İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Annem, halkım, ülkem

Antilogus ve Yahudilerin yaşadıklarını birlikte ele alan Bongrand; oğul-anne arasındaki bağı, halk-ülke ilişkisiyle sentezliyor

ESİN COŞKUN

“Bilir misin ne derlerdi, o zaman? Derlerdi ki: Bir anne, çocuğunun çığlıklarını ne zaman duysa tanırmış. Yavrusu denizdeyken, rüzgârın ne yönden estiğini bilirmiş, üstelik kendisi karada olsa bile. Çocuğu susamışsa onun da ağzı kururmuş, fersah fersah uzak olsalar bile. Çocuk açlık çekerse, annesinin midesi yanarmış. Rivayete göre, bir oğlan da annesini nasıl bulacağını hep sezermiş. Ama beni en çok çarpan, ölüm hakkında söyledikleri oldu. Demelerine bakarsan bir anne çocuğunun güvende olduğunu bilmeden ölemezmiş, uykudan bahseder gibi bahsediyorlardı ölümden. Güvende derken neyi kastettiklerini de bilmek lazım. Bana anlattıkları şu: Çocuk tehlikedeyse, anne beklermiş, bir tanesinin kendisini kurtarmasını beklermiş, ve denizdeyse eğer, karaya ayak basmasını, korkunç canavarlar peşindeyse, saldıramayacakları kadar uzağa kaçmasını beklermiş. Ve onu son bir kez görmese bile olurmuş. Hayır, hissedermiş artık canına zarar gelmeyeceğini. O zaman son bir kez gülümser ve gidiverirmiş işte. Ve çocuk işlerini yoluna koymayı beceremezse, demek istiyorum ki, annesinin dualarına ve kendi maharetine rağmen hayatı hâlâ zor ve tehlikeliyse, o zaman… O zaman, annesini ölümsüzlüğe mahkûm edermiş. Neyse; ben söyleyenlerin yalancısıyım.”

Fransız yazar Caroline Bongrand’ın Boğaz Çocuğu adlı romanının başlangıcında yer alan bu yazı, kitabın özünü yansıtıyor. Çünkü kitapta, 1662 yılında İstanbul’da Ortodoks Rum bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, ancak sünnetli olarak doğduğu için lanetli kabul edilip babası tarafından reddedilen Antilogus’un hikâyesi anlatılıyor. Bongrand, İspanyol Yahudisi bir çift tarafından evlat edinilen Antilogus’la sevdikleri, ama özellikle de annesi arasındaki ruhsal ilişkiyi masalsı bir dille anlatıyor.

İstanbul’daki Yahudiler

Antilogus, annesi Atina ve üvey annesi Ester arasındaki ilişkiyi gerçeküstü öğelerle bezeyerek ele alan Caroline Bongrand, 17. yüzyıl İstanbul’una yerleştirdiği bu trajik hikâyeyi bir destan tadında kaleme almış. Bunu yaparken de o dönemin İstanbul’unu, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan değişik ırklar, cemaatler arasındaki ilişkileri, dönemin günlük yaşam tarzını aslına uygun olarak yansıtmayı başarmış. Bu konuda titiz bir tarihi araştırma yapan Bongrand, İspanya’dan sürgün edilmeleri üzerine Osmanlı padişahları tarafından kabul edilen ve koruma altına alınan Yahudilerin İstanbul’daki yaşam biçimleri, gelenekleri ve ibadetleri üzerine oldukça ayrıntılı tasvirler sunuyor. Aynı zamanda onların Osmanlı’ya ve İstanbul’a bağlılıklarını kimi yerlerde gerçekçi, kimi yerlerde duygusal bir bağlamda ele almış. Bunun için Sabatay Sevi Olayı gibi tarihi bir olayı kitabın merkezine yerleştiren Bongrand, belki Sabatay Sevi’yi değil ama Antilogus’u İstanbul’daki Yahudi cemaatinin kurtarıcısı, kahramanı yapmış. Gerçekten de kitapta, Maşiah yani Kurtarıcı kabul ettikleri Sabatay Sevi’nin ardından giderek Osmanlı’ya ihanet eden, ancak Sevi’nin dinini inkâr ederek Müslüman olmasının ve Yahudi cemaatinin onun yüzünden cezalandırılmasının ardından, ‘dönek’liği kabul etmeyen Yahudilerin yapılan hatayı telafi etmek ve Osmanlı Sultanı’nın gözüne tekrar girebilmek için giriştikleri büyük iş anlatıyor. Ve bu büyük iş, yani Amerika’ya giderek oradan Sultan ve Yahudi cemaati için büyük bir buluş ve servetle dönme işi ise, genç Antilogus’a düşüyor.

Antilogus’un trajik hikâyesiyle, Yahudilerin başından geçen trajik olayları birbirine paralel olarak ele alan Bongrand, bu şekilde oğul ve anne arasındaki bağı, kişinin halkı ve ülkesiyle olan bağıyla sentezleyerek bir bakıma vatan sevgisini ön plana çıkarıyor, hatta Yahudilerin Osmanlı’ya olan bağlılığının altını özellikle çiziyor. Diğer yandan, Rumların Yahudilere olan düşmanlığını, ama her şeyden önce Hıristiyan dünyanın Yahudilere olan düşmanlığını dile getirirken ve beyazların siyahlara yaptığı zulmü aktarırken de her türlü dinsel, ırksal, dilsel ayrımcılığın yarattığı insanlık dışı uygulamalara gönderme yapıyor. Bu bakımdan Boğaz Çocuğu, Türkiye’de sık sık tartışılan kimi konuları da tekrar gündeme getirmiş oluyor: Türkiye’de yaşayan değişik ırktan, dinden, dilden insanlar arasındaki ilişkiler, Osmanlı’nın hoşgörüsü, uygulamaları ve ‘Türklük’ kavramının asıl içeriği.

BOĞAZ ÇOCUĞU

Caroline Bongrand, Çeviren: Saadet Özen, Can Yayınları, 2005, 399 sayfa, 19 YTL.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: