İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

32 yıl sonra 30 öğrencisiyle İstanbul´da

Vasil, İstanbullu bir Rum. 1974’ten sonra Atina’ya göçmüş. Atina Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Vasil, Türkçe öğrettiği 30 Yunanlı öğrencisiyle ilk kez İstanbul’a geldi. Vasil, iki ülkedeki yaşamını değerlendirirken, ‘Burada belediye başkanıydım, orada hademe oldum’ diyor

CELAL BAŞLANGIÇ

Sıcak bir temmuz cumartesisiydi. Karısı Maria ve henüz kucaktaki kızıyla Heybeliada’da yazlıktaydılar. Bir şirketin şantiyelerinin müdürlüğünü yapıyordu Vasil. Her hafta sonu adadan Yalova’ya gidiyordu şirketin şantiyesini denetlemek için.

Sabah Yalova’ya doğru yola çıkacaktı ki Türk askerinin Kıbrıs’a çıkarma başlattığını duydu. 32 yıl sonra o anı anlatırken “Affedersiniz, donuma yaptım” diyecekti.

Yine de gitti Yalova’ya. Şantiyede herkes o gün sabah başlayan Kıbrıs harekâtını konuşuyordu. Öylece bir köşeye çekilip konuşulanları dinlemişti.

Kafasında binlerce soruyla geri döndü. Pazartesi günü şirkete nasıl gidecekti, orada kendisini ne bekliyordu?

“Sıraselviler’deki yazıhaneye gittim. Her sabah ne yapıyorsam aynısını yaptım. Geçtiğim kattaki mühendislerle selamlaştım. Onlar da Kıbrıs’ı konuşuyorlardı. Bana karşı hiçbir farklı davranışları olmadı. Kendilerinden biri görüyorlardı. Ama ben kendimi rahatsız hissediyordum.”

‘Sen bizim ailemizdensin’

Biraz sonra patronu Vasil’i çağırdı. Gitti odasına. Patronu “Vasil bey, lütfen kapıyı kapatıp oturun” dedi. Donup kalmıştı.

Şimdi ne olacaktı?

Tane tane konuşmaya başladı patronu:

“Vasil bey, bakın politika politikadır. Biz sizi kendi ailemizden sayıyoruz. Siz bizim bir aile ferdimizsiniz. Bir probleminiz olursa bizlere geleceksiniz. Hiçbir şey hissetmeyin, yabancılık çekmeyin, siz bizim için çok önemlisiniz. Belki size bir şey söylerler, siz cevap vermeyin, gelip bize bildirin.”

“Elbette böyle bir şey yapamazdım” diye soluklanıyor Vasil, “Ama bu sözleri duyunca büyük bir boşalma yaşadım. Ne ağlama ama… Deşarj oldum. Arkasından 14 Ağustos’ta ikinci harekât oldu Kıbrıs’ta. Cam kırılmıştı artık. Gözlerimin önüne geliyordu dedemin, babamın çektikleri, gayrimüslim oldukları için. Benim de karım ve çocuğum vardı. Onları düşünüyordum. Türkiye’den gitme kararını onları düşünerek aldım. Hanım gitmek istemiyordu, annesi, babası buradaydı. Belki yanlış yaptım ama o psikolojik durum içinde bu hamleyi yaptım.”

Hamlenin sonucunu da hüzünlü ifade ediyor. “Ama hep diyorum, burada belediye başkanıydım, orada hademe oldum. İş bakımından, mimarlık, şantiye bakımından istediğimi bulamadım orada.”

Ailecek müzisyenler

1941’de, Fener’de, Patrikhane’ye yakın bir evde doğmuştu Vasil Dafnopatidis.

Dedesi Vasilakis, Trakya’daki Mürefte’ den İstanbul’a göçmüştü. Müzisyendi. Saraydaki çocuklara keman dersi veriyordu. Babası Stratos da müzisyendi. Piyano ve akordeon çalıyordu. Ailesini geçindirmek için sürekli bir yere gidiyordu babası. Adana’daki İncirlik Üssü’nde ABD’lilere piyano çalıyordu. Hatta Vasil de babasının işi yüzünden küçük yaşta Adana’ya gitmişti. Bir de Deniz Yolları’nın Avrupa ülkelerine sefer yapan gemilernide çalıyordu babası.

“Ailesini geçindirmek için çok çalıştı babalarım. Beni halamlar büyüttü. Ama müzisyen olmamı istemediler. Çünkü babamın halini görüyorlardı. Hiç unutmam, 1947’de Fener’den Beyoğlu’na taşınırken, evdeki piyano merdivenlerden inmediği için halatlarla pencereden aşağı sarkıtıldı.”

Fener’den sonraki evleri Tarlabaşı’nda Aya Konstantin Kilisesi’nin hemen arkasındadır. Hem kilise korosundadır Vasil, hem de Aya Konstantin Rum İlkokulu’nda öğrencidir. Sonra aile İstiklal Caddesi’ne, Nuri Ziya Sokağı’na taşınır. Ortaokulu ve liseyi Zoğrofyan’da okur. O yılların Beyoğlu’su hafızasında derin izler bırakmıştır.

“Pazar günleri indiğimiz Beyoğlu’na biz ‘gelin pazarı’ derdik. Beyoğlu’nda Zapiyon Rum Kız Lisesi vardı. Bir de Merkez Rum Kız Lisesi. Bunların kızları Beyoğlu’na iner, grup grup Taksim’den Tünel’e, oradan tekrar Taksim’e çıkarlardı. Biz erkekler de aynı şekilde turlardık. Ben de eşim Maria’yı Büyükparmakkapı Sokağı’ndaki Beyoğlu Spor Kulübü’nün çayında tanımıştım. Orada âşık oldum. 6-7 Eylül olaylarında da Beyoğlu’ndaydım. Bu tür olaylar çocukların hafızasında derin izler bırakıyor. Evimizin karşısında iki Rum bakkal vardı. Çapulcular dükkânları altüst etti.”

‘Sen Rumsun, işe almazlar!’

Liseyi bitirdikten sonra o yıllardaki adı İstanbul Teknik Okulu olan şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık Fakültesi’nin sınavlarına girer Vasil. Aynı sınava giren ve onunla birlikte peş peşe okul numarasıyla sınavı kazanan bir kişi daha vardır: Emre Aysu. Onunla hem çok iyi dost olacak, hem de geçen yıllar içinde yolları çok önemli kavşaklarda kesişecektir.

Öğrencilik yıllarında okuldaki hocalarının da yardımıyla şantiyelerde çalışmaya başlar Vasil. Arkadaşı Emre’yle, notları yüksek olduğu için ihtisas yapmaya hak kazanan sekiz öğrenciden ikisi olurlar. Okul bitince Emre memleketi İzmir’e döner.

Gazetedeki ‘Yüksek mimar aranıyor’ ilanına başvurur Vasil. Eşi Maria “Sen Rumsun, o kadar Türk’ün arasında seni mi alacaklar” der. Ancak 4 bin 45 başvurunun arasından işe alınır Vasil. Şirkette çok sevilir, bir yüksek mimar olarak işini çok iyi yaptığı için hızla yükselir ve müdür de olur.

İşte yaşamının bu bölümü ‘Burada belediye başkanıydım’ diye söz ettiği yıllardır.

1974’teki Kıbrıs harekâtından sonra Yunanistan’a göçünce de Vasil’in yaşamında “Orada hademe oldum” yılları başlar. Yunanistan’daki bir akrabasıyla yaptığı işten zarar ederler. Hatta bu akrabası yüzünden hayatının tüm birikimini iş yaptıkları bir kişiye tazminat olarak ödemek zorunda kalır. Bu arada sınıf arkadaşı Emre akademik kariyere yönelmiş ve bitirdikleri okulun dekanı Prof. Dr. Emre Aysu olmuştur.

Yunanistan’da artık mesleğini yapamaz Vasil Dafnopatidis. Önce orduda Türkçe dersleri vermeye başlar. Gerekli kitapları arkadaşı Emre Aysu gönderir. O da ona Grek müzikleri CD’si yollamaktadır.

Önce Korfu Üniversitesi’nde, ardından da Atina Kapodistriakon Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim görevlisi olur Vasil. Hatta 1996 yılında İstanbul’da mezuniyetlerinin 30. yılını kutlar Vasil’in sınıf arkadaşları. Ancak Vasil gelmez. Bunun üzerine 38 sınıf arkadaşı bir
otobüse doluşup Atina’ya giderler ve 30 yıl belgesini Plaka’da bir meyhanede gözyaşları arasında verirler Vasil’e.

Ne de olsa ‘komşu kapısı’

32 yıl aradan sonra Vasil ilk kez karısı Maria’yla birlikte İstanbul’a geldi. Hem de Yunanistan’da Türkçe öğrettiği 30 öğrencisiyle birlikte. Arkadaşı Prof. Dr. Emre Aysu Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı olmuştu. Türk-Yunan Defne Derneği’nin organizasyonu, Vasil’in öğretim elemanı olduğu üniversiteyle bitirdiği üniversitenin işbirliği sonucu Atina Üniversitesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenci olan ve kurs gören 30 Yunanlı öğrenci bugünlerde Yıldız Teknik’in Maslak’taki yurtlarında kalıyor, Beşiktaş’taki kampüsün dershanelerinde Türkçe dersi alıyorlar. Fırsat buldukça Kilyos’a gidip Karadeniz kıyılarında ‘barış ve dostluk için’ kulaç atıyorlar.

Vasil Dafnopatidis bitirdikleri fakülteye dekan olan arkadaşı Prof. Dr. Emre Aysu ile 40 yıl önceki fotoğrafın aynısını çektirdi okulun mermer merdivenlerinde.

Artık geride kalmış gibi görünüyordu Vasil’in kırgınlıkları, küskünlükleri. “Bir daha ne zaman geleceksin” sorusuna, “Önce siz gelin, sonra ben bir daha gelirim” yanıtını veriyor gülerek. Ne de olsa orasıyla burası ‘komşu kapısı’.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: