İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

`Casus aranıyor´

Nuray Mert

Tarihte olan biteni unutmamakta sayısız fayda var. O nedenle, kim ne derse desin, ben ‘soykırım’, ‘insanlık suçu’ gibi utanç sayfalarının unutulmaması/unutturulmamasından yanayım. Yahudi soykırımı, endüstriye dönüşmüş, İsrail’e siyasi meşruiyet aracı haline getirilmiş olabilir. Benzer şekilde, Osmanlı’nın son dönemindeki Ermeni katliamı, Türkiye üzerinde siyasi baskı aracı haline getirilmiş olabilir. Bunlara karşı çıkmak başka, benzerlerinden sakınmak üzere, tarihin utanç sayfalarını hafızamızda tutmak başka.

Tarihin şu anında, emperyalizmin en azgın şekliyle hortladığına tanık oluyoruz. O nedenle, tekil olayların ötesinde, emperyalizmin tarih boyunca, insanlığa çektirdikleri konusunda hafıza tazelemek zorundayız. Keşke, soykırım müzeleri gibi emperyalizm müzeleri kurabilsek, konuyu gündemde tutabilsek. Daha geçen sene, şimdi Namibya sınırları içinde olan, Heroro kabilesi, yüzyıl önce Almanların gerçekleştirdiği katliamlardan dolayı, Almanya hükümetinden ‘özür’ dilemesini istedi (The Guardian, 11 Ağustos 2004). Eski sömürgeci Belçika’nın sömürge geçmişi ve özellikle Kongo’daki katliamları tartışma konusu oldu (The Guardian, 11 Ağustos 2005). Bunlar zaman zaman gündeme gelen tekil olaylar. Dünyanın emperyal saldırı altında inim inim inlediği yüzyıllar boyunca yüzlerce, binlerce katliam yaşandı. Bugün aynı şeyler Irak’ta yaşanıyor.

19. yüzyılda ‘beyaz adamın uygarlaştırma misyonu’ diye takdim edilen talan faaliyeti, bugün ‘özgürleştirme/demokratikleşme’ diye yeniden sahneleniyor. Yüzyıl önce olanlar konusunda hafızamızı tazelersek, bugün olanların ne anlama geldiği ve insanlığa daha nelere mal olacağını daha iyi anlarız. İnsanlık adına karşı durmak için, emperyalizmin insanlığı kırma geçmişi, tekil soykırımlar gibi gündemde tutulmalı.

Bakın, geçen hafta İngiliz gazeteleri, MI6 istihbarat teşkilatının casus aramak için, tarihinde ilk defa, internet sitesinde, açıkça ilan verdiğini yazdı (The Guardian, 13 Ekim 2005). İlanda, yeni casusların, tıpkı filmlerdeki Bond gibi, ‘ülkesinin hizmetinde’ kariyer yapma imkânı olacağı belirtiliyor. Hemen ardından, gazeteci Max Hastings, El-Kaide ile savaşmak için tanklardan ziyade, insanlara ihtiyaç olduğunu söyleyerek, yeni casusların İslam dünyasında konuşulan dillerini bilen, dahası gündelik hayatı, toplumsal ilişkileri yakından tanıyan insanlar olması gerektiğini belirten bir yazı yazdı. Hastings’in yazısı, ’21. yüzyılda güvenliğimiz, anne ve babaları Pakistan veya Somali gibi ülkelerde doğmuş olan yeni SIS ajanlarının işe alınmasına bağlı… Şimdi, ihtiyacımız olan ‘Smiley’ler değil, ‘Salim’ler’ diye bitiyor.

Tarihin karanlık bir dönemecine tanık oluyoruz. Geçmişin sömürgeci devletleri, bundan utanmak yerine, eski âdetlerine döndüklerini bu kez açıkça ilan ediyorlar. El-Kaide bahane, kullanmak üzere, göz diktikleri coğrafyaların girdisini çıktısını bilen adam arıyorlar, dahası yerli ajanlara ihtiyaçları olduğunu belirtiyorlar. ’21. yüzyılın güvenliği’ imiş, nasıl bir güvenlik bu? Irak’ta inşa ettikleri ‘güvenlik ortamı’ ortada! Utanıp sıkılmak bir yana, gençlerini ‘James Bond’ filmleri ile özendiriyor, yerlileri işbirliğine çağırıyorlar. Ne için? Geçen yüzyılda yaptıklarını yapmak için, öyle değil mi? O zamanda, bugünkü gibi ‘gerekçeleri’ vardı, bunları tüm dünyayı sömürmek için yapıyoruz demiyorlardı. Dinlemeyin, bunların peşine takılan emperyalizm çığırtkanlarını, hafızanızı tazeleyin. Soykırımları hatırlayıp, lanetlemek ne kadar gerekliyse, emperyalizm insanlık kırımını hatırlayıp, lanetlemek o kadar gerekli. Lanetleyin ve aynı şeyleri yeniden yapmalarına izin vermeyin. Elinizden bir şey gelmez diyenlere kulak asmayın, geçmiştede öyleleri vardı, bugün isimleri anılıyorsa, sadece utanç verici biçimde anılıyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: