İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zorla ayırmaya niyetlendiler bizi…

Ferhat Kentel

Bütün güçleriyle bu işe soyundular… Garantili çalışıyorlar bu sefer… İki taraftan da, üç taraftan, beş taraftan saldırıya geçtiler… Seferihisar’da kendini jandarmanın destek kuvveti ilan edip, PKK’yla özdeşleştirdiği Diyarbakır kökenli aileyi linç etmeye girişen ülkücüsüyle; İmralı’dan mı yoksa onun da arkasındaki derin makamlardan mı geldiği belli olmayan bir işaretle zorla çatışma arayan PKK’lısıyla; bir anda halifeliği getirmeye niyetlenen, Kınalıada’da Hıristiyanları Müslüman yapmayı kendine iş edinen, paraya para demeyen hizbuttahrircisiyle birbirimizi yememiz için her türlü yolu denemeye başladılar.

50 sene önce de benzer oyunlar oynanmıştı. Birileri gene “galeyana gelmişti”. “Rumlar Atatürk’ün evini yaktılar!” diye bağırarak, açıkçası yalan haberle “tahrik ettirilen” kitleler azınlıklara hayatı cehenneme çevirmişti.

70’li yıllarda da benzer oyunları becerdiler. Maraş’ta “Komünistler cami yaktı!” diyerek, yüzlerce insanı katlettirdiler. Bombalar attılar üniversiteden çıkan gencecik insanların üzerine… Tellerle boğdular…

12 Eylül’ü sahnelediler; onlarca insanı astılar, işkenceden geçirdiler… Sonra her ne hikmetse bir PKK örgütü çıktı piyasaya. Gene her ne hikmetse, diğer bütün örgütler buldozerle ezilirken, bu küçücük örgüt palazlanıverdi.

Bugün, İstanbul’da azınlıkların hayatını cehenneme çeviren ve anavatanlarını terkettiren 6-7 Eylül olaylarını, bir daha asla olmaması için anmak üzere hazırlanan bir sergiye bile üstelik tahammül edemiyorlar. Sergi basıyorlar; sergilenmiş vahşetin fotoğraf görüntülerine bile tahammül edemiyorlar. Vahşete yeniden sahip çıkıyorlar. Hem sahip çıkıyorlar hem “vahşet oldu” deme hakkına bile tahammül edemiyorlar. Diyenlere vahşet vaadediyorlar.

Bugün “cehennemin işbirlikçileri” daha da çeşitlenmiş ve semirmiş vaziyette. Kimisi “Diyarbakırlıyım” lafını duyduğu zaman “ ‘PKK’lıyım’ demek istedi” diye tercüme ediyor zihninde; onun aslında “yaşasın PKK!” demek istediğini bağırıyor sağa sola… İtidal tavsiye eden bir “mutedil mütedeyyin” gazete inatla bu tercümeyi sokuşturuyor satır aralarına…

Kan vererek, kan bağı sağlamaya çalışan PKK’lı, sanki bütün Güneydoğu’yu örgütlemiş gibi, her ne hikmetse, Türk milliyetçiliğinin belki de en güçlü olduğu Karadeniz topraklarında “çalışma” yapmaya gidiyor… Orada “bir terörist ölü ele geçiriliyor”… Ve herkes kendi hesabına bir “artı” koyuyor: “PKK şanlı mücadelesinde bir şehit daha verdi” ya da “Karadeniz’de teröristlere hak ettikleri ceza verildi”.

Bozüyük’lü ülkücülerin tanımadığı “ülkücüler” ve oradan geçerken “biraz da Bozüyüklülere PKK’yı anlatalım bakalım” diyen PKK’lılar sahneye bir meydan savaşı koyuyorlar…

Her taraf komplo kokuyor. O kadar güçlü bir dalga ki, insanın içinden bütün direncini, barış çabasını, mücadelesini, dilini koparıp alıyor… Dalga o kadar güçlü ki, ya o tarafta ya bu tarafta olacaksınız… Buradaysanız ya da oradaysanız kesinlikle ötekilere karışmayacaksınız… Biz bize kalacağız; siz size kalacaksınız… Ya da sineceksiniz, görünmez olacaksınız… Fırtınanın dinmesini bekleyeceksiniz sığınaklarınızda… Fırtınadan sonra hâlâ ortalıkta yaşanacak bir yer kaldıysa, sinenler veya ötekilere karşı bu tarafta veya o tarafta yer alanlar, hepimiz yer beğeneceğiz: Orta Anadolu Türk Cumhuriyeti, Güneydoğu Kürt Cumhuriyeti, Üsküdar Musiki Cemiyeti, İskenderun Serbest Bölgesi, Kemer County Prensliği, Fatih Çarşamba Halifeliği, Fenerbahçe Cumhuriyeti, Yüzbaşı Galatasaray’ın Bölüğü ya da Beşiktaş Çarşı Tribünü…

Yani… cehennem… Tam istedikleri gibi… Tam da niyetlendikleri gibi…

Ya da…

Cehennemi pazarlayanlara direneceğiz, içimizdeki imanı koruyarak, besleyerek, inatla bağırarak:

“Yeter artık be! Kardeşiz be!”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: