İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnönü´nün yürüyüşü…

Onur Kumbaracıbaşı

“Ermeni Konferansı” sonunda yapıldı. Herkes rahatladı. İş inada binmişti.. Konuşmacılar dağarcıklarındakini sundu. Sokaktakiler tepkilerini domatesli yumurtalı protestolarla AB standartlarına uygun biçimde yansıttılar. Bağırıp çağırıp içlerini döktüler

30.09.2005

“Ermeni Konferansı” sonunda yapıldı. Herkes rahatladı. İş inada binmişti.. Konuşmacılar dağarcıklarındakini sundu. Sokaktakiler tepkilerini domatesli yumurtalı protestolarla AB standartlarına uygun biçimde yansıttılar. Bağırıp çağırıp içlerini döktüler.

“Ermeni Konferansı”nın koparttığı gürültüyle meraka kapılanlarsa hüsrana uğradı. Ortaya ne dünyayı sarsacak bilinmeyen tarihi belgeler kondu, ne konuşmacılar üzerinde tartışılacak bilimsel bulgular sundu.

Çok beğenilen sunuşlardan birinde aktarılan acıklı öykü, dinleyenleri ağlatmış. Konuşma hamasi, neredeyse aşırı milliyetçi bir tonla sonlanmış. “Biz bu toprakları almak değil, bu topraklara gömülmek istiyoruz” denmiş.. Kara mizah gibi.. Soykırım savlarını telin edenler, bilimselliği duygusallığa dönüştüren konuşmacı gibi, aynı sulandırmayla, “soykırıma uğradığı savunulan Ermeniler bu topraklarda gömülü, daha ne istiyorsunuz?” deseler, iş iyice ağız dalaşına, köprü altı jargonuna dönüşecek!

Başka bir konuşmacı, Ermeni diasporasına “haydi bir toplantı da siz yapın, en azından son on beş yılda öldürülen Türk diplomat ve görevlilerin suçunu da siz(!) üstlenin” demeye getirmiş, meydan okumuş. Ne toprak ne tazminat talep edileceğini özenle vurgulamış! Aslında bilimsel objektiflikten ayrılmadığını gösterip, fanatik grupların tepkisini çokça çekmekten kaçınarak orta yolumsu bir söyleme sarılmış. Laik, Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk kelimelerinden yeni sözcük üreterek(!) toplantının bilimsel düzeyine uygun orijinal saptamasını açıklamış. Çok alkış almış!..

Özetle, bir bardak suda fırtına koparıldı. Bunda elbette Konferansı düzenleyenlerin ve katılımcıların hatası yok. Fikirler beğenilsin ya da beğenilmesin söylenebilmelidir. Farklı düşünenler de gerekiyorsa toplantılar düzenleyebilir. Bunların engellenmeye çalışılması ve müdahale girişimleri asla kabul edilemez! Hele üniversite işin içindeyse, müdahalenin anlamı bilimsel özerkliğe katlanamamaktır. Bu açıdan konferansın yapılması çok iyi oldu. Her kanattan gelen tepkiler toplumumuzun demokrasiyi giderek daha çok benimsediğini gösteriyor.

Üniversite ve bilimsel özerklik konusunda muhalefet ve iktidar birleşti. Demokrasiyi savundular. İyi yaptılar.

Ancak bugün sureti haktan görünen Hükümet ve Bakan Gül yanlışı önce kendilerinde aramalıdır. Özellikle hukuksal formül bulması pek övülen Adalet Bakanı Çiçek’in TBMM’deki ilk yakışıksız konuşmasının olayları tetiklediği, işin çığırından çıkmasına yol açtığı unutulmasın! AKP tepkilerden sonra yanlışından çark etti.. Yargının yıpratılmasından da kaçınılmalıdır. Ne kararlarla kimlerin yaşamı söndü bu ülkede.. Ama yargı küçümsenirse, adalet kaba kuvvete kalır.

Gerçek demokrat tavır, domates ve yumurta atılan Erdal İnönü’nün tavrıdır. İnönü’nün Ermeni soykırımını dayanaksız gördüğünü sanırım protestocular dışında bilmeyen yok. Toplantıya gitmesinin nedeni, bilimselliğin temeli olarak gördüğü “merak”tır. Amacı, varsa tarihçilerin ortaya koyacağı belgelerden bilgilenmek, vatandaşlık sorumluluğuyla demokrasiyi ve bilimsel özerkliği savunmaktı. Can Dündar’ın deyimiyle “siyasetin ağır hırs zırhlarından soyunsa da” yitirmediği ağırlığını doğru kefeye koymuştur. Kıskanmak kolay. Örnek almak ise ağırlık gerektiriyor!

Kendisini bilgisizce protesto edenlerden yakınmamış. Polis korumasını kabul etmemiş. Çevrilen taksilere binmeyerek, yumurtalara, domateslere aldırmadan “ben bu ülkenin vatandaşıyım, evime gidiyorum” diyerek yürümesi, protestocuları hoşgörüyle karşılaması kimilerini yanıltmasın.

Erdal İnönü evine yürümüyor. Hep yaptığı gibi, toplumumuza yol açıyor!..

* Açıklama: Papa’ya ilişkin geçen haftaki yazım, o günkü ilk taşra baskılarında sehven çok değerli Prof. Seyfettin Gürsel’in adıyla çıkmış. Kuşkusuz sorumluluğu bana ait. Seyfettin Bey’in hiçbir suçu yoktur!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: