İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Vay Ecevit vay!

Emin Çölaşan

BÜLENT Ecevit ve eşi durup dururken acayip şeyler söylüyorlar. Herhalde yalnızlığın, yaşlanmış, gündemden düşmüş ve unutulmuş olmanın verdiği sıkıntıyı bu yöntemle biraz olsun gidermeye çalışıyorlar. Acayip, tutarsız ve anlamsız çıkışlarla kendilerini ülke gündemine oturtmaya çalışıyorlar.

Bülent Ecevit’e yakışmıyor. (Bilmiyorum, belki de yakışıyor!)

Vahdettin hain değilmiş! Öyle buyurmuş. Ya neymiş, kısaca irdeleyelim.

Ülkesi işgale uğramış bir padişah. Bir zavallı. Korkak, omurgasız, ilkesiz bir adam. Onun devrinde ülkenin başkenti İstanbul işgal ediliyor. Yakın akrabası Damat Ferit gibi bir ahlaksızı, sahtekárı sırf işgalcilere yaranmak için Sadrazam (Başbakan) yapıyor.

Mondros Antlaşması, Vahdettin döneminde imzalanıyor. Osmanlı’yı parçalayan, Türklüğü yok eden Sevr Antlaşması yine onun döneminde.

İşgal İstanbul’unda nice yurtsever insanımızı ‘Ermeni tehciri yaptılar’ diye Harp Divanlarında yargılatıp idam ettiren yine o! Harp Divanlarında hákim ve savcı olarak Ermeni ve Rumları görevlendiren de kendisi!

Nice asker-sivil yurtseverler, işgal ordusu tarafından tutuklandı ve İngilizler tarafından topluca Malta adasına sürüldü. Vahdettin bütün bunları seyretti.

Efendim, aslında kendisi yurtsever (!) biri imiş ama elinde olanak yokmuş! Ne yapsınmış!

Keşke Anadolu’ya geçseydi, ya da intihar etseydi de, tarihe ‘HAİN’ diye geçmeseydi.

***

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Anadolu’da vatanı kurtarmak için kelle koltukta mücadele verirken, Anzavur isyanını ve bir sürü iç isyanı çıkartan yine bu Vahdettin.

Anadolu’da savaşanlar için ‘idam kararı’ aldıran ve bu konuda düzmece din adamlarına fetvalar yayınlatan kim? Bu fetvaları bütün Anadolu’ya gönderip ‘bunlar eşkıya çetesidir, ele geçirildiği anda idam edilecektir’ diye emirler veren, Mustafa Kemal Paşa’yı boynunda idam kararı ile askerlikten atan kim? Vahdettin!

Kendisinin ve işgalcilerin denetimindeki İstanbul’da satılık basın vardı. Bunlar Anadolu kahramanlarına ana avrat söverdi. ‘Mütareke basını’ deyimi işte o Vahdettin’in döneminde fışkırdı ve günümüzde de işlevini sürdürüyor.

***

Şimdi Bilal Şimşir’in ‘İngiliz Belgelerinde Atatürk. 1919-1938’ isimli eserinin 3. cildine bakalım. İstanbul’daki işgalcilerin başı İngiliz Yüksek Komiseri Sir Rumbold’un, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği gizli raporu İngiliz devlet arşivinden okuyalım:

‘Vahdettin’le 2 saat konuştuk. Tercümeyi elçilik tercümanı Mr. Ryan yaptı. Vahdettin, Ankara liderleri diye söz ettiği kişilerin ülke ile kan bağı dahil hiçbir bağları olmadığını söyledi. Mustafa Kemal’den, geçmişi bilinmeyen Makedonyalı bir ihtilalci diye söz etti. ‘Onun kanında her şey olabilir. Bulgar, Yunan, belki de Sırp kanı taşır. Zaten kendisi de Sırp’a benzer. Bunların hepsi Arnavut, Çerkez olup hiçbiri Türk değildir.’

Şu sözlerine bakın! Bu utanmaz, korkak, düşman işbirlikçisi ve satılık adam, Bay Ecevit’e göre hain değil! Ya ne?

Kısa süre sonra Anadolu kahramanları vatanı kurtarmaya başlayınca, aynı Vahdettin bir İngiliz zırhlısına binip tüydü. (Damat Ferit haini de tüydü.) İtalya’nın tatil beldesi San Remo’da görkemli villalarda yaşadı. Yanında götürdüğü sahtekárlar orada kendisini dolandırdı. Parası bitti, mücevherleri falan sattı ve acınacak durumda, uçan kuşa borçlu öldü.

***

Cumhurbaşkanı Atatürk, 1927 yılında Büyük Nutuk’u okurken, o kara günleri anlatırken ne güzel söylemiş:

‘Padişah ve Halife olan Vahdettin soysuz, kendisini ve yalnız tahtını koruyabilmek için alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit başkanlığındaki kabine aciz, haysiyetsiz, korkak…’

Bunca tarihi gerçek karşısında sen Bülent Ecevit olarak oturduğun yerden doğrul ve ‘Vahdettin hain değildir’ diye ifşaatta bulun! Hem de bunları Fethullah’ın gazetesine söyle!

Sonra, zaten aportta bekleyen birileri, senin bu sözlerinin üzerine balıklama atlayıp ‘Ecevit çok doğru söylüyor, resmi tarih zaten yalanlardan oluşuyor’ gibi laflar etsin.

Ecevit yaşlandı. Belleğinin durumunu bilemiyorum. Ancak, gündemde yer bulmak istiyorsa böyle uçuk, anlamsız, tutarsız ve yanlış konuları seçmesin. Kendisine yakışan konular bulabilir. (Eğer bulamıyorsa daha da kötü, vah yazık.)

Yaşına ve kişiliğine duyduğumuz saygıyı böyle tutarsız söz ve davranışlarla yok etmekten kaçınsın… Çünkü yakışmıyor, ayıp oluyor.

Bu ortamda belki de kendisine teşekkür etmemiz gerekir! Öyle ya, ‘Vahdettin en büyük kahramandır’ da diyebilirdi!

Bir süre sonra onu da derse hiç şaşırmayın.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: