedi milyar euroya tekabül ediyor ve bu ülkede “ülkeyi yabancılara peşkeş çekiyorsunuz” gibi bir muhalefete de pek rastlanmıyor, yüksek yargı organları da bu konuda çok daha iktisat kültürüne yatkın davranıyorlar.

İtalya’da yüksek yargı, savcılık kurumu, mafya, şike, Korgenerallerin bomba atması gibi konulara çok daha duyarlılar; bu İtalyan yargıçlara şaşmamak mümkün değil, gayrimenkul alımları gibi bir konu durur iken, şike, mafya gibi alanlara merak sarıyorlar.

İspanya’da da son senelerin yabancılara taşınmaz satılması miktarı senede yedi milyar euro dolayında dolaşıyor ve bu ülkeler hem şike ve mafya gibi konulara daha duyarlılar hem de cari açık krizleri yaşamıyorlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: