İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

6-7 Eylül uyarıları…

Ümit Aslanbay

Yollara mayın, çöp tenekeleri ile tren raylarına bomba koymakla başlayan yeni eylem biçimlerinin, sokağa dökülerek yaygınlaşacağı, kamu kurum ve kuruluşlarına yöneleceğini mantıklı olan herkes daha bir süre önce tahmin ediyordu, ediyor. Sorun ise 3 Ekim’de başlaması beklenilen müzakere sürecinin bu durumdan etkilenmemesini sağlamak. İyi de bu nasıl olacak?

Ya görmezden gelecek, önemsemez görüneceksiniz ya da itidal ve tahriklere kapılmamayı öğütleyeceksiniz. Nitekim, medyanın bu yıl 6-7 Eylül 1955 yılındaki olaylara her zamankinden daha fazla yer verme nedenini, ‘aman bir daha olmasın’ temennisine, böyle bir çabaya bağlamak iyi niyetli bir yorum olacak. Önemsemek gerekiyor. Ama, işyeri tahrip olan bir esnafın eylemcilere, ‘ben de Kürdüm’ demesini nasıl yorumlayacağız, nasıl izah edeceğiz, bu kişilere hangi nasihatı vereceğiz? Yoksa 6-7 Eylül nasihatları memleketin batısından daha çok güneydoğusuna yönelik de biz mi bilmiyoruz!..

Başbakanın üstü açık-kapalı çağrıları boşluğa düştü, aksini bekleyenlerin aksine PKK her zaman yaptığını yaptı Türkiye’yi otoriter arayışların içine sokmaya başladı. Bu durumu, kapı komşusu ile konuşan, mahallesindeki esnafla muhabbet eden, saçını kestirdiği berbere memleketin gidişatını soran herkes gözleyebilir.

Demokrasi geldi, geliyor, böyle oldu; bunlar ‘demokrasinin sivilceleridir’ tespitini yapmak ise sırtına yeni bir gömlek geçirmeye niyetli astımlıya, ‘evet kumaşı alerji yapıyor ama idare et, daha iyi olacak’ demek gibi.Türkiye’nin istikrarsızlaşmasının tek bir sonucu var, o da müzakarelerin ertelenmesi veya tavsaması veya iyice belirsizleşmesi.

Burada ‘derin devletin işleri’ analizlerini bir çırpıda sıralayacakların çıkacağını tahmin etmek güç değil. Ancak, bugünün Türkiye’sinde görünen köy kılavuz istemiyor. Oyun açık oynanıyor.

PKK’nın simgelediği Kürtlere karşı yoğunlaşan infial ve oluşturulmak istenen simetrik tepki. Memleketin başka bir bölgesinde -eğer kaldıysa bu kez hedef tahtasındaki Türkler…

Adını koyduk oldu:

-Kürt sorunu/Türk sorunu, hani bunun ilk sorunu!..

Sıkın dişinizi ha gayret, 3 Ekim’e kadar dayanırız.

Pekiyi ya sonra?

Türkiye neyi kabul edecek, Anayasanın federalizme uygun hale getirilmesi ile ilgili değişikliği mi, Irak’taki de facto’yu mu, KKTC’nin tasfiyesini mi; Hangisini kabul ettirebilecek? Yoksa, Başbakanlık sözcüsü tarafından yalanlansa da, ‘dönüp arkamızı gideriz’ noktasına mı gelecek?

Türkiye’nin arkasını dönerek nereye gideceğini, hangi sulara yelken açacağını tahmin etmek de güç değil. Böyle bir politikadan medet umanlar, çıkış noktası olduğunu düşünenler varsa büyük yanılgı içersinde olduklarını söylemek durumundayım.

İşte o noktadan sonrası kaos. Avrupa ile bağlarını koparıp atmış, demokratik standartlardan uzaklaşmış bir Türkiye’de hala bileğinin güçlü olabileceğine, güçlü kalabileceğine inananlar varsa yanılıyorlar ya da ‘benden sonra tufan’ diye düşünüyorlar. Kopenhag Kriterleri’nin ondan sonra Ankara Kriterleri olacağını ve yola öyle devam edileceğini her ne kadar bir kaç kez telafuz etse de, bundan Başbakanın dahi emin olmadığını düşünüyorum.

Karamsar olmak için pek çok neden var.

Beceriksizliklerin olduğu ve hala devam ettiği de ortada.

Ancak, bu oyunu başından beri gören, deşifre eden insan sayısı bu kez çok fazla…

6-7 Eylül uyarılarının bu yıl her zamankinden fazla yapılması da bu açıdan yerinde.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: