İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Utanç kararı…

Ali Bayramoglu

Utanç kararı…

Bunca yıldır profesyonel olarak siyaset ve tarihle haşır neşirim, bunca yıldır gazetecilik yapıyorum, bunca ülkenin öyküsünü, tarihini bilirim…

Böyle bir kararı ne duydum, ne okudum, ne gördüm.

İstanbul 4. İdare Mahkemesi yapılan bir başvuru üzerine görülmemiş bir karara imza attı: “Düşüncenin ifade edilmesine, tartışmanın yapılmasına tedbir koydu…” Boğaziçi Üniversitesi’nde dün başlaması gereken Ermeni Konferansı için yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Demokrasi ve hukuk devleti, bir hukuk kurumu tarafından ayaklar altına alındı.

Türkiye’ye hem iç dokusu hem hukuk düzeni hem dış imajı için bundan daha büyük zarar verilmesi herhalde mümkün değildi. Zira söz konusu olan kararı alan siyasi irade değil, bir ülkenin medeniyet, demokrasi, özgürlük, olgunluk düzeyini simgeleyen hukuki iradedir…

Kimse mırın kırın etmeye, bu konferansın siyasi niteliğinden, içeriğinden söz etmeye kalkmasın…

Demokratik ülkelerde ve hukuk devleti düzenlerinde mahkemeler toplantılara, tartışmalara tedbir koyamazlar…

Bir toplantının bilimsel olup olmadığına karar veremezler…

Toplantıların farklı görüşlerden oluşan yeter taraflarını tayin edemezler…

Tarihi bir konuda resmi devlet görüşüne ve milli çıkar telakkisine oranla karar alamazlar…

Bu yapıldığı andan itibaren o kurum hukuk kurumu olmaktan çıkar. Bu yapıldığı andan itibaren demokrasinin “d” si bile telaffuz edilemez… Ve bu tür uygulamalar ancak “kabile usulü faşist düzenler”de mümkün olur…

Nitekim gerekçeler tam olarak “evlere şenlik”:

Toplantı kararının hangi idari süreçle tesis edildiği belli değilmiş…

Konuşmacıların hangi kriterlere göre seçildikleri belli değilmiş…

Toplantının görüşünü ifade edecek herkesin katılımına açık olup olmadığı belli değilmiş…

Katılımcıların konaklama ve yol masraflarının nasıl temin edildiği açık değilmiş…

Bir akademik ya da siyasi toplantı süreci nasıl ve neden bir idari eylem oluyor? Bir toplantıya kimlerin çağrılıp çağrılmayacağından yargıya ne? Bir toplantıda mevcut tüm görüşlerin ifade edilip edilmeyeceği meselesi nasıl yargının konusu olur?

Bu durumda bu ülkede hiçbir toplantı yapılamayacak mıdır?

Sorun derin…

Zira “hukuk temel olarak özgürlük ve hak esasına göre işleyen, özgürlük kısıtlamalarını bile sağlıklı bir hak ve özgürlükler zemini oluşması için yapan bir felsefe üzerine oturur”… Yargının aldığı bu karar ise her yanıyla hukukun ruhuna aykırıdır…

Sorun derin…

Zira “teknik olarak bakıldığında karar bir yargı kurumunun son dönemlerde aldığı en siyasi, en keyfi karardır”. Nitekim ortada tedbir alınacak idari bir eylem yoktur. Kaldı ki öyle varsayılsa bile, bu karar üniversiteleri özerkliği olmayan birer idari birim haline indirgemektedir…

O zaman sormak gerekir:

Bu ülkede tüm hukuk ve demokrasi reformları neden yapıldı? Hukukçunun zihniyet çapası, bağnazlığı, özgürlük ruhu bilmezliği, devletperestliği galebe çalsın, durum idare edilsin diye mi?

Tek cümleyle bu karar bir unutulmaz ve bir utanç olarak sadece Türkiye’nin değil, dünyanın belleğinde yer tutacaktır.

Ancak bu karanlığı az da olsa aydınlatan üç yön var…

Organizasyon heyeti toplantının bugün bir başka üniversitede, rektör ve yönetim kurumunun da onayıyla Bilgi Üniversitesi’nde yapılmasına karar verdi.

Başbakan’dan siyasilere, sivil toplumdan basına değin bu karar tepki ve öfkeyle karşılandı.

Ermeni ve Kürt meselesi bugün herkes için iktidar, muhalefet, yargı, Türk, Kürt, Ermeni için demokrasinin turnusol kağıdı haline geldi.

Bunun geri dönüşü yoktur…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: