İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bardakçı, Talat Paşa ve tarihçilik

Ali Bayramoğlu

Kimi gazetelerin ve gazetecilerin kimi kritik konularda keyfi bir şekilde kamuoyu oluşturması bu ülkenin hayrına olmuyor. Gerçeklerden kopuk, aşırı yanlı haberler, toplumsal ve siyasi kutuplaşmaları oldum olası beslemiştir.

Ermeni Sempozyumu’na ilişkin tartışmaların da bu tür yayınlar sonunda ne tür kutuplaşmalar ürettiğini görüyoruz.

Dün bu durumun tipik bir örneğine, Murat Bardakçı’nın yazısına değinmiştik.

Bardakçı toplantıya katılanların birçoğu arşivci olduğunu halde, toplantının arşive ayağını atmamış kişileri biraraya topladığını iddia ediyordu. Toplantıda soykırım fikri katılımcıların çoğunluğu tarafından reddedildiği halde tersi olmuş gibi bir yayın yapıyordu.

Bu tür iyi niyetten yoksun yaklaşımlar (Bardakçı tarihçi olduğunu iddia ettiğine göre örneğin Mete Tuncay’ın, Fikret Adanır’ın, Selim İlkin’in, Fuat Dündar’ın Ethem Eldem’in arşivlerde çalışmakla tanındığını bilir elbet) sadece ucuz bir gazeteci popülizmini ifade etmiyor. Aynı zamanda bu tür toplantılara katılanları töhmet altında bırakıyor.

Üstelik Bardakçı bunu sadece gazeteci değil, tarihçi sıfatıyla da yapmaya kalkıyor.

Dün bu duruma itiraz ederken şunu söylemiştik:

“Belgeleri ve olayları arka arkaya yığmakla tarihçi olunmaz. Tarihçilik belli bir yöntem, sistematik bir bilgi birikimi ve bakış açısı gerektirir. Belgeleri ya da verileri doğrulayabilecek, belli bir çerçeve içinde anlamlandırabilecek bir donanım icap ettirir. Tarihçilik her şeyden önce tarihe bakmayı “bilmek” demektir. Sorun işte bu… Bardakçı’nın anlamadığı ve olmadığı da bu…

Nitekim Bardakçı gazetesindeki köşesinde bol bol belge yayınlar. Bir belge avcısı ve biriktirici olduğu doğrudur. Ne var ki yayınladığı belgeleri ya bugün yaşanan kimi durumlarla tarihi benzerliklere işaret etmek için kullanır ya katı bir devlet savunuculuğu içinde keyfi bir bağlama oturttur ya da “bakın bende ne tür belgeler var” diyerek havada bırakır.

“Ermeni toplantısına ilişkin olarak onların belgesi yoktu, benim var” diye yayınladığı “Talat Paşa’nin tehcir notları” buna tipik örnek…

Belge var da, belgenin anlamı ne?

Bardakçı’nın yayınladığı belgede bir çizelge var. Bir de çizelgenin altına düşülmüş notlar var.

Talat Paşa’nın tuttuğu çizelgeye göre tehcir öncesi Ermeni nüfusu 1.112.614 kişi… Tehcir sonrası toplam Ermeni nüfusu ise Suriye, Halep, Der zor, Musul dahil 284.158 kişi… Aradaki fark: 828. 456 kişi…

Notlarda ise şöyle deniyor: “Mevcut nüfus tamamen kaydedilmediği için, gerçek miktar 1 milyon 500 bin kadar olacağı gibi, bugün bulunan ve yukarıdaki listede görülen yerli ve yabancıların 284 bin 158 sayısına, ihtiyâten %30 kadar ilâve yapmak gerekir. Bu takdirde gerçek mevcut 250 bin ile 400 bin arasında bulunmuş olur…”

Bu durumda ise tehcir öncesi ve sonrası arasındaki Ermeni sayısı farkı 924.000 kişi…

Özetle Talat Paşa’nın iddiasına göre Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin ortalama yüzde 75’i dokuz ay içinde ortadan kaybolmuştur. Rakamla ifade edilecek olursa çeşitli listelere göre değişen bir şekilde en az 750.000.000, en çok 1.100.000 Ermeni buharlaşmıştır…

Bardakçı’ya suçunu biraz hafifletmek için biraz yardımcı olalım:

Kaynaklara göre 100.000 civarında Ermeni Rusya’ya kaçmış, 150.000’i Batı’ya göç etmiş, 100.000 kadarı Müslümanlaşmıştır… Dolayısıyla gerçekten kayıp olan Ermeni sayısı 400.000 ila 750.000 arasındadır.

Ne oldu bu Ermenilere?

Bu soruyu yanıtlaması gereken kişi Bardakçı…

Eğer Bardakçı bu haliyle Ermeni Sempozyumu’na gelip bu belgeyi sunsaydı, bu, herhalde Ermeni soykırımı tezlerini doğrulayan ana belge ve tez olarak kabul edilirdi.

Evet. sadece belge toplamakla tarihçi olunmuyor…

Tarihçi olmayan belgeciler bir anda iddia ve niyetlerinin tersi tezlerin sahibi olabiliyorlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: