İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sevgili Hrant, sireli yeğpayrıs,

Ferhat Kentel

Sana yazmak istedim. Nereden nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum. Ama bildiğim bir-iki Ermenice kelimeyle beni sana biraz daha yaklaştırabilecek o iki kelimeyle, “kardeş” olduğumuzu söylemek, kardeşliğimizi bir kere daha ilan etmek istedim ilk önce…

Hrant, sen ve ben ve de birçoğumuz biliyoruz; biz kardeşiz. Bu memlekette çok acı çekmiş insanların kardeşliği bu; acı çekmiş ve acılarını paylaşan insanların kardeşliği… Birbirimizin çektiği acıların farkında olduğumuz için biz, çoğumuz bu memleketi çok seviyoruz. Sonra biz bu toprakları bu kadar çok sevdiğimiz için, üzerinde yaşayan insanların, komşularımızın, kardeşlerimizin dertlerini de o kadar çok hissediyoruz iliklerimizde.

Sen kalbinde bu kardeşlik duygularıyla hep yazılar yazdın… Sana yıllarca pasaport vermediler; verdiklerinde ise gittiğin başka ülkelerde Türkiye’den bahsederken, hep buradan, “memleketinden” bahsettin… Oralarda dertlerinden, Ermenilerin dertlerinden bahsettin ama bunu hiçbir zaman “şikayet” olarak yapmadın… İşte bunu “burada” birileri hiç anlamadılar…

Kalemin, gücün yettiğince hep kardeşliği anlattın. O malum davaya konu olan yazılarını da bunun için yazdın. Bizim bu ortak kardeşlik duygularımızı “orada” anlamayanların dayatmalarına karşı yazdın. Soykırımı dünyaya kabul ettirme takıntısının Ermeni kimliğinin neredeyse tek unsuru haline geldiğini; bunun her şeyden Ermeni kimliğine zarar verdiğini, Ermeniliği hastalıklı, travmatik bir ruh haline dönüştürdüğünü söyledin. Diaspora Ermenilerine seslendin, “atın içinizden şu Türk takıntısını” dedin. Bunu söylerken tüm Ermenileri Türklere karşı ellerini uzatmaya çağırdın…

Ama sen bunları yazarken, senin kullandığın kelimelere taktılar kafayı; seni mahkum ettiler. Seni mahkum ettikleri yazılarda bir kere daha Türklerle Ermenileri kardeşliğe çağırdığın halde bunu görmediler… Üstelik senin bu çağrıların nedeniyle, Türkiye ve Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerin en radikal milliyetçi kesimleri seni kaç kere, en iyi ihtimalle “Türklerin satın aldığı adam” ilan ettiler…

Sende “suç kastı” bulamadıkları halde hakkında dava açtılar; bilirkişiler suç unsuru bulamadığı halde mahkum ettiler. Senin kardeşlik çağrını görmezlikten gelip, “Türklüğe hakaretten suçlu” bulurken, aslında kendileri bu toprakların hafızasını, kardeşliğini, barış arzularını aşağıladılar.

Sevgili Hrant,

Acı ama zaten çok iyi farkındayız ki, senin kişiliğinde başka bir şey yapılmak isteniyor. Senin yazdıklarının peşine düşenler bu memlekette “kardeşlik”ten çok korkuyorlar. Onların sahip oldukları korku aysberginin görünen yüzü sadece bu. Aysbergin dibi dopdolu. Orası travma dolu… Merak etme, sadece Ermeniler değil sağaltılma ihtiyacında olan; hepimiz aynı durumdayız. O kadar çok üst üste bindi ki yaşadığımız acılar; birisini iyileştirsek başka biri çıkıyor altından. Kör bir yumak gibi her şey…

İşte bu yumağın açılması bu memlekette birilerinin hiç işine gelmiyor. Bu yüzden, buralarda, bakmamak, görmemek bir kısmımızın işine geliyor kısa vadede… Günü kurtarabilirsek, kendi neslimizi kurtarabilirsek ruhumuzu da kurtarabileceğimizi zannediyoruz. Bu kör olmuş yumağın açılmasından o kadar çok korkuyoruz ki, eğer açılırsa bir anda her şeyin yokolacağını, ayaklarımızın altından toprağın kayacağını zannediyoruz.

Birçoğumuz biliyoruz ki, sen bu memleketi sana dünyayı dar etmek isteyenlerden daha çok seviyorsun. Sen bu memleketi öyle bir seviyorsun ki; bir takım “sözde düşman” arayanların bütün kanlı hesaplarından (“bu vatan için ölürüz de öldürürüz de” diyenlerden) farklı olarak, “kimseyi öldürmeden ben bu toprakların dibine girip ölecek kadar seviyorum” diyorsun. Sen ve onlar arasındaki fark bu.. Onların bunu anlamları bir müddet daha imkansız görünüyor… Ama gene de bir gün bu imkanı doğurmak için anlatmak lazım; kör yumağı ne kadar açarsak, hep beraber o kadar iyileşebileceğimizi ve ayağımızın altından toprağın çekilmeyeceğini anlatmak lazım..

Anlatabilmek için gerekli olan dil her yerde tomurcuklarını veriyor… Meşhur “Ermeni Konferansı”ndan hatırlasana, hukukta, diplomaside bile bu türden bir dil serpilip gelişiyor. İnsanlar ve devletler sadece düşman olarak, sadece kazanmak veya kaybetmek üzerine kurulu dilin çıkmazlarından kurtulmaya çalışıyorlar. “Öteki” karşısında hep haklı olan, “ötekinde” hep suç arayan, “ötekine” hep ceza vermeyi amaçlayan dil artık geçmiş zamanların dili haline geliyor. Savaşlardan, zaferlerden ve intikamlardan dünya insanları bıktılar artık… Hukukçular da bıktı; diplomatlar da bıktı… Westphalia artığı devletler bile bıktı artık…

Sana, hepimize sabırlar diliyorum Hrant. Bu topraklarda güzel günler görmek istiyorsak, sabırla konuşmaya devam etmemiz gerekiyor. Yumak açılırsa iyileşeceğimizi anlatmamız gerekiyor. Çünkü ben kendi hesabıma, hep beraber konuşmayı becerebildiğimizde, sevinç gözyaşlarıyla birbirimize sarıldığımız günleri gözümde canlandırmaya başladım artık…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: