İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Orhan Pamuk ve komplo teorisyenleri

Semih İdiz

Dünyada ünü sürekli artarken, Türkiye’de “en çok nefret edilenler” listesinin başını tutmaya devam eden yazar Orhan Pamuk, ülkesine yine ağır suçlamalar yöneltmiş. Hem de tam davasının başladığı bir dönemde. Savcının gözüyle bakacak olursak “Kaşınmaya devam ediyor” bile diyebiliriz.

Bakın son olarak Daily Telegraph gazetesine verdiği ve dün yayımlanan demecinde Türkiye’nin AB uğruna yaptığı reformların uygulanması konusunda neler demiş:

“Maalesef Türkiye’nin bu konuda fazla ilerlediğine inanmıyorum. Son bir yıl zarfında fazla bir şey olmadıÖ Türkiye fazla değişmedi. Yasalar değişti ancak düşünce tarzları, kültürümüz ve bakış açımızda fazla değişiklik yokÖ Aleyhimde açılan dava, devlet savcılarının fazla değişmediğini gösteriyor. Toplumumuzda fazla hoşgörü olmadığını gösteriyor.”

İsteyen portakal sandığının üstüne çıkar

Kısacası Pamuk, ülkesini tekrar “satmış.” Asıl suçu ise, Türkiye’de asla affedilemeyecek olan bir şey. Doğruyu söylemek! Bunun üzerine sözlerimiz bile yok mu? “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye.

Orhan Pamuk’un fikirlerini sevmeyebilirsiniz. Bunları aşırı ve tahrik edici bulabilirsiniz. Herkesin burada platformunu doğru seçip kendisine yanıt verme hakkı var. Bu platform bir gazete veya dergi olabilir. Bir televizyon kanalı veya konferans olabilir. Hatta, Londra’daki Hyde Park’ın ünlü “Konuşmacılar Köşesi”nde olduğu gibi, “serbest nutuk” atmak için üzerine çıkılan bir portakal sandığı da olabilir.

Buna karşın, AB müktesebatını kabul ettiğini belirten, “Biz bu reformları Avrupalılar için değil, kendimiz için yapıyoruz” diyen bir ülke olarak yapamayacağınız bir şey var. Hele hele reformlarınız konusunda gerçekten samimiyseniz. O da, birisi kişisel fikrini ifade ediyor diye hakkında, üstelik “hapis cezası” istemiyle, dava açamazsınız.

Birileri işlerimize 24 saat karışacak

Başka bir ifadeyle, AB’ye adım atmak istiyorsanız, o zaman Voltaire’in o ünlü “Fikirlerinden nefret ediyorum ama bunları beyan etme hakkın için ölmeye hazırım” sözünü “hazmedeceksiniz.” Bunun başka yolu yok.

Alman Hıristiyan Demokrat Partisi’nin önemli isimlerinden olan eski Savunma Bakanı Volker Rühe, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve Meclis Başkanı Arınç ile görüşmek için geçen hafta Ankara’daydı. Şu anda Alman Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu başkanı olan Rühe ile görüşmemizde kulağımıza hoş gelen çok şey söyledi.

Bu çerçevede, iktidara gelmesi halinde Angela Merkel’in de Türkiye’nin Avrupa için göz ardı edilemeyecek önemini anlayacağını belirtti. Ancak, Rühe “dost uyarıları”nı da esirgemedi. Burada söylediği şeylerden biri de şuydu: “AB ile ilişkiniz derinleştikçe birilerinin size 24 saat boyunca karışacağı gerçeğini de kabul etmek zorundasınız.”

AB Komisyonu’nun kırmızı çizgisi

Pamuk davası, AB sathında “Türkiye’nin iç işlerine karışma peşinde olanları” tekrar şahlandırdı. Aynı zamanda AB Komisyonu’nun bu davayı “kırmızı çizgilerinden biri” olarak ilan etmesine neden oldu. Davanın olumsuz bir seyre girmesi halinde bu tepkilerin artacağı da malum.

Tüm bunların 3 Ekim randevusu öncesinde gerçekleşiyor olması ise insanı gerçekten “komplo teorisyeni” yapmaya yetiyor. Türkiye’nin AB yolunu tıkamak için Fransa Kıbrıs’ı nasıl kullanıyorsa, bizde de kimi odaklar sanki aynı amaçla Orhan Pamuk’u kullanıyorlar.

Üstelik Pamuk’un “hoşgörüsüz bir kültür” olduğumuza ilişkin ağır suçlamasını doğrularcasına.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: