İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Artan sorunlar

Gündüz Aktan

Geçenlerde Ermeni iddiaları konusunda Zürih’teki Türk toplumuyla iki toplantıya katıldım. Hollanda’daki gibi, buradaki Türk toplumunun da sorunları ağırlaşıyor. İsviçrelilerin Türklere karşı yabancı düşmanlığı hatta ırkçılığı giderek artıyor. ‘Ermenileri soykırıma uğrattığınız gibi, Kürtlere de katliam yapıyorsunuz’ türü iddialar İsviçre’de kök salmış. Bu iddiaların inkâr edilemez gerçekler olduğundan yüzde 100 eminler.

Perinçek ve Hallacoğlu hakkında başlatılan soruşturmalardan sonra Türkiye ile İsviçre arasındaki resmi temaslar kesilmiş gibi. Yani İsviçre’nin bu tutumu iki ülkenin ilişkilerini adamakıllı bozacak raddeye gelmiş.

İsviçre, Ermeni meselesine tehcirden bu yana ilgi gösteren ülkelerden biri. Bu ilgi zaman zaman aşırı hal alıyor. Parlamentonun kabul ettiği karar ve yayımladığı bildiriye hükümet katılmadığını bildirmiş. Ancak benzer durumdaki diğer ülkelerde olduğu gibi, hükümetin basit bir ‘Katılmıyorum’ beyanı sorunu halletmiyor. Herkes hükümetin İsviçre çıkarlarına halel gelmesin diye böyle kaçak bir tutuma girdiğini biliyor.

Kurumlar, kuruluşlar ve toplum kesimleri arasında adeta bir işbölümü var. Parlamentolar kolektif sorumluluğun veya sorumsuzluğun verdiği fütursuzlukla istediği kararı alıyor. Ermeni soykırımı iddialarını Kürt ayrılıkçı taleplerini güçlendirmek için kullanan bazı gazeteciler, demokrasi ve ifade özgürlüğüne sığınıyor ve yoğun kampanya yapıyor. Aynı şekilde dernekler ve enstitülerle üniversitelerdeki bazı kişiler akıllarını bu işe bozmuşçasına durmadan yazıyor.

Halk bu bombardıman altında söylenenlere inanıyor. Bu şartlar altında hükümetin ‘Ben karışmıyorum’ demesinin bir anlamı yok. Tutum alması ve ilişkilerin daha da bozulmasını önlemeye çalışması lazım. Oysa bu durum, Almanya’daki gibi, görevlendirilen kişi ve derneklerin planlı bir psikolojik harekât yürüttüğü izlenimi veriyor.

Tabii başka nedenler de var. İsviçre üç ayrı milli azınlığın bir araya gelmesinden oluşan bir devlet. Tarihte hep parçalanma psikolojisi içinde olmuş. AB üyesi olmak istememesinin ardında da bu korku var. Bu nedenle dünyanın her yerinde azınlık haklarını savunmayı, kendi iç dengesi açısından önemli görüyor.

Ama galiba asıl neden bu ülkede de artan yabancı düşmanlığı ve ırkçılık. İsviçre, 1990’ların ikinci yarısında, Amerika’nın ve Yahudilerin baskısı sonucu, II. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere karşı işlediği suçlarını kabul etmek ve büyük tazminat ödemek zorunda kaldı.

Bu nedenle şu veya bu şekilde Holokost’a katılan diğer Avrupa ülkelerinde de görüldüğü gibi, İsviçre de tarihin her dönemimde ve dünyanın her yerinde soykırım yapıldığını kanıtlamaya yani soykırımı banalize etmeye çalışıyor. Türklere karşı duyulan ırkçılığı da göz önüne aldığımızda, Ermeni soykırım iddiasından daha uygun bir imkâna da sahip değil. Bir bakıma ‘Sen de bizim gibi, suçunu kabul et’ demek istiyor.

Biraz karışık olmakla birlikte, bu bağlamda bir başka bilinçaltı mekanizmaya da işaret etmek gerekiyor. Türklere karşı duydukları ırkçı nefreti, ‘Türkler Kürtlere ırkçı nefret duyuyor’ şeklinde ‘deplace’ ediyorlar. ‘Türkler zaten Ermenilere de aynı şeyi yapmışlardı’ teziyle bu görüşlerini güçlendiriyorlar.

Öte yandan soykırımın ardında antisemitizm türü bir ırkçılığın yattığını inkâr etmek istedikleri anlaşılıyor. Soykırım Sözleşmesi’nden ceza yasasının 264. maddesine yaptıkları aktarmada ‘bir grubun grup olarak’ yok edilmesi anlamına gelen iki kelimeyi (as such) atlamışlar. Aslında Fransızlar da aynı şeyi yapmışlardı. Böylece ırkçılık olmadan soykırım olabileceğini ileri süren İsviçreliler çıkabiliyor.

Bu durumda İsviçre toplumunun ciddi hastalık arazları gösterdiği söylenebilir. Bundan kurtulmak o kadar da zor değil. Ermeni tezlerini tekrarlayacaklarına, bizimle ortak çalışma başlatabilirler. Arşivleri birlikte ele alabilir, toplantılar tertipleyebiliriz. İsterlerse Ermenileri de çalışmalara katabilirler.

Biz de konuyu ne kadar bildiklerini görürüz.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: