İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cevdet Aykan´ı üzen açıklamalar

Kürşat Bümin

Hemşehrim Cevdet Aykan’dan bir mektup aldım. Rahmetli babamın da adının geçtiği birkaç cümleden sonra mektup şöyle devam ediyordu:

“Bu yazılanlara herhangi bir cevabım olmadı. Hemşehrilerimin konuşma haklarını kabullendim. Konuşmamda, 1910’lu yıllarda -ve tehcirde- Tokat’ta Osmanlı Müslümanlar ile Ermeniler arasındaki iyi insani ilişkileri bazı anılarla aktarmıştım. Bazı hemşehrilerim bunu ‘suç’ saymışlar ve cezalandırılmamı istiyorlar. Sanırım hayatta bazı doğrular, bazı ortamlarda, şartlarda yararlı olmuyor… Hangi ilkeye öncelik verilecek sorun oluyor.”

Hatırlıyorsunuzdur, Cevdet Aykan adı geçenlerde yapılan “Ermeni konferansı” dolayısıyla tekrar ön plana çıkmıştı. “Tekrar” diyorum, çünkü Dr. Cevdet Aykan (psikiyatr) bir dönem milletvekilliği, bir dönem senatörlük ve iki kez bakanlık yapmasının yanı sıra çevirileriyle de bir önceki kuşağın tanıdığı bir isimdi zaten. Tokatlılar da, uzunca bir dönem şehirleri için çaba sarfetmiş bu hemşehrilerini, adını şehir merkezinde bulunan devlet hastanesine vererek mükafatlandırmıştı.

Cevdet Aykan, “Ermeni Konferansı”nda yaptığı konuşmada (“Demokrasi Süreci ve Anılar” adlı kitabında da yer ayırdığı) 20. yüzyılın başında imparatorluğun üzerine çöken uğursuzluktan Tokat’ın hissesine düşen kısmını anlattı. Tabii ki yaptığı araştırmalara ve de özellikle dinlediği anılara dayanarak. Konuşmasında şöyle diyordu: “Arkadaşlarım, ‘O toplantıda ne işin var, sözlerine dikkat et’ dedi. Ermeni hemşehrilerime vicdani borcumu ifade etmek için geldim.” Aykan, buradan hareketle konuşmasında, 1915/16 olaylarının Tokat ve Erbaa’da nasıl geçtiğini; 28 bin nüfuslu Tokat’ta sayıları 9 bine yaklaşan Ermeni nüfusun memleketlerinden hızla nasıl uzaklaştırıldığını; 1927’de şehirdeki Ermeni sayısının 700’ü ancak bulduğunu; tehcirle birlikte birçok Ermeni kızının eşrafa nasıl dağıtıldığını, aktardı ve anlattı.

Birilerine bağırıp çağıran, birilerini sanık iskemlesine oturtmak isteyen bir konuşma değildi tabii ki… Sadece eski hemşehrilerini hatırlamak, onlara “vicdani borcunu ifade etmek için”, siyasetten ve hukuktan uzak, sadece ahlaki kaygılarla yapılan bir konuşma…

Cevdet Aykan’ın bu konuda “söz istemesi” bir hemşehrisi olarak beni çok memnun etti doğrusu. Eskiden beri tanıdığım (babamın arkadaşı) bu hemşehrimin şimdi artık çok azı ayakta kalmış olan o güzelim “Tokat bağları”nın eski sahiplerini saygıyla anmasından çok duygulandım doğrusu… (Bu arada “Adım Agop, memleketim Tokat” adlı bir kitabın da (Aras Yayınları) piyasaya çıktığını duyurayım bari.) Aykan gibi bir dönem Adalet Partisi’nden senatör olmuş, Büyük Türkiye Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin kurucu üyeliğini yapmış bir eski siyasetçinin bu “hatırlamayı” bir görev bilmesi tabii ki çok önemliydi.

Gelelim hemşehrililerinin Aykan’ı “üzen” açıklamalarına: İşte Tokat gazetelerinde yer alan bazı açıklamaların fotokopileri önümde duruyor. Bir hemşehrisi soruyor: “Ajan mıydı yoksa?”(!) Ve devam ediyor: “Bu insan bir gün ölürde cenazesi Tokat’a getirilmek istenirse Tokat halkının bu insanın cenazesini bu topraklara koymaması lazım.” Bir başkasının açıklaması ise şöyle: “İsmini Tokat Devlet Hastanesi’ne verdiğimiz eski bakanlarımızdan Dr. Cevdet Aykan’dan utanıyoruz. (…) Böyle bir insanın ismini güzide hastanemizde görmek istemiyoruz.”

“Bu yazılanlara herhangi bir cevabım olmadı. Hemşehrilerimin konuşma haklarını kabullendim” diyor ama, besbelli ki hemşehrilerinin bu kez kendisine “techir” uygulama kararı Aykan’ı derinden yaralamış.

Nasıl yaralamaz? Evliya Çelebi’nin “Halkı zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar, kin tutmaz, hile bilmez, deryadil, halûk, selim ve halim insanlardır. Herkese iyi zanda bulunurlar. İyi geçinirler..” diyerek anlattığı Tokatlılardan bu sözleri işitmek insanı nasıl yaralamaz?

Ama belli ki Aykan, “sanırım hayatta bazı doğrular, bazı ortamlarda, şartlarda yararlı olmuyor” derken işaret ettiği gibi, hemşehrilerinin bu son derece kaba tepkilerini (bir “psikiyatr” olduğunu da unutmayalım) “anlıyor”.

Nasıl anlamaz? Bugün onun cenazesinin bile şehre sokulmamasını isteyen bu hemşehriler şehirleri hakkında ne biliyorlar ki, onlara kızsın ve cevap versin. Zaten söyler misiniz, bu ülkede hangi şehrin tarihi o şehirde yaşayanlarca layıkıyla biliniyor ki? Hiç şüphe yok ki, “Cumhuriyet” hiç değilse bu işi, yani şehirlerimizin tarihinin yeniden yazılması işini olması gerektiği gibi yerine getirmiştir! Tokat’ta ben de okullara gittim; okulda “Tokat tarihi” diye bir “ünite”yi ben de öğrendim; Tokat’ın tarihinde “Romalılar”ın oynadığı rolü ben de belledim. Ama (kolayca) tahmin ettiğiniz gibi, yarım yüzyıl önce bu şehrin nüfusunun üçte birinin Ermenilerden oluştuğu yolunda bir bilgi ile ne okulda ne de dışarıda karşılaştım! Tokat Bağları yerinde duruyordu ama onların “ilk sahiplerini” anlatan yoktu. Bakırcılar çarşısı ya da kuyumculuk sanatı hâlâ ayaktaydı ama bu sanatların “ilk sahiplerini” anlatan tek bir kişi yoktu. Sadece arada bir, rahmetli babam (o da bir biçimde öfkelenince) eşraftan bazı insanların adlarını anıp “Boyunlarındaki elmasların ilk sahibi kimdir sanıyorsun?” derdi, o kadar.

Dolayısıyla, Aykan gibi ben de bu öfkeli hemşehrilerime kızamıyorum…. Ne yapabiliriz, onlar da öyle biliyorlar; “ilk sahip”in ezelden beri kendileri olduğunu sanıyorlar…

Tokat (yine Evliya Çelebi’den): “Bu havası hoş şehrin dört tarafında bahce ve bostanlar içinde sular akar ve bu bahçelerde bülbüllerin ötüşü insan ruhuna sefa verir. Meyveleri lezzetli ve latif olup her tarafa hediye olarak gönderilir. Her bağında birer köşk, havuz, fıskiye ve çeşitli meyveler vardır. (…) Yılın her zamanında halkının nimetleri boldur. Hacı Bektaş Veli’nin hayırlı ve bereketli duaları ile bu eski tarihi şehir, ‘Alimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır.’ ”

Bir rüya imiş…..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: