İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni sorununa İngiltere modeli

Zülfü Livaneli

Geçen yılın son günlerinde The Guardian gazetesinde George Monbiot imzalı bir makale yayınlandı. Yazının şu manaya gelen bir başlığı vardı: Türkler, geçmişte işlenmiş suçlan İngilizler’in yaptığı şekilde inkâr etmeyi öğrenemediler. Monbiot, eğer bir ülke geçmişte kalmış olan bu olayları yaşayan problemlere dönüştürmek istiyorsa, tek yapması gerekenin bu konuda aydınlan yargılamak olduğunu hatırlatıyor.

Ve devam ediyor: “Bizler, hukuki zorlamalara başvurmadan, nara atan kalabalıklardan medet ummadan, kendi canavarca eylemlerimizi unutmamızı sağlayan sonsuz bir yetenek geliştirdik.”

Monbiot, Büyük Britanya İmparatorluğu’nun hiç de masum olmadığını, sömürgeleştirdiği tüm topraklarda son derece vahşi insanlık suçları işlediğini hatırlatıyor.

Ama ingiltere’de imparatorluk zamanında öldürülmüş milyonlarca insandan bahsetmek, bu konulan tartışmak, bu konularda kitap yayınlamak serbest. Bu serbestiye rağmen Büyük Britanya İmparatorluğu’nun işlediği suçlardan söz açsanız, bir çok İngiliz boş boş bakacaktır yüzünüze. Büyük Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’da, Kenya’da ve diğer sömürge topraklarında doğrudan sorumlu olduğu insani felaketler, bugün birçok tarihsel ve akademik çalışma tarafından açık bir biçimde belgelendirilmiş durumda.

Örneğin, 2001’de yayınlanan “Latc Victorian Holocausts” başlıklı kitabında Mike Davis, en az 12 en çok da 29 milyon Hintlinin ölümüne sebep olduğu tahmin edilen kıtlıkların hikâyesini anlatıyor. Bu ölümlerin sorumlusu, Davis’in belgelerle gösterdiği gibi Britanya devletinin politikaları. Caroline Elkins’in “Britairîs Gulag”, David Anderson’un “Histories of thc Hanged” ve Mark Curtis’in “Web of Deceit” adlı kitapları ise beyaz yerleşimcilerin ve Britanya birliklerinin 1950’de Kenya’daki Mau Mau isyanını nasıl bastırdığını an-latıyor. Elkins belgelerle yüzbin Kikuyu nun öldürüldüğünü ya da kamplarda açlık ya da hastalıktan öldüğünü gösteriyor. David Anderson, 1090 isyancının asıldığını belgeliyor. Askerlerin binlerce kişiyi daha öldürdüğünden şüphe ediliyor.

İngiltere bu kitapları yasaklamıyor ya da yazarlarını yargılamıyor. Bu yüzden baskı altında değiller, halk bu konularla ilgili değil.

Biz ise tam tersini yapıyoruz. Bugün uluslararası siyasette Ermeni sorunu bize karşı kullanılabiliyorsa, bunun bir sorumlusu da soğukkanlılıktan ve akılcılıktan yoksun yaklaşımımızla kendimiziz.

Biz öfkeyle, ısrarla reddettikçe bu sorunlar daha çok üzerimize yapışıyor. Sürekli savunmada olmamız yaramıza basıldığı izlenimini yaratarak şüpheleri daha çok üzerimize çekiyor.

Türkiye eğer Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsa İngiliz stilini benimsemek zorunda. İşin ahlaki boyutu bir yana, stratejik açıdan doğru olan yol bu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: