İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hepinizin başına gelmiştir

Hrant Dink

Bazen tüm sıkıntılar üst üste gelir.

Kendinizi çapraz ateş altında hissedersiniz.

Sağda bir dostunuz ölür, solda bir sevdiğiniz hastalanır, bu tarafta siyaseten Devlet’ten bir darbe yersiniz, diğer tarafta içinizden birinin, bir yakınınızın fiskesiyle parelenirsiniz.

Kendinizi bir köşeye sıkışmış hissedersiniz. “Yetti gayrı” diye haykırasınız gelir.

Derken girdiğiniz o sıkıntı dehlizine bir el uzanır, alır sizi tekrar sabahın şafağına çıkarır ve kulağınıza şöyle fısıldar:

“Haydi, devam et, diren, dayan, pes etmek yok.”

•••

Son haftalar benim açımdan hep böyle geçiyor. Birgün Reha Mağden ölüyor, diğer gün Duygu Asena. Birgün Ali Bayramoğlu hastalanıyor diğer gün Mehmet Uzun. Birgün Dev-let’in Yargıtay’ı işlemediğim bir suçla beni altı aya mahkûm ediyor diğer gün kendi toplumum içinden sayısı az da olsa insanlar çıkabiliyor ve “Oh olsun, aldığın ceza az bile” diyebiliyor.

Bir dehlize sıkışmak işte tam da bu.

Derken eller uzanıyor size yakından ve uzaklardan.

Tanıdığınız ya da tanımadığınız.

Sağ olsunlar, imzalar topluyor, bildiriler yayınlıyorlar sizin için. Olmayan suçunuza iştirak ediyorlar ve alıp mücadelenin ortasına çıkarıyorlar aynı dirençle.

“Haydi devam et, diren, dayan, pes etmek yok.”

•••

Elini uzatanlardan biri de Avustralya’nın Melbourn’undan bizim Rafi.

Dayanamamış Cumhurbaşkanı Sezer’e bir mektup yazmış. Bir örneğini bana da göndermiş. Tam metni şöyle:

“Sayın Cumhurbaşkanım

Mektubuma başlarken sevgi ve saygılarımla ellerinizden öper sağlığınız ve başarılarınız için dua ederim.

Sayın Cumhurbaşkanım, ben 40 yaşına kadar Türkiye’de yaşamış, 18 senedir Avustralya’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin Ermeni kökenli vatandaşıyım. Babam, rahmetli Celal Bayar, rahmetli Adnan Menderes, rahmetli Cemal Gürsel, rahmetli Cevdet Sunay gibi büyüklerimizin terziliğini yapmış, 13 sene evvel buraya gelmiş. Geldikten 3 sene sonra Türkiye’yi sayıklayarak gözü arkada vefat etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanım, ben Türkçe’den başka dil bilmem. Türkiye’den gelen gazeteleri okuyarak, haberleri dinleyerek, tek başına Türkiye’yi sayıklayarak yaşayan bir insanım.

Bu arada Türk-Ermeni ilişkilerinde arada kalan, bu yüzden Hrant Dink ve Etyen Mahçupyan’ı buraya davet edenlerdenim.

Hrant Dink’in 2003 ve 2005 yıllarında Sydney ve Melbourne’da yaptığı konuşmaları iyi dinleyen, iyi anlayan biriyim. Mahkûm olduğu zehirli kan lafını Türkler’e değil Ermeniler’e söylemiştir. Üstüne basa basa “Türkler’le uğraşmayı bırakın, enerjinizi Ermenistan’daki fakir insanlar için harcayın” demiştir. Bu yüzden birçok Diaspora Erme-ni’sinin tepkisini çekmiştir. Ama işin güzel tarafı burada yetişen yüzlerce Ermeni gencine, aklı başında insanlara fikrini kabul ettirmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım, Hrant Dink Türkiye’nin, Ermenistan’ın insanlarının yanyana iyi yaşamasını isteyen, bu yolda çalışan, didinen bir aydındır. Hrant Dink i düşman ilan edenler, Türkiye’nin düşmanlarıdır. Türkiye’ye asırlardır zarar verenlerdir.

Sayın Cumhurbaşkanım, sizin vakur, mütevazı, dürüst, örnek bir insan olduğunuzu bildiğim için affınıza sığınarak bu mektubu yazdım. Bütün dileğimiz, umudumuz, Hrant Dink’in sizin gönlünüzde, vicdanınızda beraat etmesidir.

Sayın Cumharbaşkanım tekrar sevgi ve saygılarımla ellerinizden öper. sağlığınız, başarılarınız için dua ederim.”

Rafael Demirci.

•••

Sağolun dostlar.

Sağol Rafi. İyi ki varsınız.

•••

Ve sen Duygu Asena…

İyi ki vardın.

Biz erkeklere vereceğin en büyük cezayı bu kez ölümünde verdin, yaşatabileceğin en büyük acıyı cenazende yaşattın.

O cenazede biz erkekler bu topraklarda erkek olmanın büyük utancını bir kez daha tattık.

O gün içimizden şöyle geçirdik:

“Keşke bugün, burada, ben de kadın olsaydım.

Keşke bu kadınlarla birlikte Duygu’yu omuzlayabilseydim, o büyük direnişin bir parçası olabilseydim.”

Denecektir ki “Erkek olarak da o mücadeleye katılabilirsin”.

Hayır, hayır, aynı şey değil.

Şu bir gerçek ki kadınların mücadelesini vermek için her şeyden önce kadın olmak gerekiyor.

Tıpkı o günkü gibi…

Kadınlar Duygu’yu kadın olmanın gururuyla taşırken ve bu toprakların erkekleri erkek olmanın utancıyla izlerken…

Sevgili Duygu…

Cenazen bir kez daha gösterdi ki bu topraklarda en birincil mücadeleyi kadınlar veriyor.

İyi ki vardın Duygu… İyi ki varsınız kadınlar.

Çapraz sıkıntılar altında boğulan bu toplumda iyi ki varsınız.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: