İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Milliyetçilik ve yatırım

Metin Münir

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarından bu yana Anadolu’yu millet açısından homojen bir mekân haline getirmeyi amaçlayan bir politika güdülüyor.

İttihat ve Terakki tarafından başlatılan bu politika Cumhuriyet döneminde de sürdü.

Ermenilerin başına gelenler, Rumların Yunanistan’a gönderilmesi, Kürt ve Alevilerin Türk ve Sünni kimliği tarafından sindirilme gayreti, Süryani ve Ezidi gibi küçük azınlıkların yaşam sahasının daraltılması bu politikanın sonuçlarıdır.

Bir anlamda bu, Osmanlı İmparatorluğu’nün ters yüz edilmesidir: Osmanlı İmparatorluğu çok ırklılığa ve nispî hoşgörüye dayanıyordu. Türkiye homojeniteyi seçti. Mozaik yerini seramiğe bırak-ti. Devlet katında kucaklayıcılık dışlayıcılıkla yer değiştirdi.

İttihat ve Terakkiciler için bu transformasyonu gerçekleştirmek bir ölüm kalım savaşıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nu meydana getiren milletler teker teker baş kaldırmış, yaşam sahalarındaki Türkleri katletmiş ve sürmüş, kendi devletlerini (Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan) kurmuşlardı. Her biri ayrı bir milleti destekleyen ve Osmanlı İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmak isteyen İngiltere, Avusturya ve Rusya gibi güçlerin bu kopuşlarda büyük rolü oldu.

Türkler nerede yaşayacaktı? İttihat Terakkiciler Anadolu’ya baktıklarında dış düşmanlar tarafından desteklenen ve sadakatine güvenilmesi mümkün olmayan birçok azınlık gördüler. Bu onları korkuttu. Anadolu azınlıklardan temizlenerek Türkler için güvenli bir yaşam sahası haline getirilmeliydi. Etnik temizlik neredeyse paniğe dönüşmüş olan bu korkuyla başlatıldı.

Türkler, bu bağlamda, bir İngiliz tarihçinin dediği gibi, Osmanlılar’dan bağımsızlığını kazanan son millettir. Milliyetçilik, İslamdan sonra Türklerin ikinci dini oldu ve öyle olmaya devam ediyor.

Milliyetçilik insanları “bizden” ve “bizden değil” diye ikiye ayırır. Bizden olanlara yapılan muamele ile bizden olmayanlara yapılan muamele ayrıdır.

Bir bürokratın İstanbul iş dünyası ile Ankara bürokrasinin! karşılaştıran “Biz sanatını yapıyoruz, onlar ticaretini,” sözünün arkasındaki hesap budur: Onlar sadece parayı düşünür. Biz milletin geleceğini düşünüyoruz. Yabancı şirket genel müdürlerine Türkiye’de ikamet izni vermede çıkartılan güçlüklerin arkasındaki temel neden de milliyetçilik ve yabancılara duyulan güvensizliktir.

Türkiye’de yabancı sermaye için yatinm ortamının düzeltilememesinin arkasındaki en büyük neden bu dışlayıcı milliyetçiliktir.

Osmanlı’nın son yıllarındaki güvensizlikten, gelecek endişesinden kaynaklananan ve İmparatorluğun parçalanmasıyla paranoya haline gelen bu durum devam etmeli mi?

Yani Cumhuriyet’in kuruluşunun yüzüncü yılına yaklaşırken hâlâ eskisi kadar güvensiz ve endişeli olamamıza gerek var mı? Milliyetçilik birleştirici olmaktan çok bölücü değil mi? Kendimize güvenmemiz için var olan nedenler, ülkeye yönelik iç ve dış tehditlerden daha güçlü mü, değil mi?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: