İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hani adalet?

İsmet Berkan

Sabah televizyonda Mehmet Ali Ağca’nın salıverilişi canlı yayımlanıyor. Uzmanlar ardı ardına ekrana geliyor veya telefonla bağlanıyor ve Ağca’nın salıverilişinin yanlışlığını anlatıyor. Bir tek kişiye dahi rastlamadım ben ‘Ağca suçunun cezasını çekti’ diyen.

Benim aklım almıyor, nasıl oluyor da Mehmet Ali Ağca serbest bırakılıyor. İtalya’da cinayete teşebbüsten müebbete mahkûm olup 19 yıl tam tecritte (koca cezaevinde Ağca’dan başka iki hükümlü daha vardı) ceza çektikten sonra çok özel bir afla salıverildi ve Türkiye’ye gönderildi Ağca.

Türkiye’de bir cinayeti bizzat işlemişti, karıştığı ölümlü bir gasp olayı da vardı. Yani, İtalya’da kimseyi öldürmemişti ama 19 yıl tecritte hapis yatmıştı, burada iki ölüsü vardı ama dün salıveriliyordu. Ağca, Türk cezaevlerinde 6 yıl bile yatmamış oldu.

* * *

Bugünlerde hatıralar yazılıyor, birileri de bizim geçmişimizi unutmamamızı sağlamaya çalışıyor açıkçası.

Meslek hayatımın bir bölümü, maalesef rahmetli Uğur Mumcu’nun kitabının adındaki konuyla, ‘Papa-Mafya-Ağca’ ile geçti. İnsanlar isimleri unurturken ben deli gibi her şeyin kaydını tutuyordum, anlamlı sonuçlara ulaşmaya çalışıyordum.

Susurluk’un ardından bu memlekette hiçbir zaman anlamlı bir sonuca ulaşılamayacağına, çünkü gerçekleri karartmaya çalışanların gücünün gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışanlardan kat be kat fazla olduğu kanaatine ulaştım. O gün bugündür arşivimin kapağını bile açmıyorum.

Geçenlerde emekli general Kemal Yamak’ın hatıraları yayımlandı.

Emekli general, dünyanın herhangi bir demokratik ülkesini sarsacak nitelikte bir skandalı açıklıyor kitabında ama tek bir kişi bile gık demiyor.

Kemal Yamak’ın anlattığına göre 70’li yıllarda kontrgerilla diye bilinen oluşumun finansmanı, 70’lerin başlarına kadar hep doğrudan Amerika tarafından yapılırmış ve bizim demokratik otoritelerimizin, yani Başbakanların, Milli Savunma Bakanlarının ve parlamentomuzun ne gelen bu paradan ne de o ilgili birimden haberi olurmuş. Bir gün Amerika ile para konusunda anlaşmazlık çıkınca, o zamanlar tümgeneral rütbesindeki Kemal Yamak ile zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar, mecburen Başbakan’ın karşısına çıkmışlar, örtülü ödenekten para istemek için ve bu yüzden de ilgili birimin ne iş yaptığını, nasıl çalıştığını vs. yine pek çok şeyi gizleyerek Başbakan Bülent Ecevit’e anlatmışlar.

Şimdi bizden o kontrgerillanın yurtiçinde ‘iç düşman’a karşı, yani ‘devleti yıkmaya çalışan komünist anarşistlere karşı’ kullanılmadığına inanmamızı bekliyorlar.

Peki ama sorması ayıptır 16 Mart 1978 katliamı öncesinde Abdullah Çatlı’nın Küçükçekmece’deki o askeri birlikte işi neydi, oradan alınan patlayıcıları kardeşinin düğününde eğlence için mi kullanacaktı?

Peki ama sorması ayıptır Mehmet Ali Ağca tam mahkemede bir şeyleri açıklayacağını ima eder etmez Kartal Maltepe Askeri Cezaevi’nden nasıl kaçırıldı?

Gerçekten bütün bunlarda kontrgerillanın rolü yok muydu, buna mı inanalım şimdi?

Peki ama Çatlı’nın yurtdışında Ermeni anıtlarını bombalamak gerektiğinde akla gelmesi de mi tesadüf? Aynı Çatlı’nın adının PKK’ya destek olduğu düşünülen birtakım işadamı ve aydınları öldürecek bir örgüt kurulduğunda yine akla gelmesi artık çok ama çok büyük bir tesadüf değil mi?

Aynı Çatlı değil mi Abdi İpekçi cinayeti öncesinde Mehmet Ali Ağca’yı barındıran, cinayet sonrası kollayan?

* * *

Bizim ömrümüz sahiden adaletin tecellisini bekleyerek geçiyor bu memlekette. Ve bekleye bekleye de öleceğiz anlaşılan.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: