İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Rumların `Dehşet Gecesi´: 6-7 Eylül 1955

Mihail Vasiliadis

9-10 Kasım 1938. Almanya’da Yahudi pogromu her türlü kamuflajı yırtarak gün ışığına çıkıyor. Yollara dökülerek dehşet saçıyor. Kırıp döküyor ‘öteki’nin’ varlığını, alın terini. Mallarla birlikte onurları da parçalıyor. Kırılan camların ürpertici sesinden tarihe ‘Kristallar gecesi’ olarak kalıyor o gün. Başını kaldırıp ‘ben Yahudi’yim’ diyemiyor mağdurlar. Kendilerine vuran eli öpüp başlarına koymaya zorlanıyorlar üstelik. İnsanlık haysiyeti ayaklar altına alınıyor Almanya’da. Ve sessiz kalıyor dünya. Daha kötüsü sessiz de kalmıyor tam olarak. Kendi çıkarlarına yarayacak biçimde yorumluyor olayları. Salt Nazi çetesine yükleneceğine, Alman halkına da yüklüyor sorumluluğu. Ona barbar damgasını vuruyor. Halkların suçu olabilirmiş gibi… Kırılan camların sesinden, 6 Eylül olaylarını ‘Kristaller gecesiyle’ kıyaslamak isteyenler (bunu iddia eden kitaplar var) abartıyorlar muhakkak.

Benzerliği varsa, insan haysiyetinin ayaklar altına alınması ve sorumluluğun halka yüklenmeye çalışılması.

6-7 Eylül 1955. Yurtdışından İngiliz çıkarları, yurtiçinden bir avuç düşüncesizin ‘Ulus’u azınlıklardan arıtma’ rüyası (biçimini ya da düşmanını değiştirerek hala devam ettirmeğe çabalar varlığını) örtüşür bir yerde: Türkiye’de Yunanistan aleyhinde gösteriler yapılmalıdır!

Fırsattır bu İngiliz politikası için: Kıbrıs konusunda Türkiye ile Yunanistan’ı birbirine düşürecek, parsayı kendisi toplayacaktır. Nitekim günümüze kadar toplamaktadır da. Üsleri, tesisleri hala Kıbrıs’tadır ve kimse de onlara l‰f edememektedir. Çünkü laf etmesi gerekenler birbirine düşmüştür; esas suçluyu, müttefik olarak yanlarına alabilmek yarışındadır.

Fırsattır bu dönemin Türk hükümeti için: ‘Halkın’ reaksiyonunu bahane edecek, Londra Konferansı’nda kozlara sahip olacaktır. Dolayısıyla ‘Bir iki vitrin camının kırılmasına izin vermek caizdir’! Oysa; bir Devletin ve onun Hükümetinin, Anayasa ve diğer yasaların güvencesi altında bulunması gereken kendi vatandaşları aleyhinde komplo hazırlayarak, onları koz olarak kullanmayı düşünmesi bile büyük bir suçtur.

Bulunmaz nimettir bu ulusalcılar için: Ulusu yabancı unsurlardan temizlemek; devleti, tek millet, tek din, tek lisan… devleti haline getirebilmek için uyguladıkları baskılar zincirine yeni bir halka ekleyebileceklerdir. (Bu halkaları saymak gerekiyorsa, 30’lu yıllarda toplumumuzun bir kısım mensuplarına çalışmayı yasaklamak; 40’lı yıllarda 18’inden 42’sine kadar tüm erkek nüfusumuzu kamplarda toplamak, hemen sonra ‘Varlık Vergisi’ adı altında bizleri haraca kesmek; 50’li yıllarda, varımızı-yoğumuzu çalıp çırpacak, tal‰n edecek, kalanını ise tahrip edecek olaylar tertiplemek; 60’lı yıllarda ise, kalanların en önemli kısmını sınırdışı ederek kökümüzü kurutmak… bunlardan bazıları).

Sonraları, bu işin ipliği pazara çıktığında, olayları tertipleyenler ve onlara bu izni verenler, olayların ‘spontane’ olduğunu iddia etmeğe kalkışmışlar, böylece -komünistler yaptı savsatası tutmayınca- kendi sorumluluklarından kurtulmak istemişlerdir. Ancak olayların ‘spontane’ olduğunu savunmak, suçu tamamen Türk halkına yüklemek anlamına gelir ki, bu da kanımca çok büyük haksızlık olur.

***

Rumların, o gece aldığı darbe çok şiddetli olmuştur. Ancak ölümcül olması planlandığı göz önüne alınırsa, olaylar hedefini tam olarak bulamamıştır. Ertesi sabah cemaatine hitap eden Patrik Athenagoras, ayaklarının üstünde dimdik durmaya gayret ederek ve yerdeki enkazı işaretleyerek, ‘Bu harabeden kurtarabileceğimiz malzemeyle, geleceğimizi bu harabenin üzerine yeniden kuracağız’ demek gücünü bulmuştur.

Tabii ki o günden bu güne köprülerin altından çok sular akmış, Türkiye’deki Rumların sayısı 180 binlerden 1800’lere düşmüştür. Ancak sayın Patriğimiz Bartholomeos’un birkaç gün önce vurguladığı gibi ‘dimdik ayaktayız.’

Binlerce yıldan beri atalarımızın yaşadığı, gömüldüğü, diğer kültürlerle birlikte -belki de en çok- kültürümüzle yoğrulmuş bulunan bu topraklar bizim de toprağımızdır…

Not: Olayların neden ve sonuçlarına girmedim. Zaten bu sütun böyle bir şeye yetmez. Öğrenmeye meraklı olanlar, birkaç gün önce ‘Tarih Vakfı’ tarafından yayımlanan, Tarih Doktoru Dilek Güven’in kitabına güvenebilirler. ‘Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında 6/7 Eylül Olayları’ adlı kitap aynı zamanda genç akademisyenin doktora çalışması. Kitapla birlikte yayımlanan diğer bir ciltte ise, Tümamiral Fahri Çoker’in arşivinden resimler ve çalışmanın dayandığı belgeler var. Resimler ayrıca, 6/26 Eylül arasında, İstanbul Elhambra Pasajı 2. Kat’taki ‘Karşı Sanat Çalışmaları’ salonunda sergileniyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: