İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yol, öykülere yaradı

Jaklin Çelik, ilk uzun yolculuğunu 1970 yılında, iki
yaşındayken ailesiyle birlikte Diyarbakır’dan Kumkapı’ya yapılan
göçle gerçekleştirmiş olan bir gezgin ve yazar. 1996
yılında tuttuğu günlükleri öyküleştirmeye başlayan
Çelik, ilk olarak Öküz dergisinde yazmaya başladı.
Sonra Virgül ve diğer edebiyat dergilerinde de yazılarına devam
etti. 2000 yılında ise bir semtte yaşayan insanları konu alan
öykülerden oluşan ilk kitabı Kum Saatinde Kumkapı yayınlandı.
2003’te, Kaçak Yolcu’yu da tetikleyen, Türkiye ve
Hindistan’da edindiği izlenimleri yansıtan on öykülük
bir kitap çıktı Yılanın Yolu adında. Daha sonra ise
kültür turizmine katkıda bulunacak bir kitap projesi
için yollara düştü ve geçtiğimiz günlerde
bu yolculuktan beslenen öykü kitabı Kaçak Yolcu
yayımlandı.

Bir anda bütün düzeninizi bozup, dört yıl
gibi uzun bir süreyi yollarda geçirmek çok
önemli bir karar değil mi?

Dört yıl sürekli gezmedim. İlk önce yaklaşık
dört ay kadar kiliseleri fotoğrafladık. Daha sonraki
süreçte ben bıraktığım yerden devam etti. Örneğin,
Antalya’ya tatil yapmaya gittim, oradan aklıma esti
Çamlıhemşin’e gideyim dedim. Bir de ben Erzincan’ı görmek
istiyordum. Ama Kayseri’de haritayı kırdım çünkü
çok uzun bir mesafeydi bu. Sabahtan akşama kadar Kayseri’yi
gezdim. Gece 02:00’de otobüse binip Erzincan’a devam ettim. Hani
bir süre sonra yol size bir güç verir, o dönem
ben 12 şehir gezip öyle İstanbul’a döndüm.

Asıl amacınız olan gezi kitabı iptal mi edildi?

O kitap hazırlanıyor aslında. Herhalde çıkacak, ama o
çok kolay çıkacak bir kitap değil. Uzun bir araştırma
gerektiren bir çalışma.

Kum Saatinde Kumkapı kitabınızda Türk, Kürt, Ermeni
herkesin aynı olduğundan, aynı şeyleri yaşadığından bahsediyorsunuz.
Kaçak Yolcu’da da aynı şeyler hissediliyor. Bu
öykülerinizdeki ortak nokta mı?

Evet, aslında bu çok güzel bir nokta. Yapmak istediğim
tam da buydu ve bunu başardığımı düşünüyorum. Yani bunu
hepimiz biliyoruz. Bilinçlerimizde, belleklerimizde bu var.
Hiç kimsenin bir diğerinden farkı yok. Hepimiz insan olarak
dünyaya geldik ve ötekileştirmenin büyük bir anlamı
yok. Ama bu, bir süre sonra insan reaksiyonu olarak ortaya
çıkıyor. Herkes gezmek ister, herkes İstanbul’u terk etmek ister
ama oturur yerinde. Birincisi ben gitmeyi başarabilenlerdenim. Gitmek
istediğimi söyleyip gidiyorum. İkincisi de, gerçekten ben
bu anlamda insanların eşitliğine inanıyorum ve bunu edebiyatımda da
yansıtmaya çalışıyorum ve başarılı da olduğumu
düşünüyorum.

Zaten Kaçak Yolcu’da da bu çok net olarak
görülüyor.

İstediğimiz zaman insanlara bir gömlek giydirip, kimlikleriyle
adlandırmaya çalışıp onları ötekileştiriyoruz. Ama insanın
içinden geçiyorsanız eğer, yeterince insanın derinliğine
inebiliyorsanız zaten bunu yapmıyorsunuz. Benim bütün amacım
bu. Bir sürü şehirde, bir sürü köyde
insanların içlerinden geçtim. Bu kitap öyle bir
kitap oldu.

Bu yolculukta sizi en çok etkileyen kişi ya da diyalog
nedir?

Bir kere kadın olarak geziyorsunuz. İçimizde
göstermekten kaçındığımız korkular da var. Aslında
Türkiye’yi tek başına bir kadın olarak gezmek hiç de kolay
bir şey değil. Gezdikten sonra dönüp baktığımda dedim ki;
evet, gerçekten cesaret gerektiriyormuş. Özellikle asker ve
polisle olan ilişkiler çok garipti. Sanıyorum Yusufeli’nde
bizden kimlik istediler. Kimliği çıkardım baktı baktı “Başka
gidecek yer bulamadın mı?” dedi bana. Kaldığım pansiyonun sahibi
İsrailli turistleri Çamlıhemşin’den Karagöl’e
götürmemi rica etti. Sivil bir polis yine beni yakaladı ve
“Bu dağlarda kimin gözü var biliyor musunuz siz?” dedi bana.
Yani bizim dış düşmanlarımız çok. Buraya gelen turistler de
o kadar masum gelmiyorlar buraya, demeye çalıştı.

Kitabın içinde çok güzel fotoğraflarınız var.
Bunları sergilemeyi düşünüyor musunuz?

Profesyonel bir fotoğrafçı değilim ama herhalde beş-altı bin
kare fotoğraf çektim. Bunların içinden sergilik
fotoğraflar çıkabilir. Neden olmasın!

Yeni bir yolculuk ve yeni bir kitap çalışmanız var mı?

Evet bir roman çalışmam var. Bu senenin başında başladım. Ama
bir tempo tutturmak zorundayım çünkü ben
hikâyeciyim ve ilk defa bir roman denemesine giriştim. Roman
yazmak her zaman için bana külfet gibi gelmiştir. Uzun
uzadıya bir metni ortaya çıkarmak oturmayı gerektirir. Ben bu
kadar sabırlı değilim. Ayrıca bir hikâye kitabı projem de devam
ediyor. Ama yol da devam edecek: Irak, Lübnan yine belki Pakistan
üzerinden Hindistan’ı kapsayan bir Ortadoğu projem var…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: