İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kitap fuarından esintiler

Ragıp Zarakolu

Bu hafta yine kitap denizinde yüzdük, TÜYAP’ın artık kaçıncı olduğunu saymadığım kitap fuarında…

TÜYAP, ilk fuarını 1981 yılında Taksim’deki Interkontinental Oteli’nin alt katında açtığında, sadece 21 yayınevi katılmıştı. Şimdi yüzlerce…

12 Eylül o sıralarda bütün hışmı ile devam etmekteydi.

Evlerdeki sobalarda, banyo kazanlarında yakılan kitapların küllerinin hala durduğu bir dönemde, Taksim’in göbeğinde kitap fuarının açılması, gerçekten inanılmaz bir şeydi.

Kitapperestlerin bir anda sığındığı, tavaf ettiği, kitaplara dokunup okşadığı, 12 Eylül karanlığını bir an olsun unuttuğu, ışık dolu bir sığınak oldu sanki.

‘Bu da geçer yahu!’ diyorduk, sabır ve umutla.

Toplanacak kitap kalmadığı için, barbar militarizm, ansiklopedilere saldırıyordu.

Britanika ve Yurt Ansiklopedisi’nin editörleri bir anda kendilerini Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde bulmuşlardı.

Sebep mi? Tarihi Ermenistan’dan bahsetmek!
Anadolu illerinin tarihi anlatılırken, artık eski, antik Ermeni krallıkları sansür ediliyordu.

Soykırım inkarı, artık son evresine, tarihin inkarına kadar vardırılmıştı.

Bir yandan da, taşlar bile Ermeniden arındırılıyordu. ‘Anadolu’da böyle bir halk asla yaşamadı’ denilmek isteniyordu. Eh, olmayan bir halkın soykırımı nasıl olabilirdi ki?..

Elbette, bu bir soykırımın varabileceği son evreydi artık. Soykırımın zirvesi.

Hadi, ben de bir kavram icat edeyim.

Jenosit, etnosit, vs. den sonra ‘tarihkıyım’. Tarihkırım, yani soykırımın ulaşacağı son evre.

Ermenilerin asla bir devleti olmamıştı tarihte. Olan devletimsi şeyler de uyduruktu, kalıcı değildi, resmi tarihçilere göre. Hani resmi tarihçiler, Kürtler için de benzer şeyler söyler: ‘Kürtler tarihte asla devlet kuramamış, bunu becerememiştir.’

Ama biz ise, tarihte 16 devlet kurmuş olmakla öğünürüz.

Neyse, biz yine Kitap Şenliğine dönelim. TÜYAP’da mütevazi bir Ermenistan standı da var, iki yıldır.

Umarız gelecek yıl bir Irak, hatta Irak Kürdistanı standı da olur. Kıyamet de kopmaz bence.

TÜYAP kitap fuarlarında her zaman komşularla dostça ilişkiler öne çıktı, barış mesajlarının iletilmesine vesile oldu. Kardak krizi sırasında Türkiye ve Yunanistan savaş eşiğine gelirken, Yunan yazarı Yorgo Andreadis’in İzmir’deki fuara gelmesi ve barış mesajları vermesi asla unutulmaz. Ona konan anlamsız yasağın kalkması için yazar ve okurları binlerce okuru geçen yılkı fuarda imza verdi.

Bunlar hükümete iletildi, ama ne fayda!

TÜYAP aynı zamanda, yazar ile okurun doğrudan buluşmasını sağladı, hem de uluslararası düzeyde.

Yazarımız olan Dido Sotiriyu’nun TÜYAP’ta bir azize gibi karşılanışını hatırlıyorum.

İlk konuk Yunan yazarının bizim yazarımız olan, ve 1982 yılında ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya’ adlı kitabından dolayı Sıkıyönetimde yargılandığımız Dido’nun olması bizi çok keyiflendirmişti.

En ilginci ise, Ramada Otel’de Sotiriyu onuruna bir resepsiyon verilmesi olmuştu. Belediye Başkanı Dalan, iş adamları, Semra Özal ve papatyaları oradaydı. Bayan Özal, Sotiriyu’yu yanına çağırdı. Ne lütuf! Ona göre. Ne kabalık! Bize göre. Bir yazarı ayağına çağırmak! Dido gitmedi tabii. Tanışmak istiyorlarsa kendileri gelebilir, diyerek. Bir ara bana dönerek espri yaptı. ‘Yahu ben komünist, yayıncım komünist, çevirmenim komünist (Fransızca ve Türkçe ustası, rahmetli Attila Tokatlı), burada ne işimiz var?’ diyerek.

Bu yıl da Yunanlı yazar Dimitra Sotiri Petrula, onur konukları arasında idi. Pencere Yayınları Editörü Muzaffer Erdoğdu bu aralar peşpeşe birbirinden güzel kitaplar yayınladı. Dimitra Sotiri Petrula’nın ‘Anan Nerede Ulan?!’ da bunlar arasında idi. Kendisi ile kısa bir sohbet olanağı oldu. Petrula Libya’da yaşıyor, eş durumundan dolayı. Kitabı özellikle Kürtler ve 78 kuşağı tarafından ilgi ile okunacak diye düşünüyorum. Tabii, medya ablukası nedeniyle haberleri olursa… Petrula’nın ailesinden 42 kişi Yunan İç Savaşı sırasında kurşuna dizildi, bunlardan bir bölümü de toplu katliam. Kitap bizi 1975 ve 1984 sonralarını anımsatıyor. Kapakta yer alan,Sparta Cezaevinde 46 kişi ile birlikte kurşuna dizilen Sotiri Petrula için Atina’da yapılan kitlesel cenaze töreninin resmi var. Cenazenin kalkmasını o zaman müzisyen Theodorakis sağlamış. Fotoğrafta o da var. Petrula, ‘Ben bu cinayeti işleyenleri, Yunan değil faşist olarak tanımlıyorum’ diyor. Gerçekten bütün kıyımlarda bu noktanın altını çizmek gerekiyor.

Nasıl, Yahudi soykırımında nazizmin altını çiziyorsak, Almanlıktan çok.

Çeviri Türk ve Yunan edebiyatları arasındaki köprünün duayeni, Panayot Abacı tarafından yapılmış. (Yaşar Kemal’i, Orhan Pamuk’u ve diğerlerini Yunancaya o çevirdi.) Onun on parmağında on marifet vardır. Tek klasik müzik dergisi Orkestra’yı 40 küsür yıldır tek başına yayınlıyor. Ama o, aynı zamanda iyi bir icracı.

Pencere’nin yeni yayınladığı Dido Sotiriyu’nun ‘Elektra’sının çevirisi de onun elinden çıkma. ‘Elektra’ ile de, müthiş bir empati kuracaksınız, her şeyini devrime adayan genç bir kadın devrimcinin portresi ile. Bu biraz da yazarın kendisinin, kocası idam edilen kızkardeşinin portresidir (Nazım’ın üstüne şiir yazdığı, Picasso’nun resmettiği ‘Karanfilli Adam’. Bk. Dido Sotiriyu, Buyruk, çeviren: Panayot Abacı, Belge Yayınları).

Üstat Panoyot’un ve Muzaffer’in son dönemdeki çeviri bombardımanı bunlarla da bitmedi.

Yine üç sosyalist yazarın tiyatro yapıtları peşpeşe yayınlandı. Muhalif tiyatro gruplarının bunlarla ilgilenmesini bekliyorum, en az devlet tiyatroları kadar.

Dimitri Psathas’ın ‘Yalancı Aranıyor’ ve ‘Dandalak’ adlı oyuları birarada yayınlanmış. Meneleos Lundemis’in ‘Şimşekler Çakarken’ ve Grigorios Ksenopulos’un ‘Günaha Çağrı’ adlı oyunları aynı zamanda keyifli bir okuma kitabı.

Bu katkılarından dolayı Panoyot Abacı’yı kutlarım. Bakalım bize daha ne süprizler yapacak.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: