İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TÜRKİYE’DE GERÇEĞİN HÜKMÜ YOK

Ayşe Günaysu

Diyalektik materyalizm bize esas olanın, belirleyici olanın objektif gerçeklik olduğunu öğremişti. Diyalektik materyalizm mi biraz şematikti, onun bize yansıyan yorumu mu, yoksa bizim şematikliğe yatkın algımız mı, şimdi onu bilemeyeceğim ama bu saptamanın eksik olduğunu hayat bana öğretti. Çünkü bazen hayatın akışını belirleyen, sübjektif gerçeklik. Yani neyin ne olduğu değil, insanların neye inandığı. Öyle ki sonuçta sübjektif gerçeklik objektif gerçekliğe dönüşüyor, yani hayatı belirleyen objektif koşullardan biri haline geliyor. Çünkü objektif gerçeklik öyle bardak gibi açık ve seçik durmaz insanın karşısında. Mesela dünyanın yuvarlak olduğu objektif bir gerçeklikken, hayat dünyanın düz olduğu inancı üzerinden akıyordu. Egemen olan sübjektif gerçeklikti. O kadar egemendi ki, dünyanın düz olmadığını söyleyen bilim adamları diri diri yakıldı.

Türkiye bu bakımdan hâlâ Ortaçağ’da yaşayan ülkelerden biri. Çünkü objektif gerçekliğin hâlâ hükmü yok. Çünkü yalanın egemenliği sürüyor, koskoca bir toplumun kolektif bilincini yalan şekillendiriyor, yalan iktidar olabiliyor ve sonuçta hayatın akışını böylece sübjektif gerçeklik belirleyebiliyor.

Mavi Kitap sadece bir örnek. 1916’da İngilitere’de basılan, 150 görgü tanığının anlatımlarını içeren “1915-1916 Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yapılan Muamele” başlıklı kitap. Yani yaygın olarak bilinen adıyla Mavi Kitap. (Kitapta yer alan 150 tanıklığın ilk 75’i Pencere Yayınları tarafından Türkçe olarak yayınlandı.) Tanıklıkları bir araya toplayan, güvenilirliklerine göre elemeden geçiren ve yayına hazırlayan Lord Bryce ve Arnold Toynbee.

Sübjektif gerçekliğin bütün haşmetiyle hüküm sürdüğü Türkiye’de Mavi Kitap “uydurma” olarak bilinir. 19 Mart 2004’te Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında ana haber başlığı “OYUNA GELDİK” idi. Haberin spotu da şöyleydi: “Tarihçi Arnold Toynbee, hatıralarında, Lord James Bryce ile yazdığı ve Ermeni iddialarına kanıt olarak gösterilen Mavi Kitap’ı da anlatarak, ‘Hükümetin propaganda için hazırlattığını bilseydik yapmazdık’ diyor. Toynbee, 1915’teki Ermeni tehcirinin amacının ‘güvenlik önlemi’ olduğunu, ABD’nin aynı şeyi Pearl Horbour sonrası Japon asıllı Amerikalılara yaptığını söylüyor.”

Bu haber üzerine çok sayıda köşe yazarı yazılarında Ermeni soykırımıyla ilgili görüşlerini bu temel üzerine oturttular. Türkiye kamuoyu böyle oluştu.

Hürriyet’in demokrat kılıklı haberci/yorumcusu Sefa Kaplan’ın bu haberi yaparken dayandığı kaynak, Arnold Toynbee’nin Acquaintances başlıklı kitabının (Oxford University Press, 1967) Hatırladıklarım: Tanıdıklarım başlıklı Türkçe çevirisi (Klasik Yayınları, Ocak 2005).

Oysa metnin İngilizcesi ile Türkçesi yanyana konulup karşılaştırıldığında görülüyor ki, Türkçe çeviri sansürlenmiş! “Soykırım”a ya da “Türkler tarafından yapılan canavarlık”lara yapılan bütün atıflar çıkarılmış. Bazıları değiştirilmiş. Yer darlığından sadece bir örnek vereceğim. Sefa Kaplan, haberinde “Toynbee, 1915’teki Ermeni tehcirinin amacının ‘güvenlik önlemi’ olduğunu, ABD’nin aynı şeyi Pearl Horbour sonrası Japon asıllı Amerikalılara yaptığını söylüyor” diyor ya, gerçek şöyle: Evet, Toynbee Acquaintances kitabında, bunu diyor ama ondan sonra söyledikleri Türkçe çeviride yok! Sansürlenmiş! Gerçekte Toynbee söze şöyle devam ediyor “Ne var ki Türkiye’de 1915’te tehcir edilen Osmanlı Ermenileri yalnızca soyulmakla kalmadılar. Tehcir, kasıtlı olarak, yolda mümkün olan en yüksek sayıda can kaybına yol açacak şekilde vahşice uygulandı. Bu, İttihat ve Terakki Partisi tarafından işlenmiş bir suçtu ve bu konuda yaptığım çalışmamın belleğimde bıraktığı izi, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi’lerin daha da büyük bir soğukkanlılıkla gerçekleştirdiği soykırım bile silemedi.” (orijinal metinde s. 242)

24 Ocak 2006 tarihli Salı günkü Milliyet’de de haber başlığı şöyle: “Mavi kitabın yazarından müthiş itiraf”. Toynbee 1916’da yazdığı bir mektupta “konu hakkındaki bilgimin büyük bölümü pek sağlam değil ve ikinci ağızdan edinilmiş bilgilerden oluşuyor” demiş.

Objektif gerçek kimin umrunda? Toynbee kitabın yazarı değil. Kitap görgü tanıklıklarından oluşuyor. Toynbee elindeki çok sayıda belgeyi güvenilirliklerine göre tasnif etmek durumunda, bunun için sayısız kaynağa kimi zaman mektuplarla başvurarak belgelerin güvenirliğini tespit etmeye çalışıyor. Ama Toynbee, yalan söylenerek kitabın “yazarı” yapıldığında, “yazdıkları”nın güvenilmezliği bir çırpıda kanıtlanmış oluyor. İnsanların bilinçleri böyle manipüle edilince de sübjektif gerçekliğin güçlü iktidarı Türkiye’de bütün haşmetiyle sürüyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: