İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anneannem değil teyzem Müslüman

Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Yeni Şafak’ın sorularını cevapladı

FATMA DURMUŞ

Ermeni Hırıstiyanlarla Müslümanlar arasındaki akrabalık ilişkileri son günlerin en çok konuşulan konusu oldu. Eski Ermeni Patriği Kalutsyan’ın Türklerle akrabalığının tartışıldığı bir dönemde şimdiki Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan, anneanesinin Müslüman olduğu iddialarına açıklık getirdi. Anneannesinin değil teyzesinin Müslüman olduğunu söyleyen Mutafyan, ayrıca eski Diyanet İşleri Başkanı Lütfi Doğan ve eski Patrik Kalutsyan’ın da ‘anne bir’ kardeş olmadıklarını, bu söylentilerin Ermeni cemaati içerisindeki Yozgat kökenliler tarafından çıkarıldığını savundu. Ermeni Hırıstiyan ve Müslüman aileler arasındaki akrabalık ilişkilerine de değinen Mutafyan, karışık evlilikleri, yaşanan dil ve din ile ilgili sorunlar nedeniyle doğru bulmadığını ancak bu tercihi yapanları da saygıyla karşıladığını ifade etti. Dini hayatın gereklerine de değinen Mutafyan, “Ramazan’da davet edildiğim zaman niye gitmeyeyim? Barışa, sevgiye hizmet ediyorsa, iftara da yortu sofrasına da giderim” diye konuştu. Mutafyan, muhabirimiz Fatma Durmuş’un sorularını cevaplandırdı:

Sayın Patrik, anneannenizin müslüman olduğu ve ikinci evliligini bir Ermeni ile yaptığı, sizin de ikinci eşinden olan torunu olduğunuz doğru mu?

“Anneannem yarı Ermeni, yarı Rum’dur (gülüyor). Anneannemin babasının adı Boğos Karakaşyan, annesinin adı ise Olimpia’dır. Anneannemin kendi adı ise uzundu – Verjin Efzat Yeprakse Karakaşyan (yine gülüyor). Anneannemin ilk kocası Pera Palas’ın karşısındaki ünlü lakerda dükkanının sahibi Artin Balıkçıyan’dı. Bu evlilikten iki kızları olmuş: benim büyük teyzem Azat ile annem Mari.

Azat Teyzem, Sıvas’ın Zara ilçesinden Nışan Zaralı ile evlendi. Nışan Dayım, Ermeni Hristiyan’dı, Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda istirahatte. Annem Mari ise, Yeşilköy’de yaşayan İzmitli Onnik Mutafyan, yani babamla evlenmiş. Bu evlilikten üç çocukları olmuş – Minas, yani ben, ve kızkardeşlerim Peruz ve Azat. Mesrob, benim rahiplik adım, 1979’da Patrik Şınorhk tarafından takıldı. Büyükbabam Artin Bey vefat ettikten sonra, anneannem Verjin Hanım biçare kalmış ve çocuklarına bakamayacak duruma gelmiş. Taksim, Çalgıcı Sokak’taki mahalle sakinleri çöpçatanlık ederek, Verjin Hanım’ı hayatını bir fabrikada şöförlük yaparak kazanan Arapgir doğumlu Mehmet Ali Varoler ile tanıştırmışlar. Böylece anneannem Verjin Hanım, Mehmet Ali Bey’le belediye nikahı ile 1944’te evlenmiş. Yani bey Müslüman, hanım da Hristiyan kalır. Bu evlilikten de anneannem Verjin Hanım’ın bir kız çocuğu olur – Sevim Varoler. Sevim Teyzem, Mehmet Ali Bey’in kızı olduğu için Türk Müslüman’dır. Ailemizde bir ayırımcılık hiç olmamıştır.

Müslüman olan teyzem bana Almanya’da baktı

“Sevim Teyzem, Ersan Şenkan ile evlenerek birlikte Almanya’ya işçi olarak gittiler. Bu evlilikten bir kız çocukları oldu, yani benim yeğenim Nilgün Şenkan. Ben lise öğrenimimi Stuttgart Amerikan Lisesi’nde tamamlarken, Almanya’da bana Sevim Teyzem ve Ersan Eniştem baktılar. Yeğenim Nilgün’e gelince, o da 1995’te Kastamonu doğumlu Ahmet Gürşen’le evlendi, bu evlilikten de bir kız çocuğu doğdu, yani benim tatlı küçük yeğenim Özde Gürşen.

Gelelim babam Onnik’in ailesine. Büyükbabam Minas Mutafyan’ın büyükleri Adapazarlı’ymışlar. Askerlik görevini yaptıktan sonra büyükbabam Minas İzmit’e yerleşmiş, ekmek fabrikasında çalışmış, pişmaniye ustası olmuş. Daha sonra İstanbul-Yeşilköy’e göç etmek zorunda kalmış. Yeşilköy köyken, köyün ekmek fırınının sahibi olduğu söyleniyor. Yeşilköy’de fırıncılık yaparak geçinen büyükbabam Minas, aslen Yozgatlı olup Samatya’da yaşayan babaannem Aznif ile Samatya Surp Kevork Kilisesi’nde evlenmiş. Bu evlilikten iki çocukları olmuş – babam Onnik ve halam Mari. Onnik, annem Mari ile evlenmiş. Halam Mari ise İstanbul doğumlu Krikor Değirmencioğlu ile evlenmiş. Mari Halam ile Krikor Amcam vefat ettiler. Oğulları Aris ise halen bekar. Büyükannelerim de, büyükbabalarım da Balıklı Ermeni Mezarlığı’ndalar.

Kardeşim değil, yeğenim

Akrabalarınız arasında müslüman olanlar varmış…

“Dediğim gibi, Sevim Teyzem, Ersan Eniştem, yeğenim Nilgün, kocası Ahmet Bey ve küçük yeğenim Özde Müslümandırlar.”

Kızkardeşinizin Müslüman bir erkekle evli olduğunu da duyduk?

“Bu doğru değil. Yeğenim Nilgün’le karıştırıyor olabilirler (gülüyor). Benim iki kızkardeşim var – Peruz ve Azaduhi-Aznif. Peruz, Ermeni Hristiyan kökenli Ara Kamar ile evliydi. Bir erkek çocukları oldu – tatlı yeğenim Nathan Kamar. Ne yazık ki, sonra boşandılar. Azaduhi-Aznif ise yine Ermeni Hristiyan kökenli Jilber Malhasyan ile evlidir. Bir kız çocukları oldu – tatlı yeğenim Mane Malhasyan.”

Patrik Şınorhk ile Lütfi Doğan’ın kardeş oldukları iddiası hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Tamamen söylentiden ibaret olduğunu düşünüyorum. Benim sahip olduğum veriler şöyle: Müteveffa Patriğimiz Şınorhk’un babası, zamanında Sivas’tan İğdeli’ye göç eden Matikgiller’den Kalust ve Lusaper oğlu Mihran Kalustyan idi. Kalustyan ailesi, İğdeli köyünün hatırı sayılır eşrafındanmış. Köyde imeceyle inşa edilen Bartevyan Okulu’nun başlıca hayırseveri bu aileymiş. Patriğimizin annesi ise Yozgat’ın Bebek Köyü’ndenmiş. Adı Güldane değil, Şuşan Gültane idi. Yanılmıyorsam 1908’de, Yozgat’ın İğdeli köyüne gelin gitmiş ve Mihran Kalustyan’la evlenmiş. Bu evlilikten dört çocukları olmuş – Anuş, Şınorhig, Armen, Arşag; ilk ikisi kız olanlar. Arşag daha sonra patrik olanı. Dört kardeşten en büyüğü Anuş, iki yaşındayken evde hastalanarak ölmüş. İğdeli’deki kırımda, ailenin reisi Mihran Kalustyan, kardeşleri Penok Kalustyan, Levon Kalustyan ve eşi Sultan, Horen Kalustyan ve nişanlısı öldürülmüşler. Patriğimiz Şınorhk, köy yakınındaki bir derenin yakınında öldürülenlerin toplu bir mezarı olduğunu söylerdi. Hatta bazıları oraya Kanlıdere derlermiş.

Oğullarını yetimhaneye göndermişler

Üç çocuğuyla dul kalan Şuşan Gültane’yi komşu Hacı Kahya lakaplı Hacı Ali Doğan kuma olarak almış. Ancak Şuşan’la çocukları, öldürülen Mihran’ın talan edilen evinin birinci katında yaşamışlar. İkinci kat, kırımda tamamen talan edilmiş, oturulamayacak haldeymiş. Şuşan Ana, köylülerin özellikle Ermeni Hristiyan erkek çocuklarına ilerde iyi gözle bakmayacağını düşünmüş. Önce oğullarından Armen’i Talas’taki yetimhaneye göndermiş.

Şuşan Ana, birbuçuk yıl kadar sonra da, merhum eşinin Kayseri’deki akrabalarına haber ederek, bu sefer küçük oğlu Arşag’ı Talas’taki yetimhaneye göndermiş. Yetimhaneye ilk giden ağabey Armen ise, 1923’te yetimhanede hastalanmış ve ölmüş. Bizim Arşag, Amerikalı Protestan misyonerler tarafından, önce Beyrut yakınlarındaki bir yetimhaneye, sonra da Filistin’in Nazaret kentindeki başka bir yuvaya gönderilmiş. 1927’de Kudüs Ermeni Patrikliği’nin Ruhban Okulu’na kabul edilmiş. 1935 yılında Şınorhk adını alarak rahip olmuş. 1952’de ABD’nin California eyaletindeki Ermeni Kilisesi’nin önderi seçilmiş. 1955’te Ermenistan’ın kutsal şehri Eçmiyadzin’de episkopos takdis edildikten sonra İstanbul’a gelmiş ve anası Şuşan Gültane ile 33 yıl sonra ilk olarak hasret gidermiş. 1956-1960 yıllarında Şınorhk Episkopos, Kudüs Patrik Vekili’ymiş. 1959’da Şuşan Gültane, Kudüs’e giderek Hacı olmuş, Surp Hagop Ermeni Manastırı’nda kalmış. 1961’de, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in döneminde, Orgeneral Refik Tulga İstanbul Valisi iken, Başpiskopos Şınorhk 82. Türkiye Ermenileri Patriği makamına seçilmiş. Bütün bunlar Patrik Şınorhk’un 1987’de yayımlanan biyografisinde detaylarıyla var. Oğlu Patrik seçildikten sonra, annesi Şuşan Gültane de Patrikhane’ye taşınmış ve oğluyla birlikte yaşamış. Sağlığı elverdiği zamanlar, her pazar, patrik oğluyla birlikte kiliseleri ziyaret eder ve bizzat ayinlere katılır, Hristiyan olarak yaşarmış. Öyle ki, “gizli Müslüman” olduğu söylentileri biraz garip. Patrik Şınorhk’un Fransa’da din eğitimi aldığı söylentileri de tamamen saçmalık. Ablası Şınorhig de İngiltere’ye gitmiş filan değil. Şınorhig Abla’yı İğdeli’de Müslüman bir beyle evlendirmişler. Daha sonra Ankara’ya yerleşmişler. Patrik Şınorhk vefat ettiğinde, miras konusu açılınca basında geçen haberlerden yaşıyor olduğunu bildik. Hala hayatta ise Patriğimizin ablasını ya da ailesini tanımak isterdim doğrusu.

‘Diyanet İşleri Başkanı’yla kan bağı yok

10. veya 11. İslam Diyanet İşleri Başkanı’nın, 82. Türkiye Ermenileri Patriği’nin anneden kardeş olduğu iddiasına gelince, bunun mümkün olduğunu sanmıyorum. Patrik Şınorhk benim ruhani pederimdi, o olmasaydı herhalde rahipliği seçmiş olmazdım. Tam on yıl kendisiyle aynı çatı altında yaşadım. Geçmişi ve düşünceleri hakkında benle birçok önemli sırrını paylaştı. Böyle bir şey olsaydı, bana söylerdi diye düşünüyorum. Öte yandan, Anadolu’da öyle acı şeyler yaşanmış, o kadar çok dul kadın ve yetim çocuk ortada kalmış ki, bugün kimin kimle yakından veya uzaktan akraba çıktığına şaşıp kalabilir insanlar. Dinleri, mezhepleri, örfleri, adetleri şimdi farklı olsa bile. Bu kardeşlik hikayesinin ben bizim Samatya cemaatimizin söylentisi olduğunu düşünüyorum. O cemaatimizde çoğunluk Yozgatlı’dır. Şuşan Gültane’nin Hacı Doğan’dan üç kız evladı olmuş – Hanımkız, Gülizar ve Hürmet. Erkek yok. Hacı Doğan’ın Müslüman eşi Nadire’den dört erkek evladı olmuş – Halim, Şükrü, Mustafa ve Bahri. Şuşan Ana’nın Samatya’daki çevresi büyük bir ihtimalle Nadire Hanım’ın oğullarından birinin Diyanet İşleri Başkanı olduğu fikrine kapılmış olabilir. Halbuki, onların ne Şuşan Ana, ne de Patrik Şınorhk ile kan bağları yok. Şuşan’ın Hacı Ali Doğan’dan bir erkek evladı olmuş olsaydı, pekala birisi Müslümanların, diğeri de Hristiyanların ruhani reisi olabilirdi. İlginç de olurdu hani…”

İftara da, yortu sofrasına da giderim

Eğer tanış olmaya, komşuluğa, diyaloğa, huzura, barışa, sevgiye hizmet ediyorsa iftara da, yortu sofrasına da giderim; erektiğinde ben de iftar sofrası açarım. Dileyen gelir, dilemeyen gelmez.

Müslüman olan akrabalarınıza gayet hoşgörü içerisinde davranıyormuşsunuz. Onlara Ramazan aylarında iftara gidiyormuşsunuz. Bütün bu bilgiler doğru mu?

“Hoşgörü sözü bana çok yapay ve itici geliyor. Bizler, hayatımızı ve sevgimizi paylaşıyoruz. Yapay sözlere gereksinim duymuyoruz. Anneannemin seçimi zamanında öyle olmuş, biz de nasıl doğduysak öyle yaşıyoruz. Ailenin Hristiyan olanları, Hristiyan. Müslüman olanları da, o dine göre yaşıyorlar. Ramazan iftarları, ya da Hristiyanların yortu sofraları ise bambaşka bir olay.

Bu, her şeyden önce yan yana, iç içe yaşayan insanların kültür alışverişi, yaşam diyaloğudur. Ben asıl bu olmadığı zaman garipsenmeli diye düşünürüm. Ramazan’da davet edildiğim zaman niye gitmeyeyim ki? Ramazan iftarlarındaki ya da yortu sofralarındaki paylaşıma karşı olan Müslümanlar ve Hristiyanlar zaten maşallah fanatik düşüncelerini ve kinlerini bol bol yazılara dökerek kusuyorlar. Kimi dini siyasallaştırma çabasında. Kimi dini çarşıya çıkarmış. Kimi de bu veya şu dinin dogmalarını, vecibelerini, adetlerini ezberlemiş, ama ne yazık ki ruhaniyat açısından epeyce sığ veya özürlü. Takdir yüce Allah’ındır.

Yanıbaşında gördüğü, tuttuğu, konuştuğu insanı sevemeyen bir kişi, Ruh olan ve göremediği Allah’ı nasıl sevebilir ki? Bunlar İncil-i Şerif’in sözleri. Öyle ki, eğer tanış olmaya, komşuluğa, diyaloğa, huzura, barışa, sevgiye hizmet ediyorsa iftara da, yortu sofrasına da giderim; gerektiğinde ben de iftar sofrası açarım. Dileyen gelir, dilemeyen gelmez. O kadar (yine gülüyor).

Peki, Müslüman-Hristiyan karışık ailelerin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Özellikle karışık evliliklerden doğan çocukların ilerde dil ve din açısından sorunlar yaşadıklarına ve büyürken bocaladıklarına şahit olduğum için karışık evlilikleri doğru bulmuyorum. Ancak karışık evlilik sayısı bugünlerde epey çoğaldı. Bu şıkkı seçenleri de saygıyla karşılıyorum. Kilise olarak onların hayatını zorlaştıracak hiçbir uygulamamız yok. Birçok tanıdığımız, dostumuz var. Çok mutlu olanlar da var, çok mutsuz olanlar da.”

https://www.yenisafak.com/arsiv/2005/eylul/10/g03.html

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: