İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

CUMHURBAŞKANIMIZLA HEMFİKİR OLMAK İSTERİZ AMA…

Raffi A. Hermonn

Paris – İstanbul

Gazeteci – Araştırmacı – Yazar

Cumhurbaşkanı’mız, yeni yıl mesajında, Başbakan’ımızın, aslında daha önceki Cumhurbaşkanımız Demirel’in “Anayasal Vatandaşlık” diye başlattığı, alt ve üst kimlik tartışmasında dile getirdiği görüşlerine “Ulusal kimlik tekil devletin güvencesidir. Türk ulusu, siyasal bir birliktir” diyerek, katkıda bulundu.

“Cumhuriyet’in temel niteliklerini ilgilendiren sonuçsuz tartışmalarla gündem yaratmaya uğraşmak yerine, gerçek sorunlara eğilinmeli” ifadesiyle, sayın Sezer’in bir mesaj verdiği, imâ ediliyor.

İyi de, nasıl ve neyin mesajı ?

Gelin bunu anlamaya çalışalım :

“Ulus kimliğinin ‘toplam’ yâni ülkede vatandaş olarak bulunan tüm unsurların bir sentezi” olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanımız; eğer asıl “böyle olması gerektiği”ni söylüyorsa, bunun Başbakan’a eleştiri değil, tersine ona destek verdiği söylenebilir.

Çünkü, reel bazda, hakiki anlamda ve pratikte, Mısır sağır Sultan’ının kulağını açarcasına “Türkiye’de, vatandaş olarak yaşayan her ulusun, sonuçta ‘Türk Ulusu’ diye bir ‘sentez’ oluşturabilmek için; devlet-birey ilişkilerinde ve toplumun kendi içinde ‘eşit’ mesafe ve şartlarda olmadığı” aşikârdır.

Hal böyle olunca tabiî, sayın Cumhurbaşkanımızın “Türkiye’de, bütünleştirici bir ‘Türk Ulusu’ yaratılmalı; vatandaş olarak yaşayan her unsur, birbiriyle demokratik bir şekilde harmanlaşarak, genel bir Türk Ulusu yaratmalılar” diye bir tespitte bulunsa, bu tespitin altına imza atılabilir.

Çünkü, böyle bir tespit “mevcut hâlin, olması gereken durumda olmadığını !” ve mevcut durumdan hoşnut olunmadığı vurgulanıyor demektir. Bu da, başta adaletsizlik ateşinin yaktığı o sözkonusu, bir de çoğunluğa ait sağduyulu vatandaşlar ve tüm onlara tercüman Recep Tayyip Erdoğan’ın Ahmet Necdet Sezer ile hemfikir oldukları demek.

Eğer, Cumhurbaşkanımız “Türk Ulusu kimliğinin, Türkiye’de vatandaş olarak yaşayan tüm unsurların bir sentezi olduğu”nu söylerken, mevcut durumun zaten böyle olduğunu, şikâyet edecek bir durum olmadığını; kısacası vatandaş olarak yaşayan tüm unsurların, sonuçta bir ‘Türk Ulusu’ sentezi oluşturabilmeleri için, herhangi bir sorun veya engelleri olmadığını’ buyuruyorsa… burda ciddi bir sorun var, demektir.

MAYONEZ TUTMADIĞI TAKDİRDE, MAYONEZE KIZILAMAZ !

Fizik veya kimya dalında, basit bir deneyim yaptığımızı düşünelim; mutlak tepki vermesi gereken, iki ayrı madde, birleşince bir türlü tepki vermiyorsa, o kimyasal ya da fiziksel maddelere kızamayız. Kısaca, tarama veya mayonez yapmak için, hefesle tahta kaşığa sarıldığımız halde, bir türlü tutturamayınca; mayonez veya taramaya kızmaımız, gülünç bir duruma düşürür kendimizi.

Çünkü efendim, bunun anlamı şudur :

Mayonez – taramayı tutturmada, ciddi bir “tutturma” sorunumuz var demektir.

Mayonezi – taramayı, içeriğindeki maddeleri birbiriyle karıştırırken, bir sürü şey eksik veya yanlış fiiler yapıyoruz, demektir.

Yanlış / eksik fiillerin olmadığı yâni toplumdaki vatandaş unsurların demokrat bir ortamda yaşayabildikleri takdirde, o istenilen “Ulus” sentezi bir güzel çıkabildiğine göre; bu sentezin bir türlü çıkamadığı takdirde de, o unsurların “birlikte yaşaması ve yaşatılması”nda, bir demokrasi fiiliyatı arızası var demektir.

Türkiye’de “laiklik var” diyeceğiz ama salt Sünni Müslüman vatandaşlarımızın, ibadet yerleri ve salt bu mezhebe ait din adamlarının maşlarını devletçe ödeyecek, başka mezhep veya dine ait olanlardan ise, vergi almaya kalkacağız.

Türkiye’de “laiklik var” diyeceğiz ama demokratik olmamasına karşın, en azı hakiki laik devletlerde bile görülmeyen bir şekilde, tüm yurtdışı temsilciliklerinde, salt Sünni Müslüman din ve mezhebine hizmet eden “Din Ataşeleri” besleyeceğiz.

Nüfusun % 99’u Hıristiyan ülkelerde, başta biz, tüm Müslümanlar diledikleri gibi cami inşa edebilecekler ama ülkemizdeki Gayrımüslimler ibadethanelerinde bir mıh bile çakabilmek için, Ankara’dan “çıkmaz ayın onbeşinde gelecek” izni bekleyecekler.

Yıllarca, etnik, kök, kültür ve dil olarak Altay Dil Grubu ve Orta Asya’ya değil, asıl Persler, Ermeniler gibi Hint Avrupası Dil Grubu ve Mezzopotamya, Med’lere ait bir ulus olan Kürtlere “Hayır, siz SİZ değilsiniz, siz BİZ’siniz !” demiş olacağız; bugün çok şükür vuku bulmuş bir çok değişikliğin sanki “değişiklik” olduğuna en ufak bir imâ bile yapmadan, tersine sanki “hep böyleymiş” gibi davranacağız; kangren tehlikesini henüz geçirmemiş yaraya, bırakın bir salgı bezini uzatmayı, bir de üstelik tuz ekerek.

Yıllarca “Komünist tehlikeye karşı mücadele etmek” adına “Milli” değil, Soğuk Savaş’ın patronu ABD’nin iradesiyle, “aşırı duyarlı Müslüman gençler-odaklar”ı bizzat yetiştirmiş olacağız; sonra… Soğuk Savaş’ın bitişiyle, “düşman” diye tanıttığımız solcu gençlerin, hiç de tehlikeli olmadıklarını sessizce anlayacak; bu sefer eserimiz olan “aşırı duyarlı Müslüman gençer-odaklar”ı, halkın önüne atıp “yeni düşman” lanse edeceğiz.

Daha düne dek “Azınlık Tâli Komisyonu” diye Anayasa ve demokrasi dışı ama resmi gücü olan, bir kurumumuz olacak ve bu kurumla, vatandaşlık görevlerini, belki de ortalama olarak, en iyi şekilde yapan, tek farkları, Gayrımüslimlik olan, bazı yurttaş ve vatandaşlarımıza kan kusturmuş olacağız; üstelik artık başka bir adla, bu zulümü bu vatandaşlarımıza hâlâ uyguluyor olacağız.

Gayrımüslim vatandaşlarımızın okullarında, kendi Müdürlerinden başka, bir de “Türk Müdür” diye, etnik ve dini olarak “bizden”, elinde sicillerı tutma hakkını tutan, maaşını bizim ödediğimiz, kendilerine âlenen : “Bu okullarda, neler geçtiğini bize rapor eden kulağımız ve gözümüzsünüz !” diyebildiğimiz, birilerini tayin etmiş olacağız; böyle davranarak aslında vatandaşlarımıza : ‘ Biz size “Türk” diyoruz ama buna ne siz ne de biz inanıyoruz aslında” demiş olacağız.

Bazı vatandaşlarımızın, salt evet sadece ait oldukları, din, ırk, kültürleri sebebiyle, onların, diplomat, vali, kaymakam, emniyet müdürü, subay, polis, savcı, Türkçe – kültür öğretmeni, yargıç olmaları, resmen imkân dışı olacak ve biz, Cumhurbaşkanımız dahil “Cumhuriyeti’mizi oluşturan tüm vatandaşların toplam unsuru olarak ‘Türk Ulusu’nu oluşturmasından” falan mı söz edeceğiz ?

Dediğimiz gibi, Cumhurbaşkanımızla hemfikir olmayı çok ama çok isteriz; ancak Cumhuriyetimizde, vatandaş olarak yaşayan unsurların tümüne ‘Türk Ulusu’ diye bir sentez yapabilmek için, herşeyden önce bizzat devletin bu unsurları kucaklaması gerek !

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: