İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Hıristiyanlaştırdığımız köye Müslümanları sokmuyoruz”

Hasan Demir

Avrupa’da camilere kameralar konuyor.. Müslümanlar vicdan kanatan “vicdanî
test”lere tabi tutuluyor.

Müslüman söz konusu olduğunda İngiltere, Fransa kelimenin tam anlamıyla bir
“Polis devleti” haline gelmiş durumda, Yunanistan’da Müslüman Türkler,
çatısı çöken evlerini bile tamir edemiyor ve fakat Yunanistan Karadeniz’in
yiğit çocuklarına, “Siz Rumsunuz” diyerek iş, aş ve üniversite vaat ediyor,
Atina’ya çağırıp beyin yıkama kamplarına sokuyor. İtalya Başbakanı,
“Müslümanlar, Hıristiyanların üstünlüğünü kabul etsin artık” derken,
Türkiye’de birileri, yanlarına papazları alıp şehir şehir dolaşıyor, onlara
iftar sofralarında dualar yaptırıyor, hatta papazların istemediği
Hıristiyanları, mesela Türk Ortodoks Patrikhanesi mensuplarını iftar
sofralarına sokmuyor…

Bunlar sürekli yazdığımız konular. Yâni zâten bildiğiniz şeyler. İşte bütün
bu faaliyetlerden sonra Türkiye kelimenin tam anlamıyla bir “Misyonerler
cenneti” haline geliyor, Hıristiyan ve Musevilerin iyi insan ve bu dinlerle
diyaloga girmenin güzel ve faydalı bir şey olduğu tarihi Haçlı saldırılarına
karşı koymaktan sanayi devrimini yapma fırsatı bulamamış Türk insanına
bizzat bâzı Müslümanlar tarafından propaganda edilirken, bir de bakıyoruz
Bartholomeos “Devlet içinde devlet” haline gelmiş, “Ben Ekümenik Patriğim”
diyor, İstanbul’un adını “Konstantinopolis” olarak değiştiriyor,
Hıristiyanlar ve Museviler Türkiye’nin en hassas bölgelerinden on binlerce
metrekare toprak satın almaya başlıyor, yetmiyor, yine bir de bakıyoruz ki
AB Türkiye’ye dönüyor, “GAP’ın yönetimi ortak olacak, bu işe İsrail de dahil
edilecek” deyiveriyor.

Dahası…

AB’nin Hıristiyan parlamenterleri Diyarbakır’a gelip, “Burası Kürdistan,
Diyarbakır da Kürdistan’ın başkenti” deme, Diyarbakır’ı yönetenler de onunla
birlikte kol kola girip, Öcalan posterleri altında, “Biji Apo” diye zılgıt
çekme küstahlığını gösteriyor. Batı’da “Türkler Ermeni soykırımını kabul
etmek zorundadır” yönlü parlamento kararları alınırken Doğu’da
Ermenistan’ın en güçlü partisi Taşnakisyun, “İlerde Türkiye’den toprak
talebimiz olacak deyiveriyor… Ege’de durum aynı, Kıbrıs’ta durum aynı… Ve
daha trajik olanı, bu coğrafyadan 20 küsur bin kilometre ötedeki ABD, “Haçlı
seferi başlattım” diyerek geliyor, Irak’ı işgal ederek bölgenin kuzeyinde
kendine “Güney Kürdistan” diyerek, “Benim bir de kuzeyim var” demek isteyen,
yani gözünü Türk topraklarına dikmiş bir devletcik oluşumunu sağlıyor.
PKK’nın şemsiyesi haline gelmekle kalmayı, Irak’ın tamamını misyonerler ve
kiliselerle donatıyor. Papazların önünü kesmesin diye adam öldürmeye din
büyüklerinde, üniversite öğretim üyelerinden ve cami imamlarından başlıyor.

Sonra Irak’ın kuzeyini misyonerlerle dolduruyor…

18 Ağustos 2004 tarihli, Hıristiyan Moon tarikatı’nın yayın organlarından
Washington Times gazetesinin Erbil mahreçli, Julia Duin imzalı haberinde
Kürtlerin İslâm’ı, “Baskıcı Arapların ve Türklerin dini olarak gördüğüne
dair” haberler çıkıyor ve Julia müjdeyi veriyor:

“Hıristiyanlık Irak’ın kuzeyinde hızla yayılıyor:

Musul’un kuzeyindeki Al Qosh köyündeki Virgin Mary Manastırını yöneten
Hıristiyan keşiş Mofid Toma Marcus ise, bu topraklarda Hıristiyanlara cirit
attıran, onlarla iftar sofralarında yan yana oturup iftardan kalkınca da
koluna girerek Türkiye’yi şehir şehir turlatan Müslümanların kulağına küpe
olacak şu sözleri söylüyor:

“Müslüman ailelerin Hıristiyan köylerinde yaşamalarına izin vermiyoruz.,
çünkü Müslümanlar yavaş yavaş köyü, Müslümanların çoğunlukta oldukları bir
köye çeviriyor!”

Evet, işte Hıristiyan, işte Batı değerleri budur.

Onlar İspanya’da da Müslümanların yaşamasına izin vermediler. Avrupa’da da
vermiyorlar, “Ya bize benze, ya defol” demeleri ve Türkiye’ye, “Biz
Bizans’ın çocuklarıyız, AB üyesi olmak istiyorsan bize benze” dayatmaları bu
yüzden. Onlar Kıbrıs’ta da Müslümanlara yaşama izni vermemiş, Türk çocukları
banyo küvetlerinde kesmiş, onları teneffüste oyun oynarken makineli
tüfeklerle biçmişlerdi…

Demem şu…

Hadi birileri, bu toprağın çocuklarının dinini öğrenmesinden rahatsız
oluyor, laiklik adı altında ve fakat aslında sakladığı bir başka din,
milliyet ve ideoloji adına Müslüman’dan, “Kur’an görmüş şeytan gibi” nefret
ediyor…

Hadi birileri, bu topraklarda Müslüman Türk insanının evinde birkaç komşu
çocuğuna Kur’an öğretmesini devlet ve cumhuriyet için tehlike görürken,
aynı şeyi misyonerlerin “kilise evlerde” yapmasını “din ve vicdan özgürlüğü”
diye savunabiliyor…

İyi de “Ben Müslüman’ım!” diyenlere ne oluyor… Onlar niye misyonerlere
kılavuzluk ediyor ve biz misyonerlere, “Haddinizi bilin” türünden ikazlarda
bulununca, niye, sahi niye rahatsızlık duyuyorlar…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: