İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

PATRİK MESROB II: “ALLAH BÜYÜK!”

2005 yılının Ocak ayında kitabının tanıtımı için İstanbul’da bulunan Suriyeli Ermeni basın mensubu Salpi Kasbaryan, Prof. Dr. Rahip Levon Zekiyan’ın ve Karagözyan İlköğretim Okulu’nun o günkü müdiresi Armaveni Miroğlu’nun şifahi tavsiyesiyle Patrik II. Mesrob Hazretleri tarafından kabul edilmişti. Patrik Hazretleriyle teyp çözümü aşağıda bulunan mülakatı gerçekleştiren Kasbaryan, daha sonra ülkesine dönmüştü. Mülakatı birkaç kez gözden geçiren Patrik Hazretleri, toplumda huzursuzluğa neden olabileceğini düşünerek, Kasbaryan’ı telefonla arayarak mülakata ambargo koymuş ve herhangi bir basın organında yayımlanmasına izin vermemişti. Kasbaryan, Patrik Hazretlerinin iradesine saygı göstereceğini söylemiş ve mülakatın yayımlanmayacağına dair söz vermişti.

Ancak, tam oniki ay önceki mülakat, önce Beyrut’taki Demokrat Hürriyet (Ramgavar) Partisi resmi yayın organı “Zartonk” Gazetesinin bu yılki Yılbaşı özel sayısında, sonra da Halep Ermeni Başepiskoposluğu’nun resmi yayın organı “Kantsasar” dergisinde yayımlandı.

Mülakatın teyp çözümünü Türkçe’ye çevirerek aynen yayımlıyor ve okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz:

KASBARYAN: İstanbul Ermeni Patrikliği’nin birincil sorunu nedir?

MESROB II: Ermeni Kilisesinin dört hiyerarşik makamlarından biri olup 544 yıllık bir tarihe sahip olan Patrikliğimizin en önemli görevi, kilisemiz üyelerinden oluşan toplumun varlığını sürdürmesini sağlamaktır. Gerçi “varlığını sürdürmek” oldukça soyut bir söylem. Burada sözünü etmek istediğim Ermeni Hristiyan kültürünün Ermeni asıllı kişiler tarafından tüm cepheleriyle benimsenmesi olayıdır. Diasporadaki diğer cemaatlerle karşılaştırıldığında Istanbul’daki Ermeni toplumu hala en canlı cemaatlerden biri olma özelliğini korumaktadır. Dolayısıyla bizim başlıca kaygımız toplumumuzun kilise ve okul ağına yeni bir şevk, yeni bir heyecan katarak günümüzün koşullarına uyum sağlanmasını gerçekleştirebilmektir. Aksi takdirde bütün bir kuşağı kaybedebiliriz.

KASBARYAN: Diğer üç hiyerarşik makamla ilişkileriniz sanki aynı düzeyde değiller.

MESROB II: Aksine bizim diğer patriklik makamlarının üçüyle de ilişkilerimiz gayet iyi. Üçüne de aynı şekilde yaklaşıyoruz. Ermeni Kilisesi dört hiyerarşik merkezi ve diğer episkoposluklarıyla tek bir kilisedir. Tarihsel olarak öncelikli hiyerarşik merkez Aziz Krikor Lusavoriç’in kutsal makamı sayılan Eçmiyadzin’deki Tüm Ermeniler Katolikosluğu’dur. Sonra sırasıyla Kilikya Katolikosluğu, Kudüs Patrikliği ve İstanbul Patrikliği gelir. Bu üç makamın her biri, gerek halkımızın geçmişteki tarihinde, gerekse bugün her Ermeni Hristiyan’ın yüreğinin derinliklerinde özel bir yere sahiptir.

Hiç bir Ermeni, bu dört hiyerarşik merkezden herhangi birine saygı gösterme uğruna, diğerlerinden herhangi birine karşı soğuk davranma mecburiyetinde bırakılmamalıdır. Bu tür bir davranış, en azından etnik kimliğimize karşı bir tutum arzeder niteliktedir.

Hristiyanlık sevgi dinidir ayrımcılık, particilik ve bölücülük gibi oyunlar Kilise içersinde herhangi bir zemin bulamamalıdır.

KASBARYAN: Kastettiğim Eçmiyadzin ile aranızdaki anlaşmazlıktı.

MESROB II: Demin de ifade ettiğim gibi, Kutsal Eçmiyadzin bizim birincil patriklik merkezimizdir. 1461’den beri otonom bir hiyerarşik merkez olan İstanbul’daki Ermeni Patrikliği, Ermeni Kilisesi’nin genelini ilgilendiren ruhani konularda, geçmişte olduğu gibi bugün de, Surp Eçmiyadzin Katolikosluğu’nun öncelikli konumunu, birincilliğini ve önderliğini tanımaktadır. Bununla birlikte bizim kilisemizde Tüm Ermeniler Katolikosu’nun papalık gibi bir yetkisi söz konusu değildir. Eskiden beri, biz Ermeniler’in birden fazla hiyerarşik merkezlerimiz olmuştur, aynen Ortodoks Kilisesi’nde olduğu gibi, ama bu kesinlikle Ermeni Kilisesi’nin bölünmüş olduğu anlamına gelmez. Tarihi zorunluluklar olmasaydı bu makamlardan hiç biri zaten bugün var olmazdı. Ermeni Kilisesi, tüm patriklik merkezleriyle, inancı, öğretisi, törensel yapısı ve kültürüyle bir bütündür. Onyedi yüzyıldan daha uzun bir süredir resmen tanınmış olan bugunkü Kilise hiyerarşisinin ilk ruhani reisi Aziz Krikor Lusavoriç’tir, O’nun makamı, yani Surp Eçmiyadzin, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan tüm Ermeni Kilisesi üyelerinin ana patriklik merkezidir.

Şunu da eklemem gerekir ki, bu patriklik merkezleri her ne kadar tarihi ve önemli olsalar da, o makamları işgal eden kişiler makamlarının ardına gizlenerek istedikleri şekilde hareket edemezler. Kilisenin nizam ve kuralları vardır, yerel ve evrensel örf ve adetleri vardır. Halkımızın ise her yerde ruhani ihtiyaçları ve sorunları vardır. Bu ihtiyaç ve sorunlara Kilise’nin bir cevap vermesi gerekmektedir. Ermeni Kilisesi sadece tarihi önemini anımsatmakla yetinemez, Ermeni Kilisesi bugün de Ermeniler’in yaşamında onların ihtiyaçlarıyla ilgilenen çağdaş, anlamlı, vazgeçilemez ve benzersiz bir mevcudiyet olmak zorundadır.

Bence, bizim hiyerarşik merkezlerimiz ve episkoposluklarımız öncelikle bu sorunlarla ilgilenmelidirler. Bu gerçek, dört patriklik merkezi için de geçerlidir.

Bununla birlikte, her bir patriklik merkezinin reisi ve de her bir episkopos, salt kendi ruhani merkezinin işleriyle ilgilenmekle yetinmeyip, Ermeni Kilisesi’nin genelini ilgilendiren her konuda fikir beyan edebilir, hatta etmekle yükümlüdür.

Altı yıllık patrikliğim süresince, bazı konularda diğer patriklik merkezlerinin reisleriyle doğal olarak görüş ayrılığım olmuştur. Bu olağan bir şeydir. Unutmamak gerekir ki, bugün Ermeni Kilisesi’nin geneli için fikir alışverişinde bulunulabilecek müşterek bir kurum mevcut değildir; Ermeni Kilisesi’nin tümünü içeren bir episkoposlar şurası yoktur. Patriklik merkezlerinin reisleri çoğu zaman yan yana gelme fırsatını bulamamakta, veya anlayamadığım bir nedenle, yan yana gelmekten kaçınmaktadırlar.

Durum böyle iken, Ermeni Kilisesi çağdaş ihtiyaçlara nasıl ayak uydurabilecek? Yeni kuşağın gereksinimlerini nasıl karşılayabilecek? Biz, gerektiğinde, ruhani kardeşlerimize sözlü veya yazılı olarak düşüncelerimizi ifade etmeye devam edeceğiz. Bunu her zaman İsa’ya ve Ermeni Kilisesi’ne olan derin sevgimize dayanarak yapacağız.

Başka şekilde, diğer üç patriklik merkezlerinin reisi olan ruhani kardeşlerimizden herhangi biriyle aramızda herhangi bir sorunun varlığından behsedilemez.

KASBARYAN: Peki, cemaatle Patriklik arasındaki menfi görüntünün nedeni nedir?

MESROB II: Özür dilerim ama bu da nereden çıktı şimdi? Aksine halkımla hergün irtibat içindeyim. Kiliselerimizden hangisini ziyaret edecek olursam cemaat üyeleri çok sıcak bir şekilde bana yaklaşır hatta el öpmekle yetinmeyip çoğu zaman kucaklar ve öper. İstanbul’a gelen diaspora Ermenileri kendi gözleriyle cemaat üyelerinin din görevlilerine gösterdikleri sıcak ilgiye şahit olmuşlardır. Suriye cemaatinin de çok kilisesever ve ruhani önderlerine çok bağlı olduğunu biliyorum.

İstanbul’da menfi duruş segileyen tek kesimin kimlik bunalımı yaşayan 1968 kuşağı temsilcileri ve onların çocuklarıdır diyebiliriz. Gerek kendileri, gerekse evlatları dünya görüşleri tamamen farklı olduğu için Kilise’den uzak kalmışlardır.

Sayıları göz ardı edilemeyecek kadar fazla olan Ermeni kökenli ancak cemaat işleriyle pek ilgilenmeyen bir kesim daha vardır. Bunların büyük bir kısmı Anadolu kökenlidir. Tarihi trajik olaylardan ötürü, Ermeni Kilisesi’nden ve Ermenice öğretim veren azınlık okullarından uzak kalmışlar, bilahere İstanbul’a gelmişlerdir. Evlatlarını Ermeni okullarına yollamalarına rağmen, ana dilleri hiç bir zaman Ermenice olmamış dolayısıyla Ermeni kültürüne belli bir mesafede kalmışlardır.

Düşünün bugün üç Ermeni asıllı çocuktan ancak biri Ermeni okuluna devam etmektedir. Altmış kişiden ancak biri Ermenice kitap veya gazete okumaktadır.

Ayrıca Avrupa’da, özellikle de Fransa’da yaygınlaşan aşırı laiklik akımı bizim toplumumuzca da benimsenmiştir. Bu akım, laiklik sınırlarını aşmış ve dine karşı bir akım niteliğine bürünmüş olduğundan bazen Kilise’ye ve din görevlilerine karşı bir hareket olabildiği de görülmektedir. Halbuki [1863 tarihli] Nizamname-i Millet-i Ermeniyan’ın ruhu tamamen farklıdır. Nizamnameye göre kilise üyelerinden oluşan toplumu yönetenler de Ermeni Kilisesi’nin evlatlarıdır. Ruhaniler dini, ruhani ve ahlaki işlerin düzenlemesiyle uğraşırken, Kilise’nin sivil evlatları ise dini olmayan konularla, Kilise’ye ve onun üyelerinden oluşan topluma ait tüm taşınmazların ve kurumlarının yönetimiyle ilgilenirler.

Şimdilerde ise Nizamname’nin ruhuna tamamen aykırı olarak kiliselerimizin yönetim kurullarının, ve kilise yönetim kurullarına bağlı azınlık okullarının, derneklerinin, ve toplumumuzun tüm kültürel kuruluşlarının tamamen sivilleşmesini ve Patrikliğimiz ile organik bağlarını koparmak arzusunda olan kişilerin var olduğunu düşünebiliyor musunuz? Yani, İstanbul’da 544 seneden beri süregelen kilise ve azınlık kurumlarını yok etmek arzusunu taşıyanlar mevcut; neden ve kim için bilemiyorum. Böyle düşünenler varsa da, çok şükür bunların sayısı hem pek fazla değil hem de toplumumuzun aklı başında kişilerini etkileyecek güçte değil.

Toplumumuzun kurumları zaten doğal olarak Ermeni Kilisesi’nin vaftizli evlatları olan sivil kişiler tarafından yönetilmektedir. Ama eğer yepyeni, yani tamamen sivil bir sisteme ihtiyaç duyanların görüşlerini de saygı ile karşılamaya hazırım. Ancak bu arkadaşlar kendi arzuladıkları türden tamamen sivil kuruluşları tamamen kendi maddi güçleriyle yaratmalıdırlar; dini ve içtimai kurumlarımızın olanaklarını bu arkadaşların maceraperest çıkarları için kullanmalarına da izin veremeyeceğimiz aşikardır.

KASBARYAN: İstanbuldaki Ermeni basını size karşı neden menfi bir tutum sergilemektedir?

MESROB II: Bugün İstanbul’da iki Ermenice günlük gazete ve bir de Türkçe-Ermenice haftalık gazete yayımlanmaktdır. Üçü de kişisel veya ailevi kuruluşlarıdır.

Bunların arasında en eski olanı „Jamanak“ gazetesidir. Bu gazeteyi okuyanlar, Eçmiyadzin Katolikosluğu’nun gündelik sorunları ve işlevleri, Ermenistan ve Amerika’daki Demokrat Hürriyet (Ramgavar) Partisi çevrelerinin etkinlikleriyle Ermenistan Cumhuriyeti hükümetinin programları ve etkinlikleri hakkında gerekli biligileri edinirken, bunların yanı sıra doğal olarak İstanbul’daki toplumumuz hakkında haberlere de rastlayabilirler.

„Marmara“ gazetesi edebiyata verdiği önemle anılmayı yeğlemektedir. Zaten her gün gazetenin birinci sayfasında, başyazarının oldukça uzun ve belirli bir kitleye hitap eden edebî bir makalesine rastlarsınız. Haberlerin önemli bir kısmı Ermenistan ve Diaspora gazetelerinden alıntı olup doğal olarak bazı cemaat haberlerine de yer verilir. Türkçe gazetelerinden tercümeler de önemli bir yer tutar. Gündelik haber gazetesinden çok edebî bir yayını andıran bu gazetenin çizgisi, bir günden diğerine sorumluların o günkü ruh haline göre değişir.

„Agos“a gelince bu gazete kurulduğu günkü beklentilere cevap veren bir gazete değil artık. Gerek gazetede yer alan yazarlar, gerekse okurlarıın bir bölümü Ermeni, Türk ya da Kürt’tür. Türkiye’deki Ermeni toplumu adına konuştuğunu iddia ederek çizmeyi oldukça aşmaktadır. Yayın politikası devrimci sol ideolojiyi yansıtıyor gibidir. Okurlarını, toplumumuz kurumlarının, derneklerinin yöneticilerini zaman zaman kışkırtarak, hatta bazen şantaja da başvurarak, Ermeni Patrikliği’nin, danışmanlarının ve Ruhani Meclis’in ürettikleri projelere karşı çıkmaya veya onların yanında yer almamaya adeta teşvik etmektedir. Tek kelimeyle, şunu söylemek mümkün: Kilise üyelerinden oluşan bir toplum yerine, sivil bir toplum yaratmak derdindedir.

İstanbul’da yayımlanan gazetelerin asıl derdi dördüncü kuvvet olabilmektir. Patrikliğe veya azınlık toplumuna ait kurumlara muhalefet ederek, saldırabilmek amacıyla açıklarını aramak… Halbuki azınlık toplumunun bir meclisi, merkezî yürütme organı, ya da yargı organı yok ki… Yani birinci, ikinci ve üçüncü kuvvetler zaten yok ki…

Bugün ruhban ve öğretmen okulundan yoksun olarak, salt ayakta kalabilmek için uğraş veren, ruhanî, sosyal, kültürel, idarî, siyasî karmaşık sorunlarla karşı karşıya kalmış, kanatları kopmuş, yaralı bir toplumuz zaten. Günümüzün son derece nazik ve dikenli koşulları içersinde bir de bakıyorsunuz ki, kendi ideolojisini azınlık toplumuna empoze etmeye yeltenen cüretkâr bir başyazar peydah olmuş, bir diğeri şu veya bu hiyerarşik merkezin reisine yağ çekmek amacıyla İstanbul Patrikliği’ne hakaret etmekle uğraşıyor, yine bir diğeri dinleyici olarak katıldığı bir toplantıda kendisine ön sıralarda yer verilmediği için veya bir jübileye katılması için kendisine parasız davetiye gönderilmediği için ortalığı birbirine katıyor…

Azınlık toplumunda basının önemi yadsınamaz bir gerçektir. Basınımız, toplumumuzun unsurları arasında birlik ve beraberliğin sağlanması için çok önemli bir rol üstlenebilirdi. Bakın size bir örnek vereyim; Eçmiyadzin’deki Tüm Ermeniler Katolikosluğu’ndan veya Kilikya Katolikosluğu’ndan ulaşan haberleri kelimesi kelimesine, noktasına virgülüne dokunmaksızın aynen yayımlarken, İstanbul Patrikliği basın bürosundan verilen haberleri diledikleri gibi değiştirirler, başka bir haberin içine katarlar, sık sık da bize öğüt verme nezaketini gösterirler. Bununla da yetinmeyip, Patriğin veya Ruhani Kurul’un Kilise’yi nasıl yönetmeleri gerektiği hakkındaki kendi doğrularını beyan ederler.Galiba müteşekkir olmamız gerekiyor…

Eleştiri, hatta muhalefet olması gayet doğal, ancak bu muhalefetin veya eleştirinin adabı muaşerete uygun yapılması gerekir. Özellikle de yapılan eleştirinin veya muhalefetin yapıcı olmasına, toplumda birlik yaratan bir üslup taşımasına dikkat etmek gerekir.

Patriklik basın bürosundan kendilerine ulaştırılan bir haber veya bir ilanı aynen yayınlamalılar, daha sonra ayrı bir sütunda, ayırımcılık, bölücülük ya da terslik ruhu sergilemeden, azınlık toplumunu ve kurumlarını, diğer cemaatler nezdinde küçük düşürücü konuma sokmadan ve rezil etmeden, kendi düşüncelerini yansıtabilirler.

Patrikliğimize gelince, biz iki dilde yayınlanan „Lraper“ kilise kaber bültenini hatfada bir kez yayımlayabilmek için uğraş veriyoruz. Bültenimizi, Kilise’nin Türkiye geneline dağılmış tüm üyelerine ulaştırmayı hedefliyoruz. Bülten ücretsiz olduğu için, diğer gazetelere nazaran daha fazla okuyucusu olduğunu söylemek mümkün. „Lraper“ internet ortamında, Türkçe ve Ermenice, bazen de İngilizce olarak yayımlanmaktadır. Toplumumuzun kurumlarıyla asgari bağı olan her Ermeni kökenli vatandaş Lraper“e ulaşabilir ve Patrikliğimizin çalışma ve etkinliklerinden haberdar olabilir

KASBARYAN: Türkiye’nin AB ye üye olması hakkındaki düşünceleriniz nedir? Üyelik sürecinin Ermeni toplumuna yararı sizce ne olabilir?

MESROB II: Türkiye’nin AB’ye üye olması hakkındaki görüşlerimiz, 2002 yılında gerçekleştirdiğimiz genişleştirilmiş iki istişarî toplantı neticesinde belirlenmiştir. Her iki toplantıya Ermeni Katolik ve Ermeni Protestan cemaatlerinin temsilcileri de katılmışlardır.

Biz hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, hem Türkiye’deki sayıca en büyük gayrı-Müslim azınlığın üyeleri olarak, hem de Ermeni kökenli insanlar olarak Türkiye’nin AB’ye üye olmasının çıkarlarımıza uygun olduğu görüşündeyiz. AB üyeliğinin, gerek yasalar, gerek ilişkiler, gerekse alışkanlıklar gibi alanlarda yenilikler sağlayacağına inanıyoruz.

Avrupalılaşmış bir Türkiye’nin, bölgedeki tüm diğer ülkeler ve Ermenistan Cumhuriyeti için de daha iyi bir komşu olacağını düşünüyoruz. İki ülkenin gerek devletleri, gerekse halkları arasında bir diyalog süreci nihayet başlayabilir. Ayrıca Türkiye’nin AB’ye üye olması tüm bölgede barış ve istikrar sağlayabilir. Ülkemizdeki Rum ve Süryani azınlık toplumlarının görüşleri de bu doğrultudadır.

Toplumumuz temsilcilerinin ve Ruhani Kurul kararı ve işadamlarının maddî desteği ile 2002 yılında Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaklaşık üç hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdim. Bu ziyaretim esnasında, Romano Prodi ile ve birçok Avrupa ülkesinin bakanları ve parlamento üyeleri ile görüştüm. Ayrıca Papa Jean Paul II Hazretleri ve Vatikan’ın diğer ileri gelenleriyle de görüşmelerde bulundum. Görüştüğümüz tüm şahıslara, güncel sorunlarımızı örtbas etmeksizin, Türkiye’deki azınlıkların konuyla ilgili görüşlerini ilettik. O dönemde, Türkiye’deki tüm azınlıklar bu gibi girişimlerde ve bu tür ifadelerde bulundular. Avrupalılarla karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu ve yapıcı tartışmalara yol açıldı. Ancak Diaspora’daki bazı Ermeni grupları bu girişimimizi anlamak dahi istemeden, sorgusuz sualsiz bize saldırdılar. Sadece Paris’te yayınlanan „Haraç“ gazetesi namuslu davranarak bizimle bir röportaj yapıp Türkiye’deki Ermeni cemaatinin duruşunu, fikirlerini ve yönünü anlamaya çalıştı.

KASBARYAN: Bugün vakıflarınızın sorunları ne aşamada?

MESROB II: Bu konuda AB’nin beklentilerine cevap vermek için şüphesiz bazı iyileştirmeler oldu, ancak henüz bir uygulama var diyemeyiz. Bürokratların zamanla AB uyum yasalarını uygulamaya başlayacağını ümit ediyoruz.

Toplumumuza ait tüm taşınmazların, kurumlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak üzere tam anlamıyla değerlendirilebildiğini söylemek biraz zor. Diğer yandan çeyrek asırdan beri Patrikhane’de çalışan bir kişi sıfatıyla diyebilirim ki; sorunları sadece devletimizin yapay engeller yaratan bürokratlarının olumsuz tavırlarından ileri gelmemektedir. Vakıflarımızın yöneticileri de bu durumdan sorumludur. Vakıf yöneticileri, azınlık toplumuna ait vakıfların her biri, kendi taşınmazları ile ilgili işleri kendi başlarına halletmek istiyor. Halbuki topluma ait taşınmazların ihyası ve idaresi için konularında uzman kişiler tarafından yönetilecek bir merkezî emlak bürosu kurulması durumunda gelirlerin iki misline çıkacağını tahmin etmek zor değildir.

KASBARYAN: İstanbul’da toplumsal mutabakat sağlamak için sizce ne yapılması gerekiyor?

MESROB II: Demokrasi kurallarının işlediği hangi toplumda mutabakat ya da düşüncede tektiplilik var ki, İstanbul’da da olsun? Farklı düşünce ve yaklaşımların olması gayet doğal. Her şeye rağmen azınlık toplumu olarak varlığımızı sürdürebilmek için karşılanması gereken asgari ihtiyaçlarımız vardır. Bence tüm gücümüzü özellikle kiliselerimizi, okullarımızi, vakıflarımızi, kurumlarımızı ve basınımızı en iyi şekilde sürdürebilmek amacıyla kullanmalıyız. Bu saydıklarımın hepsi de atalarımızdan kalan kutsal emanetlerdir.

Ancak bunların tümü de varlıklarını birbirlerinden bağımsız olarak sürdürmek istedikleri takdirde, bunu gerçekleştirmek çok zor. Bu yönde sanki teşvik bile görüyorlar denebilir. Bilindiği üzere yasal anlamda toplumumuz, Ermeni Kilisesi’nin üyelerinden oluşan dini bir azınlık cemaatidir. Cemaatin ruhani reisi, temsilcisi ve sözcüsü de Ermeni kökenli T.C. vatandaşları tarafından seçimle makama getirilen ve T.C. Bakanlar Kurulu tarafından tanınmış olan Patrik’tir. Dolayısıyla azınlık toplumu üyelerinin Patriklik etrafında toplanmaları, danışma ve istişare toplantılarına katılmaları, azınlık toplumunun idarî mekanizmasının genel arzu ve temayüllere göre koordine edilmesi gerekir.

KASBARYAN: Geçen yaz sonunda, sizin makamınızdan “gerekçeli” de olsa uzak kalmanız Diaspora’da genelinde kaygı yarattı. Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?

MESROB II: Diaspora bilgiyi doğal olarak basından ediniyor. Bu durumda, basında çıkan bazı gerçek dışı haberler Diaspora’nın yanlış bilgilenmesine neden olmuş olabilir..

Altı yıllık patrikliğim boyunca, hiç bir zaman 4 veya 5 günden fazla tatil yapma olanağını bulamadım. Özellikle de son dört yıl zarfında, deprem sonrasında tarihi Patrikhane binamız onarım ve restorasyona girince, ben dahil, tüm Patriklik çalışanları adeta göçebe gibi değişik binalarda çok olumsuz şartlar altinda çalışmak durumunda kaldık. Diğer taraftan, maddi yetersizlik yüzünden Patrikhane mutfağını kapatmak ve 16 çalışanımızı işten uzaklaştırma durumunda kaldık. Patrikhane’deki meslektaşlarım ve ben tek kelimeyle tükendik. Bu kadar dikenli başka bir makam düşünemiyorum.

Gerçeği söylemek gerekirse son 6 yıl zarfında en az üç dört kez idarî olan patriklik görevimden istifa etmeyi ciddi şekilde arzu ettim. Kendimi sadece ruhanî göreve, akademik çalışmalara adamak istedim. Bunun görevden kaçmakla ilgisi yok, tam tersi, ruhanî misyonuma geri dönme arzusuydu. Fakat bazı dostlarımın ve vicdanımın sesine kulak vererek bu arzumu gerçekleştirmekten imtina ettim. Neticede bu çarmıhı birileri yüklenecekti ve şimdilik uygun kişi bendim.

2004’ün Ocak ayında köktendinci Müslüman bir grubun tehditlerine maruz kaldık. Bu arada bir Musevî sinagoğuna ve Rum Patrikanesine saldırılar gerçekleşmişti.

2004 yılı Şubat ayı başında, Patrikliğimizin gençlik kolu tarafından düzenlenen Aziz Pavlos’un geçtiği yöreleri kapsayan bir inanç gezisine katıldım. Gezinin ikinci günü, içinde bulunduğum minibüsün frenlerinin tutmaması sonucu bir yol kazası meydana geldi. Kesin ölümden döndük. Burnum, ayrıca sağ dizimin altındaki tibia kemiğim üç yerden kırıldı, peşpeşe üç farklı cerrahî müdahaleye maruz kaldım. Bu durumda dahi cemaatimizin gazetelerinden biri destek olup iyi dileklerde bulunmak yerine, bana alenen ders verme dürtüsünü yenemedi ve “patriğin seyahatlerinde araç seçimi yaparken azami dikkat göstermesi lazım” gibi “bilgelik” dolu laflar etti.

Uzun bir süre yatağa mahkûm kaldım, daha sonra koltuk değnekleriyle yürüdüm, ve o vaziyette semt kiliselerini ziyaret ederek toplumumuz üyeleriyle bir araya gelmeye devam ettim. Bir keresinde, bir bayram vesilesiyle ayini oturarak icra ettim. O zor günlerimde annem, hekimler ve bazı samimi dostlarım başucumdan ayrılmadılar ve bana büyük destek sağladılar.

Kınalıada’da, Yozgatlı aziz Patrik Şınorhk’un döneminde satın alınmış olan yazlık bir konutumuz var. Orada da esaslı bir bakım ve onarım projesi gerçekleştirmiştik. Kötü niyetli kişiler orası hakkında gerek İstanbul’da, gerekse yurtdışında sadece bizi yıpratmak için yalan dedikodular yaydılar, lojmanın tüm odalarına jakuzi koyuldu, gereksiz lüks harcamalar yapılıyor dediler. Halbuki yazlık lojmanı ziyaret edenler, binanın ne kadar yalın ve dingin bir üsluba sahip olduğunu kendi gözleriyle görüyorlar. Ancak 2004 yılında güvenlik nedeniyle yazlığı da kullanamaz olduk.

Eski sağlığıma kavuşabilmek için ruhanî inzivaya ve hava değişimine ihtiyaç hissettim. Hekimlerim de bu kararımı desteklediler, iyi geleceğini söylediler. Selefim patrikler her yıl aylar süren uzun seyahatlere çıkar, yurtdışı gezilerine çıkarlardı. Ben de Ruhani Kurulu topladım, elzem düzenlemeleri yaptım, makamın boş kalmaması için yerime genel vekil tayin ettikten sonra, 2 Eylül 2004’te yola çıkarak Patmos, Samos, Kos, Nisiros, Kalimnos, Rodos adalarını ve Ege bölgesini kapsayan bir gezi gerçekleştirdim. 14 Ekim’e kadar süren bu tatilde manastırlar, kutsal mekanlar ve İncil’in Vahiy Kitabı’ndaki yedi kiliseleri ziyaret ettim. Bu arada oldukça kalın bir kitabı yayına hazırladım. Bunların yanı sıra da denizden ve güneşten istifade ettim. Sağlığıma büyük ölçüde kavuştum. Bu tatil benim için çok yararlı oldu, her yıl takrarlamam gerektiğini düşünüyorum.

KASBARYAN: Patrikhane –Devlet ilişkiler ne durumda?

MESROB II: Devletle ilişkilerimiz gayet yasal, resmî ve nezaket kuralları içinde seyretmektedir. Bu ilişkileri genellikle Patrikliğimizin sivil danışmanları düzenlemektedir.

KASBARYAN: 31 Aralık 2004’te yayınlamış olduğunuz Yeni Yıl mesajında büyük felaketin 90. yıldönümü hakkında da görüş belirtmiştiniz. Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?

MESROB II: Gerek Patrik seçilmemden önce, gerekse sonra değişik röportajlar vesilesiyle daima büyük felaketle ilgili düşüncelerimi açıkladım. Yılbaşı mesajı bir ilk değil.

KASBARYAN: Ermenistan’da giderek çoğalan tarikatlar ve Yehova şahitlerinin resmen tanınması sizi rahatsız ediyor mu?

MESROB II: Ermenistan küçük bir ülke olduğu için olaylar daha fazla göze çarpıyor. Halbuki yenibitme tarikatların tehlikesi her yerde var. Amerika Birleşik Devletler’den Ermenistan’a, Ermenistan’dan Avustralya’ya kadar bu yeni tarikatlara katılan Ermeniler’e rastlamak mümkün. Olağan bir durum.

Kilisemizin evlatlarından bazıları, komşu Hristiyan mezheplerine ve bilhassa bu yeni tarikatların ayin ve toplantılarına katılmak gereğini duyuyorlarsa, bunun bir nedeni olmalı. Demek ki, bu kişilerin bizim din görevlilerimizin karşılamadığı veya karşılayamadığı bir takım ruhani ihtiyaçları var. Ruhani önderler, rahip ve papazlar, kilise yönetim kurulları bu gidişattan sorumludurlar. Bence halkın ruhani ihtiyaçlarına daha fazla eğilmek gerekiyor.

Kiliseleri dolduran insanlar artık ne masal dinlemek, ne de ruhani olmayan söylevlere maruz kalmak istiyorlar. Bir yandan verilen vaazların seviyesinin yükseltilmesi gerekir. Diğer yandan seçilen konuların insanların gündelik yaşam ve kaygılarıyla da ilgili konular olmalı. Mümkün olduğunca İncil derslerine önem verilmeli. Azınlık okullarındaki din dersleri boşa harcanmamalı Öğrenciler, Kutsal İncili’in içeriğini öğrenmeden okuldan diploma almamalı.

Kiliseler ruhani hayatı güçlendirecek girişimler düzenlemeli. Pazar ayinlerine katılan kişileri saymak ve gelmeyenleri ayıplamak gibi saçma alışkanlıkları bir yana bırakarak halka erişmenin yollarını aramak lazım. Toplumun her bir üyesine saygı göstermek, herbirine mektup iletmek, evlerini işyerlerini ziyaret etmek lazım, tabiri caizse „ruhanî çoban“ olmak gerekiyor.

Masanızın üzerinde evlatlarınızın karnını doyuracak yemeği hazır bulundurursanız, hiç bir zaman başka yerde besin aramaya gitmezler.

KASBARYAN: Projeleriniz?

MESROB II: Tabi ki bir takım plan ve projelerimiz var. Bunlardan bir kısmı zaten şu anda uygulanıyor. Kilisemizi ilgilendiren genel konular, ruhani çalışmalar, temsilcilik görevi, kiliseler ve dinler arası diyalog çalışmaları ve günlük dinî görevlerimizin yanı sıra, yeni ruhani yetiştirme çalışmaları, gençlere ve çocuklara yönelik projeler, yeni yayınların hazırlıkları personelimizin kısıtlı sayısına rağmen aynı hızla devam etmektedir.

Bu yıl Ermeni alfabesinin bulunuşunun 1600. yılı kutlamalarına tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de özel bir önem veriyoruz. Ayrıca Batı Ermenileri rönesansının öncülerinden sayılan Bitlisli Aziz Patrik Hovannes Golod’un tahta çıkışının 290.yıldönümü kutlamalarını da önemsiyoruz. Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan etkinlikler arasında konferanslar, sergiler, anma geceleri, ruhanî ve seküler törenleri sayabiliriz. Ocak ayı sonunda, Gülbenkyan Fonu’ndan gelen maddî yardım sayesinde onarılan Yedikule Ermeni Hastanesi’nin Surp Pırgiç Şapeli’nin açılışı ve kutsanması gerçekleştirilecektir.

Altı yıllık patrikliğim esnasında İstanbul ve Anadolu’da 25 adet kilise onarılmıştır. Bu yıl, maddî kaynağı bulabilirsek, Patrikhane binasının bodrumunda onarım esnasında meydana çıkan Aziz Antreas ve Aziz Krikor Naregatsi şapellerinin onarımını tamamlayıp onları da kutsayıp ibadete açmayı ümit ediyoruz. Pek yakında Patrikhanemizin küçük müzesi de ziyaretçilere açılacaktır. Diyarbakır’da Surp Giragos kilisesinin onarımı için resmî makamlara müracaat etmiş durumdayız. Ayrıca Elazığ, Malatya ve Sivas şehirlerinde en azından birer kilisenin cemaate geri verilmesi dileğiyle de müracaat ettik.

Patrikhane külliyesinin onarımı tamamen gerçekleşmiş durumda olup, yakın bir zamanda Surp Asdvadzadzin Patriklik Merkez Kilisemizin bitişiğinde harabe halindeki Srpots Vortvots Vorodman Kilisesi’ni ve genel anlamda Patriklik Merkez Kilisesi külliyesini onarmayı planlıyoruz.

Kitapların tamamının tasnifi, düzenlemesi ve etiketlenmesi bittiğinde, 60,000 Ermenice kitap ihtiva eden Patrik Mağakya Ormanyan Kütüphane ve Etüd Merkezimizi de okuyucuların hizmetine açmayı planlıyoruz. Daha sonra da Patrikliğimizin ”Şoğagat” dergisini tekrar düzenli bir şekilde yayınlamak üzere çalışmalara başlayacağız. Pek tabi ki tüm bunları gerçekleştirebilmek için maddi desteğe ve insan gücüne ihtiyacımız olacak. Allah büyük.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: