İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

6-7 Eylül ve 23 Eylül

Taha Akyol

HERKÜL Millas, o zaman İstanbul’da 13 yaşında bir Rum delikanlısıydı. 1955’in 6-7 Eylül felaketini o da yaşamıştı. Sonra bunu yazdı:

“Kalabalıklar çekirge gibi geçiyor, arkalarında yıkıntı kalıyordu. Başka alanlarda gücünü kanıtlamış olan devlet ise, tahrik edici bir biçimde yokluğunu hissettiriyordu. Dairemize giremediler, çünkü kapıcımız Münire ‘Bu apartmanda gâvur yok’ diye caydırmıştı. Ama babamın dükkânı bütün olarak yok oldu, bütün kumaşlar şeritler halinde kesilmişti. Annemle babamın yaşadığı şok çok büyüktü; bir hafta içinde saçları bembeyaz oldu. Deprem gibi birden ekonomik bir yıkım geldi ve ailenin içine sıkıntı, stres ve acı, yıllar boyu yerleşti…”

Millas büyüdü, Robert Kolej’i bitirdi. Ankara Dil Tarih’te Yunan edebiyatı profesörü oldu… 1971 yılında Atina’ya yerleşti. Bir ayağı hâlâ Türkiye’de; kitapları yayımlanıyor. Kitaplarından birinin adı, “Türk ve Yunan Romanında Öteki ve Kimlik” adını taşıyor. Tam 450 romanı okuyarak yazmış bu eserini: “Biz” çok iyiyiz, “öteki” çok kötü…

* * *

HERKÜL Millas yine bir 6-7 Eylül yıldönümünde saygın Yunan gazetesi To Vima’da 7 Eylül 1999 günü bir makale yazdı. 6-7 Eylül Olayları’nda yaşadıklarını anlattı. 1942’deki ‘ırkçı’ Varlık Vergisi, 1964’teki ihraçlar gibi olayları da hatırladığını belirtti; “Türklere satılmış hain” diye suçlanmamak için yazdı bunları.

Yunanistan’da kimi çevrelerin her sene 6-7 Eylül Olayları’nı “andığını”, Atina Başpiskoposu’nun “tarih”in unutulmamasını isteyen konuşmalar yaptığını belirten Millas, To Vima okuyucularına, 1821 Mora İsyanı’nın ünlü Rum lideri Kolokotronis’in yazdıklarını hatırlattı:

“23 Eylül’den başlayarak 1821’deki üç gün boyunca Mora’da askerlerimiz kadın, çocuk, erkek demeden herkesi, yani Türkleri kesip öldürüyordu.”

Öyle ki, Kolokotronis’in atının ayakları, Türk cesetlerinden basacak yer bulamıyordu.

Millas bu yazısıyla, Yunanlıların “6-7 Eylül” gibi “23 Eylül”ü de unutmaması gerektiğini söylüyordu!

Yunanlılar 14 Eylül’ü “Anadolu’da Rum soykırımı” günü ilan ederse, Türkler de elbette 9 Eylül 1922’yi “katledilen Türkler ve ateşe verilen Türk kentleri için” bir anma günü olarak ilan edeceklerdi. Millas neticeten diyordu ki: “Herhangi bir halkın diyakronik olarak mahkûm edilmesi ırkçı bir davranıştır…”

Diyakronik, yani zaman içinde değişmeyen, adeta ‘tabiaten’ demektir.

* * *

TÜRKLER ve Rumlar uzun asırlar barış içinde yaşadılar, ortak kültür eserleri bile yarattılar. Sonra iki asır da çarpıştılar. Husumetler oluştu; geçmişe öyle bakıldı.

Siyasi ihtilaflar bunu körükledi; işte Kıbrıs’ta EOKA cinayetleri, İstanbul’da 6-7 Eylül…

Türklerin ve Yunanlıların gözünde Atatürk’ün yerini düşünün. Megali İdea’yı tarihe gömen adam! Ama savaştan hemen sonra Venizelos’la dostluk kurdu. Balkan Antantı’nı imzaladığında, bir gün “Türkiye ile Yunanistan arasında sınırların kalkabileceğinden” bahsetti.

1955’e gelindiğinde, 6-7 Eylül Olayları’nın temelinde Kıbrıs gerilimi, “Enosis” girişimleri vardı… Şimdi Türkiye ve Yunanistan, geçmişin “biz-öteki” ikilemini aşıyor. Ve işte hiçbir komplekse kapılmadan “6-7 Eylül”ün özeleştirisini yapıyoruz, bu bir milli özgüvendir aynı zamanda. Bir de Papadopulos komplekslerden kurtulup olgunlaşsa… Atatürk’ün tasavvuru niye gerçekleşmesin?!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: