İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Almanya da aynı

Gündüz Aktan

Ermeni soykırım iddiaları konusunda Münih’te katıldığım toplantıdaki izlenimlerim Zürih’tekilerden pek farklı değil. Ermenilere soykırım yaptığımız konusunda Alman kamuoyuna da genel bir kanı hâkim olmuş. Hamburg’taki Şarkiyat Enstitüsü’nün ve onun yetiştirmelerinin uzun yıllardır yaptıkları propaganda etkisini gösteriyor.

Türkiye’nin aleyhine bu hava uzun bir süreç sonunda oluştu. 12 Eylül 1980 müdahalesinden kaçanların büyük kısmı Almanya’ya sığındı. Bunlara, Türkiye’de yoğun insan hakları ihlalleri olduğu gerekçesini kullanan, ama aslında ekonomik nedenlerle gelenler eklendi. Nihayet PKK terörizmiyle mücadele sırasında Kürtler de sığınmacı oldular.

Alman kilise kuruluşları, insan hakları dernekleri ve basın sığınmacıların her söyledik-lerine kolayca inandı. Çünkü bir yandan Türkiye’de mezalim yapıldığına inanmak istiyorlardı;

öte yandan da 1975-80 arasındaki terör ve anarşinin şiddetle bastırılması buna uygun bir ortam yaratıyordu. Böylece zaten parlak olmayan Türk imajı tahrip oldu.

Ama Türkiye karşıtlığının başka nedenleri de var. Almanya’nın birleşmesinden kısa bir süre sonra yani 1990’ların başında Neonaziler Türklere saldırmaya başladı. Halkta yükselen ırkçı dalga, bu küçük ve aşırı grubun şiddeti şeklinde ifadesini buldu.

Alman toplumunun geçmişten ders alan kesimlerinin kuvvetle karşı çıkması, kan esasından belli ölçüde ayrılan vatandaşlık yasasına göre Türklerin Alman vatandaşlığına geçmeye başlamaları ve nihayet SPD-Yeşiller hükümetinin AB üyeliğimize ilişkin olumlu tutumu Türk karşıtı akımın denetlenmesine, hatta gerilemesine imkân verdi.

11 Eylül sonrası dönemde İslam adına terörizme girişen Müslümanların bir kısmının Almanya’da yuvalanmasının da verdiği ivmeyle Türk karşıtı duyguların artmakta olduğu hissediliyor. Bu bağlamda daha önce de varlığı hissedilen üç sorunun ağırlaşarak ön plana gelmeye başladığı görülüyor.

İlki Türklerin eğitimiyle ilgili. Batı Avrupa’daki Müslüman azınlıkların yaşadıkları toplumlarla bütünleşemedikleri biliniyor. Fransa’daki olayların benzerlerinin Almanya’da olmamasının nedenleri var. Ama Türk çocukların neredeyse yarısı zekâ sorunu olanlar için açılmış okullara gönderiliyor. Bunların da yarısı o okulları bitiremiyor. Üniversiteye gitmeyi sağlayan gimnasyum türü liselere gidenlerin sayısıysa çok az. Bu durumun tek nedeni yeterince Almanca bilmemeleri olamaz. Böyle giderse, Fransa’daki gibi, ileride hiçbir işe yaramayan dışlanmış bir Türk grup ortaya çıkacak.

İkinci sorun Almanya’nın kendisine uygun bir ‘Avrupa İslamı’ yaratma çabaları. Türkiye’nin laikliğini devlete bağımlı olduğu için eleştirenler, şimdi, mensup olmadıkları bir dine, başarı şansı olmayan bir müdahalede bulunmaya hazırlanıyor. Kürtleri ve Alevileri ayıran, Diyanet’in orta yol İslam’ına güçlük çıkaran, Milli Görüş’ten korkan ama fanatik gruplara da göz yuman ve Türklerin dini açıdan bölünmüşlüğünü teşvik edenler, kendi müdahaleleri sonunda sadece vahim karışıklıklar çıkacağının farkında değiller.

Üçüncü sorun ise Alman kamuoyunun Ermeni soykırımı yapıldığına adeta iman edermişçesine inanması. Süryanilerin de soykırıma tabi tutulduğu tezi işleniyor. Geçen yıl parlamentonun kabul ettiği ‘Ermeni katliamı’ kararı Türk toplumunu derinden sarsmış.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan ve Türklere karşı giderek arttığı hissedilen ırkçılık; eğitim, din ve soykırım sorunlarıyla etkileşiyor ve bunların ağırlaşmasına yol açıyor. Türk çocuklar aşağı, yeteneksiz, medeniyetsiz vb. görülerek eğitimde başarısızlığa itiliyor. Avrupa İslamı oluşturularak, demokratik değerlerle bağdaşmadığı düşünülen fanatik bir dinin ıslahı amaçlanıyor. Ve nihayet Türkiye, ‘Nazilerden farkı olmayan İttihatçıların’ yaptığı soykırımı tanımaya ve böylece Holokost’un tekliğini bozmaya zorlanıyor. Bunlar tipik ırkçı tutumlar.

Oysa çözüm için, eğitimde olumlu ayırımcılık, Diyanet’in İslamı’nın kabulü ve Ermeni sorunu konusunda birlikte tarih ve arşiv çalışması yapmak mümkün.

Yoksa değil mi?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: