İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Güldürmeyin Erivan´ı!

Ruhat Mengi

Bilgi Üniversitesi’nde yapılan “sözde Ermeni soykırımı” konulu “sözde bilimsel konferans”la
ilgili haberleri okumuşsunuzdur. Konferans -sözde-o kadar bilimseldi ki tarih hakkında hiçbir şey bilmeyen ve “Amerika’ya gidip Ermeni entelektüellerle konuşunca olayı şıp diye kavradım” diyen birileri bile konuşma yaptılar.

Artık isimleri bilinen 8-10 gayretli akademisyen ve yazar ise öyle telaşla ve inanarak “soykırım olduğunu” savundular ki dersiniz 1915 olayları sırasında oradaydılar. Bu gayretlerine bakınca Ermeni diasporasının çaba göstermesine hiç gerek yok diye düşünüyor insan. Onlar kesinlikle bu kadar başarı sağlayamazlar. Zira tarafları belli… Ermenistan’da veya dünyanın herhangi bir yerinde kolay kolay farklı görüşte bir Ermeni bulamayacağınız, bulsanız da hiçbir zaman bu görüşü resmen açıklatamayacağınız için biliniyor ne diyecekleri… Oysa bunlar hem Türk, hem de onlardan daha hırsla, öfkeyle savunuyorlar “soykırım”ı…

Beni güldüren ise Baskın Oran’ın “şimdi de sıra diaspora Ermenilerinde” çağrısı… Onlara 3T (tanıma, tazminat, toprak) isteğinden vazgeçmelerini önermiş. Hiç şüphe yok ki Erivan’ı ve diasporayı benden çok daha fazla güldürecektir bu öneri.

2004 yılında Türkiye’den Erivan’a giden Doğu Konferansı grubuna oradaki Taşnak Derneği bunca yıldır Ermeniler’in yapüğı çalışmaların tek amacının 3T olduğunu söylemişti… Unuttular galiba…

Ermeni Patriği Mutafyan’ın “Herşeyi komediye çeviriyoruz. Alınganlıkla bilimsellik yanyana olmaz” sözleri de ilginç. Türkiye hiç değilse tartışıyor, Ermeniler ne diyor: “Önce soykırımı kabul ederseniz masaya otururuz”… Demek ki bu söz karşı tarafa söylenmeli.

Konferansa katılan Murat Belge’nin “Ben tarihçi değilim, somut bilgiler veremem” dediğini daha önce yazmıştım. Bu durumda Belge’nin Ermeni olaylarıyla ilgili her toplantıda neden bulunduğu da anlaşılır gibi değil. Hani bizde her artistin veya mankenin aynı zamanda şarkıcı olması gibi bir şey…(Devam edecek)

Namus takıntısı ve ekonomik şiddet

İki ünlü kadın hukukçumuzla Türkiye’de kadına karşı şiddet ve diğer kadın sorunları ile ilgili röportajımıza devam ediyoruz.

* Yeni Ceza Kanunları’nın duyurulmamasının da şiddetin aynı boyutta devam etmesinde rolü yok mu? İnsanlar hâlâ çok ağır cezaların getirildiğini bilmiyor. Hükümet bu konuda gerekeni yapıyor mu?

Hülya Gülbahar: Duyurulmamasının çok önemi var, bir de uygulanma açısından büyük eksikler var. Değiştirirken çok sistematik bir şekilde bam teli olan noktalan değiştirmiyorlar. Uluslararası sözleşmelere ve yasalara göre ne diyoruz; kadınla erkek arasında ayrımcılık yapılamaz. İş yerinde, toplumsal yasamda, siyasette ayrımcılık yapılamaz. Oysa bu hükümet döneminde iş yerlerinde “erkek mühendislerin, erkek elemanların tercih edilmesi” devlet eliyle empoze edildi. Geçen sene Anayasa değişikliği paketinde en büyük patırtı siyasette kadın kotası meselesinde koptu, şiddetle karşı çıkıldı ve kota konmadı. Aynı tıkacı Medeni Kanun’da koydular. Eşler aileye ait her şeyi birlikte yapacaklar ama “ekonomik güç” erkekte kalacak. Medeni Kanun 10. madde’yi 2002 öncesine uygulanmayacak şekilde geçirince geriye kalan bütün haklar kağıt üzerinde kaldı. Maddi bakımdan yalnızca erkeğin güçlü olduğu bir evlilikte kadın konuşamaz.

Herhangi bir şey söylediğinizde 5 kuruşsuz kapı önünde kalacaksanız diğer haklarınızı kullanabilir misiniz? TCK’da da çok önemli değişiklikler yapıldı ama iktidar partisinde de, muhalefette de namus takıntısı aynen devam ettiği için “kadınlar bizimdir, bizim namusumuzdur” mentalitesini değiştirmediler, boşluklar bıraktılar. Kadınlar üzerinden süren ayrımcılık yine kaldı. Her iki parti de bundan sorumludur. Asıl bam teli olan tıkaçlan hep koyuyorlar.

Canan Arın: Bu tıkaçların hepsinde ekonomik şiddet ve kadının üzerinde ekonomik hakimiyet kurmak çok önemli. Şiddetten bahsederken hep dayaktan bahsediyoruz ve ekonomik şiddete değinmiyoruz. Oysa inanıyorum ki dünyada ekonomik şiddete uğramamış kadın hemen hemen yoktur.

“Ben şiddete uğramıyorum” diyen kadına “Kocanın geliri ne kadar” diye soruyorum. “Bilmiyorum” diyorsa bitmiştir. Kocasının ne kadar parası ve gayrimenkulu olduğunu bilmeyen ve bunlarda hakkı olmayan kadın ekonomik şiddete uğramış demektir. Kadından Sorumlu Bakanlık bu konularla ilgilendiğini söyleyip duruyor; “Bütçen ne kadar” diye sormak lâzım…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: