İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Konferansa devletçi muhalefet

Etyen Mahcupyan

‘Ermeni Konferansı’ diye anılan toplantının öncesi ve sonrasındaki tepkiler, yeni bir ‘Türk Süreci’ne doğru yol aldığımızı gösteriyor. Toplumun şaşırtıcı bir çoğunluğu artık resmî tezin sadece bir dış politika malzemesi olduğunu ve toplum üzerindeki devlet tahakkümünü meşrulaştıran araçlarından biri olarak kullanıldığını fark etmekte.

Tam da bu nedenle 1915 tehciri sadece geçmişe ait bir tarih konusu değil, bugüne ait bir demokrasi meselesi. Devletçi zihniyete sahip insanların mantığı ve ahlaki duyarlılığı zorlayan yorumları, bu nedenle biraz da günümüz ideolojik dengelerinin bozulma ihtimali karşısındaki teyakkuz halini yansıtıyor. Aksi halde belirli bir bilgi ve akıl düzeyine sahip insanların mantık zincirlerinden boşanmışçasına yazılar kaleme almalarını anlamak kolay olmazdı…

Konferansa devletçi perspektiften itiraz edenlerden biri olan Gündüz Aktan, Radikal’deki makalesinde bu konferansın “Michigan Üniversitesi’nde yapılmış olan toplantı dizisinin beşincisi” olduğunu söylemekteydi. Çünkü “katılımcılar aşağı yukarı aynı, söyledikleri de farklı değil”miş. Aktan iyi ki ‘aşağı yukarı’ ibaresini koymuş; çünkü konferansın ne katılımcıları o toplantı dizisindekilerin aynısıydı, ne de tebliğlerin içerikleri. Herhalde konferans uluslararası bir nifak planının parçası olarak sunulmak istendiği için böyle bir yola girilmiş… Anlaşılan böyle bir nifak çabasının parçası olmaması halinde, konferans Aktan gibi devletçiler için önemli bir tehdit oluşturmakta. Gerçekten de öyle, çünkü bazıları Türk toplumunun devlet yönlendirmesi altında olmadan, serbestçe kendini konuşmasından son derece rahatsız oluyorlar.

Aktan ‘karşı görüşte’ olanların çağırılmamasını da düzenleyicilerin bu görüşleri duymak ve duyurmak istememesine bağlamıştı. Yıllarca sadece o ‘karşı görüşte’ olanları duyduktan, bu duyduklarımızı tekrarlama mecburiyeti altında kaldıktan sonra, Aktan’ın ‘tespit’ mahiyetindeki sözleri hoş bir latife olarak kalıyor. Sorun o ‘karşı görüş’ün bilimsel bir görüş olmamasıdır. Belki ileride ASAM bünyesinde devletçi tarihçilere bilimsel anlayış eğitimi yapılır da daha yapıcı bir akademik konuşmaya zemin oluşturulur… Aktan’ın konferanstaki tebliğlerin “Türklerin ne kadar kötü olduğunu kanıtlama” peşinde olduğu savı da doğrusu fazlasıyla ironikti; çünkü aksine tebliğlerin hemen hepsi, o dönemde insani kaygılarla davranmış olan iyi Türkleri ön plana çıkarmaktaydı.

Aynı yelpazenin renkli kalemi Ömer Lütfi Mete ise yazısına Adalet Bakanı’nın “arkadan hançerleme” tanımını ‘doğru’ bulduğunu belirterek başlamıştı. Çünkü ona göre bu konferans açık bir fitne ve “küresel oyuncuların Türkiye’yi dövme oyunu”nun parçasıydı. Bu nedenle de “işin içinde yeterli miktarda gafil, işbirlikçi ve hain” vardı… Ne var ki bu toplumun bu durum karşısındaki ‘kayıtsızlığı’ belli ki Mete’yi rahatsız etmişti. Nitekim bu ‘stratejik mesele’de “yüz binlerin demokratik tepkisi”nin ortaya konulamaması, muhalifleri “bir avuç aşırı” pozisyonuna indirgemişti… Çare olarak “somut kanıt ve belge göstermeden ‘Ermeni soykırımı vardır’ demek suçtur” diyen bir yasa önerisi yapan Mete böylece tarihten ve bilimden ne anladığını da ortaya koymuş oldu…

Devletçi zihniyetin bu hezeyanını anlamak mümkün. Çünkü toplum ellerinden kayıyor… Siyaseti ancak ‘devlet’i özneleştirerek anlayan, tarihi de toplumu devlet yörüngesinde tutan bir alet gibi algılayan bu zihniyetin en azından ‘bu haliyle’ devam etmesi artık çok zor… Gündüz Aktan bir yazısında AB’ye ilişkin olarak ‘Kurtuluş mu, işkence mi’ diye sormuştu: Önümüzdeki dönem toplumun devletçilikten ‘kurtuluşu’ olurken, bu süreç bazılarına ‘işkence’ gibi gelecek herhalde…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: