İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soykırım tartışması

Taha Akyol

ERMENİ konferansı yapıldı. Sayın Kenan Evren, “Baştan konferansa karşıydım, ama görüyorum ki, yapıldığı iyi olmuş” diyor.

Evet iyi oldu. Taner Akçam gibi birkaç fanatiğin dışında, kimse soykırım nitelemesi yapmadı, birçok konuşmacı “Soykırım değildir” dedi.

Konferansın özelliği, “Ermeni ıstırabı”nın alışık olmadığımız şekilde vurgulanmasıdır.

Konferansın engellenmesi, siyaseten Türkiye’nin çok aleyhine olurdu; Türkiye akademisyenleri susturarak suçunu örtmeye çalışan bir ülke görüntüsü verir, diasporanın ekmeğine yağ sürerdi.

İkincisi, konferansın engellenmesi, hukuka ve akademik özgürlüklere aykırı idi. Çünkü herhangi bir konferansta, hele de ‘özerk’ üniversitede, kimlerin ne konuşacağına mahkeme karar veremez.

Baştan beri bu görüşü savundum. Konferansın uluslararası camiada Türkiye’nin aleyhine değil, lehine yankılar yaratacağını düşünüyorum. Şimdi, Türkiye Ermenistan ve Ermeni lobisi üzerinde “Hadi siz de Türklerin ıstırabını konuşun” diye baskı yaratabilmelidir; bunun için akademik ortam dünkünden daha müsaittir.

Zaten sorunun siyasi kavga ve istismar konusu olmaktan çıkarılması da ancak “iki tarafın ıstırabını” görmekle mümkündür.

* * *

TARİHÇİLİK açısından da “iki taraflı” ve “uzun dönemli” bakmak metodolojik bir zarurettir. 1915’teki “tehcir” hadisesi tek başına bir olay değildir, hatta “savaş şartları” bile bu olayı izaha yetmez.

“Ermeni meselesi”, Hıristiyan cemaatlerin “uluslaşması” sürecinin bir parçasıdır. 1821’de Mora İsyanı ile başlayan bu süreç, Balkanlar’da milyonlarca Müslümanı katlederek ve tehcir ederek, Avrupa’nın da desteğiyle gerçekleşti. Ermeni milliyetçiliği de bunu örnek aldı.

Bosna faciası bu sürecin bir devamıydı.

Yüzyıllık faciaların etkisi altında olan Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’nda “son vatan parçasını kurtarma” telaşındadır; Ermeni komiteleri için ise “beklenen fırsat gelmiş”ti!

İki tarafın davranışlarındaki temel motivasyon budur.

Değerli tarihçi Prof. Kemal Karpat, “Osmanlı Nüfusu 1830-1914” adlı kitabında Balkanlar, Kırım ve Kafkasya’da Müslüman nüfusun katliam ve tehcirlerle nasıl yok edildiğini ve bu göçmenlerin Osmanlı Türklerinin milli uyanışında oynadıkları büyük rolü anlatır. (www.tarihvakfi.org.tr)

Balkan facialarının içinden gelen bu nesil, Ermeni komitelerinin kanlı eylemlerini, Balkan facialarının Doğu’da tekrarlanması olarak gördü.

* * *

GERÇEKTEN, 1912-1922 arasında Doğu Anadolu’da Müslüman nüfus 3.252 milyondan 2.341 milyona, Ermeni nüfusu ise 753 binden 6 bin 715’e düştü. Ermeni nüfusunun azalmasında, 100 bini Rusya’ya olmak üzere başka ülkelere göçün de önemli payı olduğu halde, Müslüman nüfus başka yere göçemeden kayba uğramıştır. Bu dönemde en büyük felaketi Doğu Anadolu yaşadı. (Prof. Servet Mutlu, Doğu Sorununun Kökenleri, www.otuken.com.tr)

Ermeniler katledildiler, açlık ve hastalıktan öldüler, bir kısmı da tehcir ve göçle başka ülkelere gitti. Müslümanlar da katledildiler, açlık ve hastalıktan öldüler; göçecekleri yerler de yoktu.

Bugünkü soykırım iddiası, Mora İsyanı’yla Müslüman nüfusa karşı başlayan “etnik temizlik” sürecinin politik bir devamıdır; masum ve insani bir iddia değildir.

Gerçeği uzun dönemli tarihi süreçler içinde ve çok yönlü olarak ele almak suretiyle, iki tarafın da çektiği acıların araştırılması hem tarih ilminin bir gereğidir, hem “soykırım” yaftalı politik saldırıya en güzel cevap olur.

Konferansın eleştirilecek yönü, herkes için çok acılı yaşanmış olan “İmparatorluğun Son Döneminde” sadece “Osmanlı Ermenileri”ni ele almasıydı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: