İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

6-7 Eylül ve Brandt cesareti

Erdal Şafak

Yarın tarihimize düşen kara lekelerden 6-7 Eylül olaylarının 50’nci yıldönümü. Yarım yüzyıldır kanayan bu gizli yaraya artık pansuman zamanı geldiğini düşünüyoruz. “Tarihinin utanç sayfalarıyla yüzleşme cesareti gösteremeyenler, şanlı sayfalardan gurur duyma hakkına da sahip olamazlar.”.

Yarım yüzyıl sonra bile düşlerime giriyor. İzmir Fuarı’nda Yunanistan pavyonu alevler içindeydi. “Kahrolsun”, “Ölüm” çığlıkları yükseliyordu kalabalıktan. Hiç kimse söndürmek için çaba harcamıyordu. Tam tersine, güvenlik güçleri hiç değilse bir şeyler kurtarmaya çalışanları kararlılıkla engelliyordu.
Korkudan eline sıkı sıkıya yapıştığım babama, o yangının, o bağırışçağırışların nedenini sordum ve de anlamını. Başını öne eğdi ve adeta fısıltıyla yanıtladı: “Ben yetişir miyim bilmem ama senin ilerde çok utanç duyacağın bir geceye tanık oluyoruz.”

6-7 Eylül 1955 olaylarından ne zaman söz açılsa, babamın asla unutmadığım, unutmayacağım o sözlerini hatırlarım.

Cumhuriyet tarihinin önemli dönemeçlerini romanlaştıran Yılmaz Karakoyunlu’nun “Güz Sancısı”nda “Küçük bir gözdağı vermenin ölçüleri kaçmış örneği” diye anlattığı 6-7 Eylül 1955 olayları neydi?

Kimine göre “Türkiye’nin etnik yapısını değiştiren olay”, kimi için “Türkiye’nin Kristal Gece’si”, kimince “Tarihin en büyük toplumsal felaketlerinden biri.”

Ayrıca “pogrom” diyen de var, “İstanbul’u Rumsuzlaştırma” veya “Planlı etnik yok etme” diyen de.

Renklerin solduğu gün

Hangi tanıma katılırsınız bilmiyorum ama o olayların iki somut sonucu oldu:

1- 1920’lerin sonunda sokaklardan kentlere kadar yerleşim birimlerinin isimlerinin Türkçeleştirilmesi ile başlayan, ardından 1940’lardaki Varlık Vergisi’yle ilk ölümcül darbenin indirildiği Türkiye’yi arındırma planı 6-7 Eylül 1955 ile çok büyük ölçüde amacına ulaşmış oldu. O tarihte 130 bini aşan Rum nüfus, bir-iki ay içinde birkaç bine iniverdi.

Bu amacı CHP belirlemişti. Tek parti döneminde. “Azınlıklar Raporu”nda hedef şöyle gösterilmişti: “Rumlar için esaslı tedbir alınması gereken yerimiz İstanbul’dur. İstanbul fethin 500’üncü yıldönümüne kadar tek bir Rumsuz duruma getirilmelidir.”

2 yıl gecikmeyle varıldı hedefe; fethin 502’nci yıldönümü kutlamalarından 4 ay sonra.

2- O olaylar, tarihçi Mete Tunçay’ın ifadesiyle, “İmparatorluk kültürünü sona erdirip İstanbul’un taşralaşması sürecini başlattı.” Bugün İstanbul’un iliklerine kadar arabeskleşmesinin sorumlusu, 6-7 Eylül’ü planlayıp uygulayanlar.

Olayların en ince ayrıntısına kadar planlandığı ve aylarca süren hazırlıktan sonra uygulamaya konulduğu en baştan biliniyordu. Günümüz baskı teknolojisiyle bile kolay olmayan iki saatte 290 bin gazetenin basılıp İstanbul’un her yerine dağıtılması başka nasıl açıklanabilirdi?

Evet, baştan beri biliniyordu o beyin, Özel Harp Dairesi başkanlığını da yapmış Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 1990’larda ağzından kaçırınca son kuşkucular da pes etti: “6-7 Eylül bir Özel Harp işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi.”

Batı’da olduğu gibi Türkiye’ye de birgün “gizlilik süresi dolan” belgelerin kamuya açıklanması anlayışı gelirse, bunun gibi daha ne operasyonları öğreneceğiz kimbilir.

6-7 Eylül olayları için Ankara’dan Willy Brandt cesareti (1970’lerde Yahudiler’den açıkça özür dilemişti) beklemenin gerçekçi ve mantıklı olmadığını biliyoruz. Ancak en azından gönül alma jesti yapılabilir, yapılmalı diye düşünüyoruz. Üstelik böyle bir jestin, AB ile bu gergin günlerde hayli etkili olabileceğine inanıyoruz.

Bir de Avrupa Parlamentosu üyesi Cem Özdemir’in kehanetinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini merak ediyoruz: “Türkiye, AB ile müzakere sürecinde tarihiyle yüzleşecek. 6-7 Eylül olayları 10 yıl sonra ders kitaplarına girecek!”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: