İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hoş geldi Avusturya

Ayşe Önal

Tarihin ders alınmayan klasiklerinde görüldüğü gibi ülkeleri yönetenler, yönetmenin kudretini bir an bile kaybetmemek için ülkede olup biten her şeyi o sırada uygun buldukları sanal düşmanın üstüne yüklerler ve gizli, etkili bir propaganda ile yönettiklerinin iplerini ele geçirirler.

Sanal düşmanların ehemmiyeti ortadan kalktığında, işleri yönetmek olanlar hala işleri yoluna koymamışlardır. Bu kez yeni bir düşman yaratırlar. Kendi kusurlarını, kendi yolsuzluklarını ahlaksızlıklarını yeni ürettikleri düşmanın üstüne yüklerler. Ama sürekli düşman üreten ve kendisi ile bir kez bile yüzleşmeyen toplum artık kuşkucu paranoyak hastalıklı bir toplum olmuştur. Artık aşağıda işler eskisinden daha vahimdir.

Her derdimizin altında “yabancı parmağı” vardır. “Avrupalı çevrelerin” tek istediği Türkiye’yi bölmektir.

Biz çoğunlukla, Avrupalıların bizi bölmek takıntılarını Kürtlerin üstünden yapmak istediğine inanırız. ABD veya AB’nin ( yaygın algı açısından ikisi arasında hiç fark yoktur) yardımıyla, su ve petrol nakliyesi bakımından zengin bir bölgeyi daha sonra Irak’taki petrol zengini bir Kürt devletiyle birleştirmek istediğine inanmaktan hiç vazgeçmedik.

Komşumuz Irak’taki savaş Batı’ya karşı duyduğumuz ölümüne kuşku ve düşmanlığın birkaç katlanması için yeni bir memba oldu. Yine çoğumuz kendi sınırlarımızın bu savaşın bir sonucu olarak çok yakında tartışmaya açılacağını sanmayı sürdürdük.

Ermeni sorununa da aynı gözlükle bakmaktan hiç vazgeçmedik. Ermeni sorunu konusunda ağzını açmak cüretini gösteren herkes ağır bir milliyetçilikle sindiriliyor. Çoğumuzun aklında soykırımın kabul edilmesi Ermenistan’ın toprak talebine yol açacağı gibi afaki bir planın ilk adım olacağı kanaati var.

Ağır işsizlik, ağır yoksulluk, ağır yolsuzluk ve en önemlisi sınıflar arasındaki iç içe mekanlarda anında görülen derin uçurum bu mantığı patlamaya hazır bir bomba haline dönüştürüyor. Bu kadro dertlerine hiç bakılmamış on iki milyon işsiz ve yedi milyon fakir insandan, tarımda, sağlıkta eğitimde ki sancılardan iştahla besleniyor.

Küresel bütünleşme getirdiği bütün değişime rağmen sokaktaki işsize istihdam çaresi ve yarın ümidi taşımadı. Bu zor gelişme çare önermeyen ama gerginlik üreten tuhaf bir milliyetçiliği süratle tırmandırıyor. Çoğumuz asıl dertlerle ilgilenmek yerine sanal düşmanlıklarda sert milliyetçi cevaplar için ayağa kalkıyoruz.

AKP’nin hazırlıksız yakalandığı milliyetçi dalga bir yana, kendi tabanı oldukça huzursuz. Avrupa yorgunu hükümet, başörtüsünde de zor duruma düşünce bu huzursuzluk yoğunlaştı.

Onlarca yıldır Avrupa kapısında bekleyen Türkiye bu beklemenin hiçbir durağında bu kadar çok Avrupa karşıtı gürültü olmamıştı. Toprağı ölümüne değerli ama içinde yaşayan insanını beş para etmez bulan hastalıklı bir milliyetçi öfke hezeyana dönüştüğü bir dönemden geçiyor. Ancak en acıklı trajedi bunların Türkiye’nin rotasını ilelebet batıya çevirmiş liderinin sahte taraftarları eliyle yapılması.

AB görüşmelerinde tedavi olduğuna inandığımız bütün hastalıklı refleksler geri döndü. En çok gürültü edebilme gücüne sahip olanlar veya bu güç ellerine gayet açık bir niyetle verilenler Türkiye’ye eziyet edildiği masalından besleniyor. Ama asıl kendileri tek bir dertlerini görmedikleri, nasıl daha iyi yaşama koşullarına ulaştırmak için parmağını kımıldatmayanlar yayıyorlar.

Aslında bu histerik durumda bir gariplik yok. Milliyetçiliğin geri dönüşü hiç de beklenmedik bir gelişme değil. Hastalıklı kışkırtmalar bütün kapalı toplumlarda kolayca zemin buluyor. Nitekim aynı hastalık Doğu Avrupa ülkelerinin AB giriş sürecinde de aynı şekilde yaşandı. Bizim toplumun yıllarca elde tutmak için özel bir sistemle paranoyaklaştırılmış doğu Avrupa toplumlarından pek farkı yoktur. Beyinleri olmayan yürek üretmek en az yüreği olmayan beyinler üretmek kadar tehlikelidir.

Çünkü sistemli bir şekilde paranoyaklaştırılmış hastalandırılmış kapalı toplumların açık toplumlara dönüşmesi o kadar kolay olmuyor.

Bunları hep yaşayacağız ama bu hesapta dikkat edilmesi gereken zaten yeterince hastalandırılmış bir toplumda hassas konularda fazla ileri gidilirse o zaman bu hassaslığı kışkırtanların bile mani olamayacağı bir iç kargaşa başlar ki ne demek istediğimi binlerce evladını kaybetmiş olanlar iyi anlar. Hem öte yandan bu kadar şüphe ile yaşamak insana nasıl bir tad verebilir ki?

AB dönem başkanlığına hoş geldi Avusturya!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: