İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ankara´yı küstürmeyin

The Guardian

Avrupalılar, veya daha net söylemek gerekirse, AB’ye üye ülkeler geçen yılbaşında Türkiye’ye, uzun süredir beklediği tam üyelik müzakerelerine başlanması yönünde ciddi bir taahhütte bulundu. Verilen tarih 3 Ekim 2005’ti. Bu tarihe bir aydan az bir zaman kala, onca yaygaradan sonra müzakerelerin başlamayabileceğine dair bir panik havası söz konusu.

Türkiye, 15 üyeli AB’nin 10 ülkeden menkul tarihi genişlemesini sonuca ulaştırdığı 2003’te, kendi Avrupa perspektifinin de nihayet ve kesin olarak tanındığını düşünüyordu. Fakat bazı ülkelerdeki Türkiye karşıtı hissiyat, yanı sıra AB Anayasası’nın Fransa ve Hollanda’da reddedilmesi, derin şüpheler doğurdu.

En önemli sorun Kıbrıs

En önemli mesele, iyice arapsaçına dönen Kıbrıs sorunu. BM’nin adayı tekrar birleştirme çabalarının, Kıbrıs geçen mayısta AB’ye üye olmadan önce sonuç vereceği umuluyordu. Bu umutlar boşa çıktığından (ki bunun nedeni Türk tarafından ziyade Rum tarafıydı) ve Ankara Lefkoşa
hükümetini tanımayı reddettiğinden dolayı, üyelik müzakerelerinin başlaması da tehlikeye girdi.

Fransa son derece menfi bir tavır sergiledi.

Fakat ufukta daha da büyük bir engel var, zira Merkel’in Hıristiyan Demokratlarının bu ay içindeki Almanya seçimlerini kazanması bekleniyor. Merkel, Türkiye’ye, müzakere yürütmüş bütün diğer ülkelerin sonunda elde ettiği tam üyelik yerine, ‘imtiyazlı ortaklık’ önerilmesini istiyor.

Türkiye’ye son derece farklı bir konum önermek, AB’nin ‘Hıristiyan kulübü’ olduğu yönündeki ithamların kanıtlanması gibi görünecek; AB, dünyanın tek laik Müslüman demokrasisini kucaklamayı beceremeyen ve tehlikeli bir tepkinin doğması riskine giren bir yapı izlenimi verecek.

AB üyeliğinin yarattığı çekim, Erdoğan’ın muhafazakâr iktidarı altında devasa ilerlemelere vesile oldu bile. İşkence yasaklandı; şu an
Kürtçe yayın yapılmakta ve ordunun gücü zayıfladı. Ünlü romancı Orhan Pamuk hakkında, böyle hassas bir dönemde, 1915’teki Ermeni soykırımına yönelik cesur açıklamalarından dolayı Atatürk döneminden kalma ‘Türklüğe hakaret’ suçuyla dava açılması üzücü (ve Türkiye düşmanlarına verilmiş bir hediye). AB’ye katılan ülkeler kendi geçmişleriyle hesaplaşabilmek ve ifade özgürlüğüne saygı göstermek zorunda. Yine de Straw haklı. Müzakereler planlandığı tarihte başlamalı. Herhangi bir erteleme, verilen söze ihanet etmek olur ki, bu da Avrupa’nın aşınan itibarını daha da zayıflatıp, Türkiye’nin reformlarına zarar verebilir.

(Başyazı, 9 Eylül 2005)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: