İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni belge talep edelim

Gündüz Aktan

Hükümet 3 Ekim tarihinde müzakerelere başlamayı kabul edip etmemek konusunda bir karar verecek. Bu, çok zor bir karar. Olumlu da olumsuz da olsa ciddi sakıncaları beraberinde getirecek ve ciddi eleştirilere neden olacak.

Karar vermeden önce müzakere çerçeve belgesinin son şeklini ve İngiliz Dışişleri Bakanı Straw’un AB adına yapacağı konuşma metnini bilmek ve çalışmak gerekiyor. Şu sırada bu imkân olmadığından spekülasyon yapmak durumundayız.

Müzakere çerçeve belgesinin ilk taslağı birçok bakımdan sakıncalı unsurlar içeriyordu. Bunlar, 1999’u izleyen birkaç yıl içinde çıkarılan ilerleme raporları ve 17 Aralık 2004 zirve kararında yer alan unsurların daha da ağırlaştırılarak müzakere belgesine sokulmasından oluşuyordu. Şimdi yapılan ilavelerin de bizim lehimize olmadığını biliyoruz.

Fazla ayrıntıya girmeyelim. Müzakere çerçeve belgesinin bizi tam üyelik kadar, hatta ondan daha çok, imtiyazlı ortaklığa götürmesi söz konusu. Üyelik gerçekleşse bile bu sınırlı ya da İsveç Başbakanı’nın söylediği gibi ‘şartlı’ bir üyelik olacak. Tarım, serbest dolaşım ve yapısal politikalar gibi hayati önemdeki işbirliği alanlarında AB bize karşı sürekli koruma ve kalıcı derogasyonlar uygulayabilecek.

Normal şartlarda 4-5 yıl sürecek müzakerelerin 15 yıl, hatta daha fazla sürmesinden söz ediliyor. Zaten 3 Ekim’de müzakereler değil tarama süreci başlayacak. Normal olarak 3-4 ay içinde bitirilebilecek bu sürecin iki yıl sürmesi planlanıyor. Demek ki AB’nin amacı işi başından sürüncemede bırakmak.

İmtiyazlı ortaklığı kabul etmeyeceğimizi anlayan bazı etkin AB çevreleri ‘aşamalı entegrasyon’ kavramını ortaya atıyor. Yani AB savunma ve güvenlik politikaları ile adalet ve içişleri konularına ilişkin başlıklar görüşülüp tamamlanacak. Böylece Türkiye AB’nin güvenliği için bölgemizde bir tür tampon görevi yapacak. Buna karşılık diğer başlıklara ilişkin mükellefiyetlerimiz, AB yeterli mali kaynak veremeyeceğinden, ya çok uzun zamanda ya da hiç gerçekleştirilemeyecek. Böylece ismi konulmadan imtiyazlı ortaklık modeline varmış olacağız.

Asıl önemlisi Kıbrıs’a ilişkin AB karşı deklarasyonuna göre, 2006 yılında bir yandan limanlarımızı ve belki de havaalanlarımızı Kıbrıs Rumlarına açmak zorunda kalacağız; öte yandan da Kıbrıs Rumlarını tanıma bağlamında, GKRY ile ilişkilerimizi ‘normalleştirme’ yolunda attığımız adımlar AB tarafından denetlenecek.

Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB’ye giren Rumlar, Türkiye tarafından tanınma yoluyla Kıbrıs sorununun çözümünü sağlamak istiyor. O zaman esasen
ek protokolün uygulanmasıyla çöküş sürecine girecek KKTC, siyasi bakımdan da sona erecek.

Bunu hiçbir Türk hükümeti kabul edemez.

Kaldı ki Kıbrıs, Rumların isteğine uygun olarak çözümlendiğinde, Yunanistan, Ege sorununu aynı yöntemle çözümlemek isteyecek. Yine hiçbir Türk hükümetinin kabul edemeyeceği taleplerle karşılaşacağız.

Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni soykırımını tanımamızı isteyen kararı bağlayıcı değil. Ama Kıbrıs’a ilişkin talepler de başlangıçta siyasi şart olarak sunulmamış; sonradan bu niteliği kazanmıştı.

Kasım ayında çıkacak yeni Katılım Ortaklığı Belgesi’nde, Kürtlere ve Alevilere, Kopenhag Siyasi Kıstası olarak, kolektif azınlık hakları tanınmasının isteneceğini tahmin etmek güç değil. Lozan’ı değiştirecek bu talebi de Türk hükümetleri kabul edemez.

Kısaca, müzakere çerçeve belgesi bizi tam üyelikle sonuçlanmayacak çok uzun bir süreç başlatırken, bir yandan yeni KOB’da, öte yandan Kıbrıs, Ege ve Ermeni meselesinde geriye dönülmesi imkânsız büyük tavizlerde bulunmamız isteniyor.

3 Ekim’de müzakerelere başladıktan sonra, yukarıda zikredilen nedenlerden birinden dolayı 2006’da müzakereleri kesmek zorunda kalırsak, ileride müzakerelere yine aynı müzakere çerçeve belgesine göre başlayabileceğiz. Zira bir kez kabul etmiş olduğumuz belgeyi değiştirmemiz mümkün olmayacak.

Bu nedenle 3 Ekim’de AB’nin bizi üye yapmaya hazır olmadığını ilan edip, bize karşı ayrımcılık oluşturmayan yeni bir müzakere belgesi yapılıncaya kadar müzakerelerin askıya alınmasını istememiz daha doğru olacak.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: