İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mahkemelerin dumur halleri

Adnan Ekinci

Hrant Dink’in ceza aldığı dava üzerine düşünüyordum. Aldığı mahkûmiyetle ilgili olarak “Ermeni konferansını engelleyen bir mahkeme şimdi niye benim aleyhime ceza vermesin?” demiş.

Dink’in bu sözleri, konferansla ilgili olarak verilen ‘yürütmenin durdurulması’ kararının toplumsal maliyetini ölçmek için çok iyi bir örnek.

Tüm hukukçuların abes bulduğu kararı veren İstanbul 4. İdare Mahkemesi üyelerinin vicdanı rahat mı bilinmez. Ama bilinmezlik, Hrant Dink’in sözlerindeki haklılık gerçeğini değiştirmiyor.

Hrant Dink’in ceza aldığı davanın bir başka özelliği daha var:

Kural olarak, bilirkişilerin mahkemelerin isteği üzerine düzenlemiş oldukları raporlar bağlayıcı değildir. Mahkemeler, bu raporlara ters düşen karar verebilirler. Hrant Dink’i mahkûm eden Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi de öyle yapmış zaten. Bilirkişilerin ‘Suç oluşmamıştır’ şeklindeki tespitlerine katılmamış. Eğer bilirkişilerin çalışma prensip ve metotlarını beğenmemiş ise, neden…

Bilirkişi ritüeli

Ancak, şunca yıllık avukatım. Ben bugüne kadar, bilirkişi raporlarını dikkate almadan verilmiş bir mahkeme kararına ne rastladım, ne duydum. Hatta ‘dikkate almak’ kelimesi bile hafif kalabilir. Genellikle, bilirkişilerin bazen yoruma kaçan (ki yasaktır) tespitlerine bile harfiyen uyulur.

Ama her zaman öyle olmuyor işte… Dumur halleri midir, nedendir bilmem ki, bazı mahkemelerden raşitik kararlar çıkabiliyor.

Biliyor musunuz, Türkiye’de üç türlü hukuk var:

1) Reel hukuk, 2) Algılandığı kadarıyla hukuk, 3) Uygulandığı şekliyle hukuk.

Not: Umarım kimsede, bu sözlerimle yukarıdaki adı geçen mahkemeleri kastettiğim zannı uyanmaz. Genel bir durumdan söz ediyorum.

(Kısaltıldı)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: