İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hrant Dink´e soru

Melih Aşık

Ermeni asıllı yazar Hrant Dink, 6 ay cezaya çarptırılmasına, ceza tecil edilmesine rağmen üzülmüş. Ülkeyi terk etmekten söz etmiş… Ceza hukuk dışı güdülerle verildiyse elbet üzülünür, kınanır.

Hrant kardeş… Sen haksız bir mahkeme kararına haklı olarak üzüldün…

Peki 70 milyonluk bir ulusu, herhangi bir yargı kararı olmadan kendisinden önce yaşanmış olaylardan dolayı “soykırım suçlusu” ilan ederken bunda da bir haksızlık görüyor musun? Görmüyor musun?

Siyasetin zemini iftar sofralarına kaymış.

Kayar… Din ile siyasetin iç içe girmesi garip karşılanmıyor artık…

Arif Ayhan

AB’ye adımlar…

Önceki akşam atv haberlerine takılıyoruz. Konu meslek liselerinden düz liselere yatay geçiş… Öğrenciler iki yıl meslek lisesinde okuyup üçüncü veya dördüncü yıl liseye yatay geçiş yapacak, böylece üniversiteye rahat girecek. İmam hatipliler için alınmış özel bir karar bu… atv televizyonu o yüzden bir imam hatip lisesinin önünde kız öğrencilerle röportaj yapıyor. Ortaöğretimde türban yasak ama imam hatip öğrencilerinin hepsi türbanlı. Bir öğrenci sorulan soruya şu yanıtı veriyor:

– Üniversiteye girmek isterim ama orada da türbanımı çıkarmam…

* * *

Dünkü Radikal’de gözümüze ilişiyor… Emniyet Genel Müdürlüğü’nde öğle yemeği yiyenlerin listesi çıkarılıyormuş. Oruç tutmayanlar isim isim saptanıyor yani…

Türkiye sözde Batı’ya giden bir gemi ama içindekiler doğuya koşuyor…

Başbakan’ın siyasi danışmanı Ömer Çelik, AB sürecindeki gelişmelerle ilgili olarak, “Bu bilgiler son nefesimizi verinceye kadar gizli kalacaktır” demiş.

Ne verdiklerini yakında öğrenmeyeceğiz sanki…

* * *

Türkiye genelinde yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’nin AB’ye giremeyceğini düşünenler, gireceğini düşünenlerden fazlaymış.

Gerçekçi vatandaşlarımızın çoğunluğa geçmesi ülkemiz adına umut, iktidar adına endişe verici.

Haldun Ertem

İşte edebiyatçı…

Savaş Ay’ın Sabah’taki sütununda yer alan Attilâ İlhan’ın şu sözleri genç edebiyatçıların kulağına küpe olmalıdır:

“Davetlere gitmem. O çevreleri sevmem. Kalabalıktan hoşlanmam. Çünkü o çevrelerde halktan konuşulmaz. Oralarda kendi meselelerini konuşurlar. Ben edebiyatçıların arasına girmem, benim edebiyatçı arkadaşım yoktur.

O edebiyatçı arkadaşların ekseriyeti bir getto içinde yaşarlar, ne Türkiye’yi tanırlar ne Türkiye ile ilgidirler. Yazdıkları şeyler de kendi hayatlarıdır. Halbuki onların hayatları ayrıksı bir hayattır, bu hayat değildir. Onun için ulaşması mümkün değildir halka…”

Soykırımın ardı…

Türkiye’de büyük bir kesim 1915 yılında Doğu’da büyük bir trajedi yaşandığını kabul ediyor… Evet, öncesinde karşılıklı vuruşmalar yaşanmıştır… Ama ne olursa olsun bunlar çoluk çocuk binlerce Ermeni’nin acılar içinde Suriye taraflarına sürülmesini haklı çıkarmaz. Bu olayla ilgili üzüntüleri paylaşmaya hazırız…

Ne var ki Ermenistan ve Ermeni diasporası bizden başka bir şey istiyor… Soykırım olduğunu ve bunu kabullenmemizi… Özür dilememizi…

Neden bu kadar bastırıyorlar? Hâkim kanaat soykırımı kabullenmemizin ardından tazminat ve toprak taleplerinin geleceği yönündedir… Acaba o kadar mı?

Taner Akçam’ın “Ermeni Sorunu” adlı kitabını okuyoruz… Bu kitapta Müdafaai Hukuk cemiyetlerinin Ermenilerin dönüp intikam alacağı korkusuyla kurulduğunu öne sürüyor Taner Akçam… Kürtlerin de yine Ermenilerin dönmesinden korktukları için Kurtuluş Savaşı’na katıldığını söylüyor… Peki o zaman? O zaman neler olacağını bakınız aynen nasıl anlatıyor:

“…Bu sonucun bir başka anlamı daha var. Eğer Türkiye Cumhuriyeti, Anadolu’daki azınlıkların kanları üzerinde kurulmuşsa, ki burada daha sonraki Kürt ayaklanmaları ve katliamlarına hiç değinilmemiştir, o, bu topraklar üzerindeki halkların barış içinde, yan yana yaşamalarının önündeki en büyük engeli oluşturur. Cumhuriyet, bu tarihi, bu yapısı, ürünü olduğu bu ruh hali ile bizzatihi sorun kaynağıdır. Bugün fazlasıyla gecikmiş olan bir şeyi yapmamız gerekiyor. Ermeni kırımı üzerine, onu sadece tarihte olmuş bitmiş bir olay olay olarak değil, bugünkü sonuçları ve anlamı üzerine de, açıkça tartışmaya başlamak… Bu tartışmanın kaçınılmaz olarak yapılması bir tek insani sorumluluğumuz gereği değildir. Çok daha aktüel, çok daha önemli bir başka nedenden dolayı da bu yapılmak zorundadır: Anadolu toprakları üzerinde, dili, dini, kültürü, milliyeti farklı ne kadar insan varsa bunların gerçekten yan yana yaşadıkları bir toplum projesi üzerine düşünmenin zamanı gelmiş de geçmektedir…”

“Soykırımı kabullen” dayatması bakınız hangi tuzaklara doğru uzanıyor…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: