İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Millet-i Mahkume’den Azınlık Yurttaşlığına

Başbakanın bir konuşmasıyla ‘alt kimlik-üst kimlik’ konusu Türkiye gündeminde tartışılmaya başlandı. Farklı ‘kimlik’ tanımları yapıldı. Kimilerine göre kimliğimizi belirleyen unsur genetik ve sosyolojik olgulardır. Buna göre Türkiye’de sayısı 30 lardan 70 lere varan alt kimlik var. Kimilerine göre kimlik dediğimiz şey; siyasi, coğrafi ve kültürel birlikteliktir. Dolaysıyla hepimiz Türkiyeliyiz. Bunun yanıtını hukuki ve anayasal yurttaşlıkla tanımlayıp noktayı koyanlar da var.Yani hepimiz Türk kimliğinde birleşiyoruz.

Ülkem insanları kendilerini hangi tanıma yakın hisseder bilemem. Ama bizim durumumuz da, alt kimliğimiz de belli. Azınlık’ız, Ermeni’yiz. Bir süre önce de ‘asıl unsur’, ‘azınlık’ tartışması gündemdeydi. Bizlerden başka azınlık olduğunu, farklı olduğunu kabul eden olmamıştı. Zaten bu ülkede alt kimliği resmen/hukuken belli olanlar biz azınlıklarız. Bizlere: “Ermeni asıllı Türk vatandaşı” deniyor, “Ermeni asıllı Türk” deniyor, “Türkiye Ermeni’si” veya “Türk Ermeni’si” deniyor yada genel anlamda “Azınlık vatandaşlarımız” deniyor. Azınlık sözcüğünün ülkemizdeki anlamı sözlüklerdeki tanımı gibi değil. Bu sözcük ülkemizde gayrimüslim ve farklı statüdeki yurttaşları ifade eder. Resmen kabul edilenin dışında da bu statüyü kim ne diye kabul etsin ki?

Sayın Cumhurbaşkanınız şöyle diyor: “Türk devletine yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk sayılması, Türk ulusunu oluşturan öğelerin etnik kimliklerinin yadsınması anlamına gelmemektedir. Tam tersine, etnik kökeni, dini, ne olursa olsun tüm yurttaşların Türk ulusu olarak adlandırılması, yurttaşlar arasındaki eşitliğin sağlanması, ‘çoğunluk’ içinde bulunan çeşitli etnik kökenli yurttaşların ‘azınlık’ durumuna düşmesini önleme amacına yöneliktir.”

Bizler de Türk devletine yurttaşlık bağıyla bağlı etnik kökeni, dini farklı ‘Türk ulusu’ olarak adlandırılan ‘eşit haklara’ sahip yurttaşlar mıyız? Yoksa çoğunluk içinde bulunan etnik kökenli ‘azınlık’ durumuna ‘düşmüş’, yurttaşlar mıyız? Ne dersiniz? Bizim bu ülkedeki durumumuzu nasıl açıklayacağız? Anayasal yurttaşlıktan kaynaklanan , eşitlik haklarımız var deniyor, ama öyle değil. Azınlık olarak kabul edilen, bir alt statüye ‘düşmüş’ vatandaş değil miyiz?. Kurumlarımız ‘azınlık’ sözcüğüyle tanımlanıyor. Azınlık yasaları, yönetmelikleri var, azınlık kurumları için özel idari kararlar var. 1960 ihtilalinden bu yana azınlıklarla ilgili her konuda söz söyleyen, kararları dikkate alınan “Azınlık Tali Komisyonu” vardı. Şimdilerde ise “Azınlık Sorunlarını Değerlendirme Kurulu” var. Sözün kısası: Azınlık olmak bizlerin iradesinde olan bir şey değil devlet böyle kabul ediyor. Eşit yurttaşlığımız da devletin bizlere uygun gördüğü oranda gerçekleşiyor.

İşte yıllar yılıdır gündemden düşmeyen ‘azınlık hakları’ olarak bilinen, azınlık vakıflarının mülk sorunları, vakıf yönetimi seçimlerindeki kısıtlamalar, azınlık okulları ile ilgili uygulamalar, kamu görevlerindeki belli alanlarda azınlıkların sakıncalı görülmesi, vd. hep bu ‘azınlık durumuna düşmüş, eşit olmayan yurttaş’ lığımızdan kaynaklanmıyor mu?

İşte güncel bir örnek: Kimi azınlık mensupları mülkiyet haklarını kullanarak –huzurevi, yetimhane, hastane gibi- kurumlarına miras bırakır, bağışta bulunurlar. Yıllar sonra ‘bir yanlışlık oldu, kurumlarınıza böyle bağışlar yapılamaz’ diye tapular iptal edilir. Şimdilerde tapuları iptal edilen bu kurumlar; haklarını AİHM’de arar oldular. Hala buna gerek kalmalı mıydı? Haklarımızı Anayasa’nın ‘eşitlik’ ilkesinden almamız gerekmez miydi?

Bu konularda ne zaman iyileştirme umudu doğsa; önünü kesmeye yönelik karşı reflekslerin de eksik olmadığını görüyoruz. Bunlar AB karşıtlarıyla güç birliği içersindeler.

Bir yanda farklılığı kültürel zenginlik, bu ülkenin asıl unsurlarının bir parçası olarak gören kesim; diğer yanda bu farklılığı yok etmeye azimli, asırlardır devam ede-gelen dini geleneklere bile tahammülsüzleşen bir kesim.

Bir yanda sayıları giderek -gerçekten azalan- ‘azınlık unsurlar’, diğer yanda resmi/yasal uygulamalar.

Böyle konuların tartışılmayacağı bir Türkiye umudunu hep saklı tutmaya çalışıyoruz. Dilerim bu umut giderek ütopyaya dönüşmez. Dilerim bu ülkede yaşarlarsa torunlarımız bunları tartışıyor olmaz.

Bizler, bugün böyleyiz, dün de böyleydik. Osmanlıda da asıl unsur Müslümanlara göre Gayrimüslimler “Millet-i Saire” yani “öteki-millet” değil miydi? 1453’den 1839 yılına dek Osmanlının millet sistemi içerisinde Müslümanlar “Millet-i Hakime” -hakim olan, hüküm veren millet- diye anılırken Gayrimüslimler “Millet-i Mahkume” – hakkında hüküm verilen millet- olarak anılmadılar mı?

Bu topraklardaki bin yıllık kimliğimiz ‘Millet-i Mahkume’den, ‘Azınlık Yurttaş’lığına ‘dönüştü’. Bizler yok olmadan ‘Eşit Yurttaş’ olur muyuz? Ne dersiniz?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: