İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Son tehcir (2)

Mine G. Kırıkkanat

“- Ermenilerin soykırım belgesi var mı?

– Hem de ne belge, Murat Belge’si var!”

(Ali Sirmen, 2005)

Chagos’lular, Diego Garcia atolünden 1967’de sürülmeye başlandı. ABD ve Büyük Britanya İmparatorluğu’nun yazılı, imzalı anlaşmasına dayanarak, 20. Yüzyılın ‘demokratik’ devlet kararıyla yapılan son tehciri dört yıl sürecek ve 1971’de ‘başarıyla’ tamamlanacaktı.

Az buz başarı değildi bu. Diego Garcia atolünü oluşturan küçüklü büyüklü adalardaki insan nüfusunu, önce varlığını inkârla tahliye ettiler!

Patrick Wright’ın, 1965’te İngiliz parlamenterlerine ‘Birkaç Tarzan ve Cuma’lar’ diye sunduğu Diego Garcia yerlileri, önce görünmez oldular, sonra anılmaz. BM konseyinde, Amerikan Kongresi ve Britanya parlamentosunda yapılan görüşmelerde, ‘ada ıssız’ deniyordu, ‘ABD’ye üs olarak verilecek Diego Garcia meskûn değil!’

Diego Garcia atolünde yaşayan okuma yazma bilmez Chagos’luların kimliklerine el konuldu ve adada yerli bir halkın varlığını kanıtlayacak tüm belgeler yok edildi, tüm kuşakların nüfus kayıtları silindi.

Eşzamanlı olarak, adanın tahliyesi başlamıştı. Nasıl mı? Önce, Diego Garcia sakinlerine Mauritius başkenti Port Louis’ye ‘turistik gezi’ yapmaları için bedava bilet dağıttılar. Port Louis’ye gidenlere dönüş izni verilmedi! Diego Garcia’da hastane yoktu, adadaki hastalar Port Louis’ye tedaviye gönderildiler, ancak iyileştiklerinde ‘döndürülmediler’.

Gidenin gelmediğini gören halk, elbette bir şeyler döndüğünü anlamış, tedirgindi. Bedava turistik geziye çıkmayı reddeden ve hasta olmayan Diego Garcia’lıların dünya ile bağlantıları kesildi. Yerel İngiliz yönetimi, adada kalmakta inat edenleri yıldırmak için elinden geleni ardına koymuyor, telefonu, elektriği kesmiş, temiz su vermiyor, ilaçtan, ekmekten, yani yaşamak için gerekli ne varsa ondan mahrum ediyordu.

23 Ocak 1971’de 9 Amerikan denizcisi, ‘arazi taraması’ yapmak için atole ‘indirildi’. 20 Martta US Navy’ye bağlı 160 asker daha geldi ve telsiz istasyonu kurmaya başladı.

İşte o zaman, Port Louis’ye ‘turistik gezi’ yapmayan, hastalanmayan adalılar, silah tehdidiyle evlerinden çıkarılıp, elleri enselerine kavuşturulmuş halde sıraya sokuldu ve sahilde bekleyen İngiliz yolcu gemisi bile değil, tek bir yük gemisine bindirildi. Yanlarına özel eşya almalarına bile izin verilmemişti! Gemi, atoldeki tüm adacıkları tek tek dolaşıp sürüden kaçmış koyun yakalar gibi, silah zoruyla topladı Chagos’luları.

Port Louis ile Diego Garcia atolünün arası, beş günlük deniz yolculuğuydu. Ancak küçüklü büyüklü takım adaları dolaşmak, elbette haftalarca sürdü. Kasaplık hayvan naklinden daha kötü koşullarda, yüzlerce insanın üst üste yığıldığı gemi ambarlarındaki uzun yolculuğun sonunda Port Louis limanına ‘boşaltılan’ Chagos’lulardan bazılarının ‘cesedi’ varabildi sürgün yerine. Bu cesetlerin sayısı, bugün itibarıyla bilinmiyor. Kuşkusuz bilinmeyecek de!

Durup dururken binlerce okuma yazma bilmez, elinden hindistancevizi tarımı ve balıkçılıktan başka iş gelmez yoksul göçmenin istilasına uğramak, ne Mauritius, ne de başkent Port Louis halkını sevindiriyordu elbette.

Kurnaz İngiltere, hem Diego Garcia’daki idari yetkisine son verdiği, hem de halkını sürgün olarak gönderdiği Mauritius adası yönetimine, iki acı ilaçtan oluşan bu reçeteyi, 1968’de Mauritius’un bağımsızlığını tanıyarak yutturdu. Tehcir ettiği Diego Garcia halkını kabul etmesi için de yeni devlete bugünün 4,5 milyon euro’suna eşdeğer bir ekonomik yardımda bulundu.

Port Louis’ye ‘sağ boşaltılan’ Chagos’lulara ne oldu peki? Anayurdundan tehcir edilen bir halkın hazin sonu ve dünyanın en büyük askeri üssü Diego Garcia’nın sırları, yarın bu sütunda.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: