İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tabakamız savatsız olmasın, tütünsüz kalmasın

Kökeni Urartulara kadar inen, Van bölgesinde Romalılar ve Ermeni ustalardan günümüze ulaşan “savat”, Metin Bilici usta tarafından yaşatılmaya çalışılıyor

CEM DÜZOVA

Babam, tütün tabakasından çıkardığı tütünü zar inceliğinde sigara kağıdına sarıp yaktıktan sonra sigarasından derin nefesler alırken, önündeki sehpanın üstüne usulca koyduğu tabakası dikkatimi çekerdi. Çocuk gözlerim üstündeki motiflerin önemini fark etmezdi ama babamın tabakasına fırlattığı bakışlardan, bu tabakanın değerli bir şey olduğunu anlardım. Babamın tütün tabakası gümüştü ve üstündeki şekiller “savat” işlemesiydi.

Vanlı erkekler sadece tabakalarıyla övünmez, savatlı köstek, ağızlık, kama kınları ve saatleri ile de hava atarlardı. Kadınlar geri durur mu? Boylu boyunca kemerleri ve kemer tokaları, tepelikleri, muskaları, şemsiyelerinin sapları, bileklik ve gerdanlıkları ile mahalle aralarında az mı övünerek dolaşmışlardı?

Savatın kökeni Urartular’a kadar gider. Van bölgesinde Romalılar ve Ermenilerden geçip, günümüze kadar gelmiş bir süsleme sanatı olan savatın yereldeki adı “sevad”tır. Gümüş işlemeciliğinde sevaddan başka süsleme sanatları da var. Gümüşün, tel haline getirilip telden motifler oluşturulduğu telkari, küçük topçuklar haline getirilerek süslenmesi olan güherse, içeriden dışarıya doğru rölyef şeklinde motif oluşturması olan kakma ve renklendirilmesi demek olan mine bu süsleme sanatlarından bazılarıdır. Osmanlı, cam mine kullanmıştır. Cam mine, çok uzun yıllar kullanıldığı halde canlı durur. Özellikle yeşil, kırmızı ve lacivert renkler tercih edilirdi. Bunlardan Van bölgesine ait olan sevad, mine sanatının atasıdır.

Gümüşe sevad vermek

Sevad ustası tasarladığı şekli, sanatını koyacağı gümüş eşyanın üstüne kurşun kalem veya sabit kalemle çizer. Bu şekil çokluk Van Kalesi, Akdamar Kilisesi, Hoşap Kalesi’dir. Kedi, at gibi figürlere de rastlanır. Çizilen taslağın üstüne usta, çelik uçlu kılcal kalemle büyük bir titizlikle ince kanallar açar. Bir ölçü gümüş, dört ölçü bakır, dört ölçü kurşun ve biraz kükürdün 750 derecelik ısıda oluşturulan karışımına verilen ad olan sevad hazırlanır. Daha sonra sevad, soğumaya bırakılır. Soğuyan kütle toz haline getirilinceye kadar önce örs üzerinde, sonra havanda dövülür. Elde edilen sevad, gümüş eşyanın üzerindeki daha önce açılmış olan kılcal kanallara iki yolla sürülür. Ya yemeğe tuz eker gibi serpilir ya da boraks ile sulandırılarak çamur haline getirilen sevad, boşluklara sıvanarak doldurulur. Sonraki aşamada yapılan işi mangal ateşine tutmak gelir. Isı etkisiyle tekrar eriyen sevad, boşluklara iyice nüfuz eder. Bu aşamadan sonra soğuması için bekletilen sevad, cilalanarak kullanıma hazır hale getirilir. İyi sevad, her geçen gün daha fazla parlar. Ermeniler Van’da yaşarken, 840 ayarın altındaki gümüşe sevad yapmazlardı. Çünkü ideal olan 950 ayar gümüşe sevad yapmaktır. Osmanlı hükümetinden 900 ayar üzeri gümüşe tuğra vurma yetkisini İstanbul dışında Diyarbakır’la birlikte Van vilayeti sevad işlemeleri sayesinde almıştı.

Nalbantyan farkı

Sevad işleyen sanatkâr eserinin üzerine imza atmazdı. “Yaptırana şükür” diyerek Allah’a şükredip, yaptığı eserde bir ayrıcalık görmeme tevazusundan kaynaklanan bu imza atmama geleneğini, yaptığı uçuk eserlerle adından söz ettiren ve Osmanlının son zamanlarında Van’da ikamet eden Nalbantyan usta yıktı. Urartu formlarının diğer Ermeniler tarafından tekrar ediliyor oluşu, Nalbantyan ustanın ve ailesinin eserlerinde farklılığa yol açtı ve yaptığı özgün sevad işlemelerine imzasını atarak bu alandaki iddialılığını ortaya koydu.

1915 öncesi Van’da 120 atölye varken, 1915’ten sonra sevad atölyeleri birer birer kapandı. 1980’den sonra antikacılıkla da uğraşan Vanlı Metin Binici kendi çabaları ile deneme yanılma yolunu kullanarak sevadı öğrenip bir atölye kurarak, bu sanatı yaşatmaya çalışıyor. Urartu formlarını günümüz çizgisinden etkilenerek çağdaş motiflerle işleyen Binici’nin atölyesinden başka kısa adı MEKSA olan Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayiyi Destekleme Vakfı da bir atölye kurarak burada gençlere meslek kazandırırken, bu sanatın yok olmasını engellemeye çalışıyor.

“Su Altında Kanat Çırpan Üveyik” isimli şiirinde Cemal Süreyya savat ustası Hasan’ın kulağını çınlatır: “Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma/Böyle diyordu Savat ustası Hasan/Gelirken az tütün getir.”

Van’da kurulan atölyeler sayesinde yeniden canlandırılan bu süsleme sanatı sevgililerimizin Amerikan cigarası içtiği modern zamanlarda savat işlemeli sigara tabakalarıyla eski nikotin tadını verebilecek mi? Sevgiliye armağan edilen savat işlemeli bir tepelik, bir kemer, onu gprs’li bir cep telefonundan daha fazla mutlu edebilecek mi?

Ve siz yine de gelirken tütün getirin Hasan Usta’ya. Tabakası boş kalmasın.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: