İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İtidal iyi de

Gündüz Aktan

Olaylar gerçekten herkesin soğukkanlı olmasını gerektiriyor. Türkiye bir etnik çatışmaya doğru gidiyor. Bunu mutlaka önlemek lazım. Ama nasıl?

Bazı iddiaların aksine, olaylar basit bir provokasyona indirgenemez. Kendilerinin Kürt ‘halkını’ temsil ettiklerini söyleyen ve ‘halkın savunma güçlerine’ komuta eden Öcalan’ın talimatıyla hareket eden solcu/etnonasyonalist bir Kürt grup tehlikeli bir plan uyguluyor .

Sonuncusu İstanbul’da, büyük miktarda patlayıcı madde ele geçirildi. Bazı bombalar da teröristlerin ellerinde patladı. Bunların hedeflerini bulması
halinde ülkenin ne hale geleceğini tasavvur etmek zor değil. Öte yandan güvenlik güçlerine karşı mayınlı saldırılar sürüyor. Art arda cenazeler kaldırılırken, itidali muhafaza etmenin sınırları var.

Kaldı ki zaten infial içindeki halkı galeyana getirmek ve kendilerine saldırtmak için bilinçli tahrikler de yapılıyor. Gemlik’e doğru yola çıkarılan otobüslerin geçtikleri yerlerde tepki uyandıracağını önceden kestirmek çok mu zordu? Kentlerde çoluk çocuğa yaptırılan intifada türü saldırıların amacı da güvenlik güçlerini kendilerine saldırtmak.

Gariptir, Bulgarlar ve Ermeniler de 19. yüzyılın sonunda aynı taktiklere başvurmuşlardı.

Bombalamalar ve mayınlı saldırılar terörist eylemler olduğu için ancak güvenlik önlemleriyle önlenebilir. Demokrasiye güvenliğin üstünde önem ve öncelik verilir de bu olaylar durdurulamazsa, sonunda demokrasi sanıldığından daha fazla zarar görebilir. Başlangıç aşamasında yetersiz güç kullanımı sonucu, tabir caizse, şerbetlenen bir hareketin ileride bastırılması zor, hatta imkânsız olabilir.

İnsanlığa karşı suç düzeyinde sivil katliamından sorumlu Öcalan’ı desteklemek için yapılan eylemler, DTH’nin ileri sürdüğü gibi, demokratik değildir. Bunlar düpedüz terörizmi desteklemek anlamına gelen suçlardır.

Bu bağlamda, demokratik açılım ve PKK’nın ateşkesinin, bundan önceki sayısız örnekte olduğu gibi, hiçbir anlamı olmadığı açıkça ortaya çıkıyor.

Olayların ardındaki amacı deşifre etmek, demokratikleşme ile olayları önlemenin mümkün olup olmadığını gösterebilir. PKK/DTH’nin 3 Ekim’de müzakereler başlamadan iki kurucu uluslu devlet yapısı konusunda ödün almak istediği söyleniyor. Aklını kaybetmemiş hiç kimse böyle bir beklenti

içinde olamayacağına göre, amaç başka olmalı.

PKK’nın amacının 3 Ekim’de müzakerelerin başlamasını engellemek olduğunu söyleyenler de var. Bu doğruysa PKK/DTH, Türkiye’nin AB üyeliği çerçevesinde ‘demokratikleşmesi’ yoluyla sorunun çözümünden artık vazgeçmiş demektir.

Öte yandan AB içinde Türkiye’nin üyeliğini istemeyenler, şimdilik, Kıbrıs sorununu kullanıyorlar. Kürt ‘sorununu’ da kullanmaya başlasalar, bu olayların arkasında kendilerinin olduğu izlenimi yaratabilecekler. Belki de bundan çekindiklerinden üç maymunu oynuyorlar.

Bir başka spekülasyon ise şu: Ekim ayında, muhtemelen müzakereler başladıktan sonra çıkacak olan yeni Katılım Ortaklığı Belgesi’nde Kürtlere (belki Alevilere de) azınlık statüsü verilmesi Kopenhag Siyasi Kıstasları arasına girecek. Buna zemin hazırlamak için, Kürtlere azınlık statüsü tanınması PKK terörünü sona erdirmenin yolu olarak sunulacak.

Nihayet PKK Kuzey Irak’taki bağımsızlık hareketine imkân verebilmek için bizim dikkatimizi iç olaylara çekmeyi amaçlıyor.

Bu nedenler tek başlarına veya birlikte geçerli olabileceği gibi, olayların ardında şimdi akla gelmeyen başka nedenler de olabilir. Gerçek nedenleri tam olarak bilmemiz ne şimdi ne de yarın mümkün olmayabilir. Ancak bir şey son derece açık, bu olayların demokratikleşmeyle çözümlenmesi söz konusu değil.

O zaman önümüzde tek yol kalıyor: Devletler hukukuna göre, etnonasyonalist Kürtlerin toprak bütünlüğümüzü ve siyasi birliğimizi bozmak amacıyla kendi kaderini tayin hakkına sahip olmadıklarını; bu hakkı Erzurum Kongresi ve Misak-ı Milli çerçevesinde bugünkü Türkiye’yi kurmak amacıyla zaten kullandıklarını sürekli tekrarlayıp, terörle mücadelede hukukun bize tanıdığı hiç de dar olmayan alanda mücadelemizi azimle sürdürmek.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: