İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Avrupa tramvayı hangi durakta duracak?

Hasan Pulur

BUGÜN Avrupa kapılarında, Özal’ın deyimiyle “uzun ince” bir yolun “mecburi” değil, “ihtiyari” durağındayız, ya Avrupa tramvayına bineceğiz, ya da gelecek tramvayı bekleyeceğiz.

Tramvayları hatırlayanlar bilir, iki türlü durak vardı; “kırmızı” levhalı” olanlar “mecburi” duraktı, vatman mutlaka durmak zorundaydı, ama “beyaz” levhalı” olan “ihtiyari” duraklarda durmak vatmanın takdirine kalmıştı, ister durur isterse durmazdı.

İşte bugün Avrupa tramvayını “ihtiyari” durakta bekliyoruz, vatman durursa bineriz, durmazsa arkadaki tramvaya…

Avrupa’yı yönetenlerin Osmanlı ya da Türkiye Cumhuriyeti’ne de karşı tutumları hiç değişmemiştir, “Kurtuluş Savaşı”nı ve Lozan’ı hiç unutmazlar, hep Sevr ile Anadolu’yu parçalamanın eşiğinden döndüklerini anımsarlar, bunun intikamını bir gün alacaklarını hayal ede ede bugüne gelmişlerdir.

***

KAPIDA dolanıp durduğumuz Avrupa’yı gerçekten tanıyor muyuz?

Avrupa, renkli fotoğraflarla, ucuz gezi turlarıyla, bilmem ne modasını taklit etmekle tanınmaz.

***

BİR örnek…

Yıl 1921, Anadolu’da Milli Mücadele başlamıştır. Yunan ordusu İzmir’e çıkmış, Anadolu’nun içine doğru ilerlemektedir. İstanbul’da padişah ve hükümeti vardır, Londra’da da İstanbul’un temsilcisi Mustafa Reşit Paşa…

Paşa’ya bir gün, İngiltere’nin önemli işadamı ve sanayicilerinden birkaçı gelir, Ankara’yla siyasal, ekonomik ilişkiler kurmak istemektedirler, Anadolu’ya kundura, elbise, silah ve top satmayı önerirler…

Mustafa Reşit Paşa şaşırır, İngilizler bir taraftan Yunan ordusunu kışkırtırken, Türklere de müsait şartlarla malzeme, silah satmayı önermekte bunun parasını da savaştan sonra ödeyebileceklerini söylemektedirler.

Paşa’nın hayreti daha da artmaktadır.

Adamlar açık açık söylerler; Yunanlılar, İngiltere’den borç almak için, İzmir Limanı’nın gelecekteki gelirini ve Ege bölgesi tütünlerinin işletilmesini karşılık göstermişlerdir.

Mustafa Reşit Paşa’ya gelenler, İzmir Limanı’nın gelirinin Yunanlılara verilmesine karşıdır ama, bir istekleri vardır:

“Acaba Türkler, İzmir Limanı’nı kendi gruplarına verebilirler mi?”

Mustafa Reşit Paşa, İstanbul hükümetinin temsilcisi bile olsa, Türk’tür, adamlara ağızlarının payını verir:

“İzmir ve limanı Türk’tür. Türk, evinin kapısını en samimi dostuna bile vermez.” (x)

Şimdi bazıları, “Canım bu kaç yıl önce olmuş, o Avrupalı, bu Avrupalı değil!” diyebilirler.

“O Avrupalı!” değilse, 3 Ekim’e iki gün kala “Ermeni soykırımını tanıyın!” kararını almaları rastlantı mıdır, yoksa değişmeyen tutumları mı?

Düşünün!

***

DÖNEKLER, yağdanlıklar, Avrupa’nın muhipleri “Canım aldırmayın bunlara, ne çıkar bunlardan?” derler.

Öyle ya, Ermeni soykırımını tanımak mı?

Ne çıkar bundan?

Kürtlerle federasyon mu?

Ne çıkar bundan?

***

BİRİNCİ Cihan Savaşı’nda, Ruslar bir Osmanlı gemisine el koyarlar, konu Meclis’te tartışılır. Bakan, “Geminin zaten eski ve kıymetsiz olduğunu” söyleyince bir milletvekili yerinden fırlar:

“Ben size geminin kıymetini değil, bayrağın şerefini soruyorum!”

Bugünkü “Ne pahasına olursa olsun Avrupa” teslimiyetçileri ile Osmanlı Bakanı’nın farkı ne?

—————

(x) Bu olayın belgeleri Londra Büyükelçiliği arşivindedir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: