İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türk´ün değinilmedik bir kulağının ardı kaldı!

Arslan Tekin

Aynı gün iki gazetede, iki farklı görüşteki yazarın fikri aynı noktaya geliyor.

Birinci şahıs:

“”Hukukçular Birliği” adı altında bu olayı yaratan o adamlar bunu başardılar. Herhalde tarih boyunca Türkiye imgesini bu adamlar kadar lekelemiş bir kimse yoktur. ”Türklüğe aşağılama” nedeniyle hakkında dava açılmasını da onlar kadar hak eden olmamıştır.

Kendi açılarından, yaptıkları işte bir tutarsızlık yok, çünkü onlar zaten Türkiye”nin Avrupa Birliği”ne girmesini istemiyor ve önlemeye çalışıyorlar. Yöntemleriyle amaçları uyumlu.” (Murat Belge, Radikal, 31 Aralık 2005.)

İkinci şahıs:

“Türk Ceza Kanunu”nun 301.maddesinde ”Türklüğü” aşağılamak da söz konusu edildiği için, Türklük adına 3.şahıslar, hem açılan bir davaya müdahil olabiliyorlar, hem de bizzat kendileri şikâyette bulunabiliyorlar. Bu yüzden, avukat Kemal Kerinçsiz, Orhan Pamuk hakkında suç duyurusu yapabildi ve sonuç itibariyle, “demokrasiden nasibini almamış bir ülke” görüntüsü yaratarak, Türklüğü esas kendisi aşağıladı.” (Nazlı Ilıcak, Bugün, 31 Aralık 2005.)

***

İkisi de ayrı yolda yürüyor ama ikisinin de kesiştikleri birkaç nokta var, birincisi AB”cilik.

Av. Kemal Kerinçsiz mücadelesini Hukukçular Birliği adına yürütüyor.

Türkiye”de sivil toplum kuruluşlarının gerektiği gibi demokrasiye dahil olamadıklardan hep şikâyet edilegelinmiştir. Gerçi aşırısı ve liberal solu her zaman pireyi deve yapmasını, cirimlerini dev aynasıyla yansıtmasını bilmişlerdir. İkinci metnin yazarının da dahil olduğu sağ kesim ise kabuğuna çekilmeyi tercih etmiştir. Hukukçular Birliği gibi kuruluşlar ise son zamanlarda ortaya çıkmıştır.

AB”de, Batıcılıkta birleşen iki kesim Hukukçular Birliğini bu kadar suçluyorlar… Bu birlik kanun dışı bir iş mi yapmış? Yok! Kanunun uygulanmasını istemiştir.. Şikâyet ettikleri ne söylemişlerdir?

“Türklüğü asıl bunlar aşağılıyor.” demeye getiren iki yazar da önce kimlerin niçin şikâyet edildiğini ve savcıların neden takibata giriştiğini yazılarında belirtmeliydiler… Bakalım o zaman okuyucu ne diyecekti.

Şikâyet mercii yoksa, şikâyetler hasır altı ediliyorsa o ülkede demokrasi yoktur asıl… Hukukçular Birliği Türklüğü “alenî” aşağılayanları şikâyet edebiliyorlarsa R. T. Erdoğan”a ve A. Gül”e rağmen savcılar dava açabiliyorlarsa Türkiye”de her şeye rağmen demokrasi sağlıklı yürüyor, demektir.

Çok badire atlatmış bir gazeteci olarak Nazlı Ilıcak Hanım bunu anlamalıydı. (Kendisi eski “Tercüman”da gazeteyi idare ettiği dönemden hocam sayılır… Fazla ileri de gidemem!)

Ama Murat Belge”ye söyleyeceklerim fazla… Şikâyet edilen romancının hâmisidir. O romancının kitapları bu kişinin kurduğu yayınevinden çıkmaktadır. 16 Aralıkta davanın görülmek istendiği günün akşamı Türkiye”yi tehdit eden, hâkimlere baskı kurmak isteyen yabancılarla Türklüğü alenî aşağılayanlara yayınevinin verdiği yemekte sevgilisi aktris Hale Soygazi”yle birlikte ev sahipliğini yaptı. O Türk milliyetçilerini her fırsatta aşağıladı… Yok saydı… Var olduklarında da böyle hayretten hayrete düştü ve lafı nasıl evirip çevireceğini bilemedi, edebiyatçılığını da kullanarak kelime oyunlarına girişti.

Kimse kusura bakmasın… Sözümü de hayretle karşılamasın… Tam yeri:

Türk”ün değinilmedik bir kulağının arkası kaldı!

Kerinçsiz ve arkadaşları değinilmedik o kulağın ardını koruyabiliyorlar ancak…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: