İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dik durmayı bilelim

Güngör uras

Müzakerelere başlama pazarlığı güç oldu, uzun sürdü. Müzakereler başladıktan sonra da günler kolay geçmeyecek. Unutmayalım Türkiye’nin tam üyeliği istenmese bu iş bu kadar uzamazdı. Müzakerelerin başlaması için bu kadar çaba gösterilmezdi.

Şunu görelim Türkiye’ye ‘evet’ demek te ‘hayır’ demek de kolay değil çünkü Türkiye ‘önemsiz bir ülke değil’. AB’ye tam üye olsak da olmasak da Avrupa’nın dengelerini etkileyecek ‘büyük bir ülkeyiz.’

Türkiye’nin tam üyeliğini tartışan, “hazım” sorununu gündeme getiren ülkelerin nasıl bir baskı altında olduklarını unutmayınız.

– Din farkı var. AB’nin 25 üyesinin halkı tek bir dine inanıyor. Türkler ise Müslüman.

– Türkiye’nin nüfusu büyük. Nüfus artışı hızlı.

– Türk ekonomisi, sorunlu bir ekonomi. Kişi başı gelir düşük. İşsiz sayısı fazla.

– Türkiye’de eğitim sorunu var. Türk halkının yaşam biçimi AB üyesi ülkelerin yaşam biçiminden farklı. Genelde bir de kültür farkı var.

– Daha önce AB ülkelerine göç eden 4 milyon Türk, göç ettikleri ülkelerde uyum sorunu yarattı. Uyuma karşı direnmeleri huzursuzluğa neden oldu. Avrupa halkının çoğu Türklerin AB’ye katılmasını bu pencereden seyrediyor.

Türkiye ‘büyük ülke’

– Türkiye’nin Kıbrıs, Yunanistan, Ege Denizi, Arap ve İslam dünyaları ile ilişkileri, Kafkas ülkeleri ile ilişkileri, Ermeni ve Kürt sorunları konularında “kırmızı çizgileri” var.

Unutmayınız, AB politikacıları bütün bunlara rağmen (ülke halklarının olumsuz yaklaşımına rağmen) Türkiye’nin tam üyeliği için müzakere takvimi belirlemeyi göze aldı. Neden göze aldı? Çünkü:

Türkiye büyük bir ülke. Bu ülkede yaşayanların dini 25 ülkenin dininden farklı ama ülke laik ve demokratik bir yapıya sahip. Bütün ekonomik ve sosyal sorunlarına rağmen güçlü bir ülke. Renkli bir ülke. Renksiz AB topluluğuna renk, farklılık ve dinamizm getirecek genç nüfusu var.

Yolumuz ‘uzun’

Bu çerçevede hükümetimiz, Dışişleri Bakanlığımız ellerinden geleni yaptı. Hedefimiz AB’ye tam üyelik…

Ama tam üyelik müzakereleri başlasın, müzakerelerde sorun çıkmasın diyerek boynumuzu bükerek her isteneni yapmaya mecbur değiliz. Önemli olan “tavır”dır. Dik durmayı bilelim.

Ne yazık ki bazı büyük iş çevrelerini temsil eden derneklerin temsilcileri “AB’ye tam üyelik menfaatimize ise bazı fedakârlıkları göze almamız gerekir” şeklinde konuşmaya ve hükümeti etkilemeye çalışıyor.

Gururumuzu, onurumuzu bir yana atarak “AB’ye üye olursak köşeyi döneriz. Bize daha çok kredi verirler, döviz gönderirler. Fabrikalarımızı, arsalarımızı da pahalı pahalı satın alırlar” bekleyişi bize yakışmaz

Unutmayınız, müzakereye başlamak için tarih almak, müzakereye başlamak için masaya oturmak ilişkinin başlangıcıdır. Daha önümüzde uzun bir yol var. Daha bizden istenecek çok şey var.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: