İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ne Mesihler geldi geçti

Hazreti İsa’dan sonra Osmanlı’da da pek çok kişi ortalığı birbirine katarak kendini Mesih ilan etti. Çoğu yönetime başkaldıran bu Mesihlerin macerası ölümle bitti

AVNİ ÖZGÜREL

‘Ben Mesihim!..” Ağca bu sözü söylediğinde zihinlerde iki kanı oluştu. Bir grup bu çıkışı onun zekâsına bağladı ve dünyanın ilgisini çekmek için yaptığı manevra olarak gördü. Bir grup da “Psikolojik sorunları olduğu belliydi” dedi ve geçti. Tabii bu arada ona inanan da olmamış değildir… Bu şekilde sabuklamasından sonra Papa tarafından ziyaret edilip bağışlandığına ve kimi Hıristiyan çevrelerde sözleri dikkate değer bulunduğuna göre böyle bir grubun varlığından da söz edilebilir..

Mesih biliyorsunuz ‘yağlanarak kutsanmış’ anlamında bir sözcük. Ancak ‘beklenen kurtarıcı kişi’ manasında kullanılıyor. Ve Hz. İsa’dan sonra gerek Doğu’da gerekse Batı’da Mesih olduğu iddiasıyla çok sayıda kişinin çıktığı biliniyor. 1524’te David Reubeni adında biri sayesinde Osmanlı coğrafyasına ulaştı Mesih dalgası. Avrupalıların gözünde Reubeni, Hıristiyanları ve Musevileri Doğu’daki Türk/İslam hâkimiyetinden kurtaracak Mesih’ti.

‘Yavaş yavaş öldür beni’

Aynı dönemde Anadolu’da da Şeyh Celal adında bir Mesih çıktı.. Bozoklu Celal Kalanderi dervişlerinin kıyafetiyle Turhal’a gelip bir mağarada yaşamaya başlamış, merak edip kendisini yoklamaya gelenlere Mehdi olduğu propagandasını yapmaya başlamıştı. Yoksulluk ve kargaşadan yılmış insanları çevresinde toplayan Şeh Celal ‘Şah Veli’ unvanını aldığını ilan edip müritlerini silahlandırmaya başladı. Başlangıçta Osmanlı yönetiminin ciddiye almadığı Celal, 20 bin asker toplayıp tehdit oluşturunca üzerine gidildi ve Erzincan’ın Akşehir ilçesinde yakalanıp öldürüldü. Ege taraflarında da Mehdiliğini ilan edip yakalandıktan sonra işkenceyle öldürülmesine hükmedilen bir kişi vardır. Cellat uzuvlarını keserken yüzünde zerrece acı ifadesi bulunmadığı hatta işini çabuk bitirmek için hızlı hareket eden cellata ‘İvme’, yani ‘yavaş ol, tadını çıkarmama izin ver…’ manasında tepki verdiği söylenir..

19. yüzyılın meşhur Mehdi/Mesihi Kadıyanlı Mirza Gulam Ahmed’tir. 1835 senesinde Hindistan’ın Kadıyan kasabasında doğan Ahmed, 1889 yılında Mesih ve Mehdi olduğunu ilan etti. Ve Kadıyanilik hareketini başlattı. Halen de dünyada 200 milyonu aşkın taraftarı olan inanç kolu oldu bu..

Orta Asya çevresi böylesi iddiaların sıkça dile geldiği bir bölge elbette. Aklıma gelen tanınmış ‘Mesih’lerden biri Fazlullah Esterebadi. 1340 senesinde ‘Şehabeddin’ adıyla doğan Esterebadi, daha sonra geldiği İsfahan çevresinde dini sohbetlerine katılanlara açıkladı Mehdiliğini. Ve bir mağaraya çekilerek orada yaşamaya başladı. Zaman geçtikçe çevresine çok sayıda mürid topladı. Timuroğullarından Miranşah uzun uğraşlardan sonra onun devlet için tehdit olduğuna sarayı inandırıp topladığı orduyla üzerine yürüdü ve 1394 senesinde yakalanıp getirildiği Alıncak kalesinde işkenceyle öldürttü.

Sabetay Sevi de Mesih’ti

Elbette ‘mesihlik’ iddiasında bulunan kişiler içinde Sabetay Sevi’nin özel bir yeri var. Matrix filmine taş çıkartacak olay ve gizem zenginliğine sahip Sabetay hareketi. Onun inananlarınca kabul edilen doğum gününün 1 Ağustos 1626 olmasının dahi gayet iyi hesaplanarak bulunduğu söylenebilir. Bu konuda Musevi inancına dayalı Kabala yorumlarından, 666 sayısının Şeytan’ı simgelediğinden ve onunla mücadele edecek Mesih’in işaretlerine kadar pek çok şey söylenebilir.

İzmir’de doğan Sabetay Sevi, Musevi tasavvufunu şekillendiren Kabalaya vakıf bir din adamı olarak yetişti. Haham olarak çalışırken gördüğü rüyaları cemaate anlatmasıyla başladı onun yükselişi. Kudüs ziyaretinde tanıştığı Gazzeli bir Yahudi din adamı olan Nathan’ın telkinleriyle Mesih olduğunu söylemeye başladı. Bir anda Avrupa’da yayılan ünü ve etkisi dolayısıyla pek çok Yahudi Filistin’e göç hayaliyle yanıp tutuşur oldu. 1665’te Almanya’da örneğin Hamburg Yahudileri ona ‘Yahudi Kralı’ olarak dua eder oldular. Musevi inancında yer alan şer’i hükümlerden kimini ‘kaldırdığını’ ilan edene kadar ünü dalga dalga yayıldı ve din adamları arasında da etkili oldu. Ancak Yahudi şeriatını tartışmaya açması üzerine Sevi Osmanlı padişahına şikâyet edildi. Ondan şikâyetçi olanlar hahamlardı elbette. Fındıklı Silahtar Mehmet Ağa’nın anlattığına göre 16 Nisan 1667’de Edirne’ye getirilip Padişah Avcı Mehmed’in de kafes arkasından izlediği bir ortamda sorgulandı. Sorgucuları Şeyhülislam ve Vani Efendi’ydi. Ona ‘Şayet gerçekten Mesih isen mucize göster, değil ise Müslüman ol..’ dediler. Mucize göstermeyi reddeden Sevi kelime-i şehadet getirerek orada Müslüman olduğunu açıkladı;

Adı Mehmet oldu

Mehmet Efendi ismini aldı, kendisine maaş bağlandı ve sarayın İçoğlanlar Hamamı’nda görevlendirildi. Ama hikâyesi orada bitmedi Sabetay Sevi’nin. Yahudiler şok olmuşlardı. Ama Sevi Tanrı’nın iradesiyle misyonunu Müslüman kimliği altında sürdüreceğini duyurdu. Ve gizliden gizliye Yahudi inancını yaşamaya devam etmesi üzerine birkaç yer değiştirdikten sonra onu nihayet Arnavutluk’un Ülgün ( Bugünkü adı Dolcigno) kasabasına sürüldü ve 1676’da hayatını kaybetti.

Modern çağın ‘Mesih’leri

Dünyadaki yaygın Hıristiyan tarikatlarında ‘beklenen kurtarıcı’ olduğuna inanılan pek çok kişi var. Ama bunların içinde ‘ilahi misyonuna’ terörist bir eylemle başlayan tek kişi Mehmet Ali Ağca. Ama onun henüz Mesihliğinden yeni yeni söz etmeye ve Hıristiyanları çok etkileyen ‘Fatıma’nın üçüncü sırrının kendisinde tecelli ettiğini’ açıklamaya başladığı dönemde Türkiye’den biri milletvekili diğeri iktisatçı iki Mesih daha çıktı. Hasan Mezarcı Refah Partisi’nin bir milletvekiliydi ve kamuoyu onu Atatürk ve Cumhuriyet aleyhindeki beyanlarıyla tanıyordu. Hakkında açılan davalar, aldığı ceza ve hapishane günleri Hasan Mezarcı’yı Mesih olduğunu, hatta daha da ileri giderek peygamber olduğunu açıklama noktasına getirdi.

Türkiye, Mezarcı’nın yarı magazin yarı ciddi açıklamalarını izlerken DPT’de görev yapmış akademik unvanlı bir Mesih/peygamber daha çıktı: İskender Evranasoğlu.. Çok sayıda insanı kendisinde ilahi bir misyo olduğuna inandıran Evranasoğlu çıktığı TV tartışmaları sonrasında adli takibe uğrayacağını anlayınca Amerika’ya gidip yerleşti ve internet üzerinden gerek radyo gerekse TV kanalı oluşturarak müritleriyle münasebetini sürdürdü.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: