İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sınır sorunlarını hallet

Nihat Genç

Komşularınla sınır sorunlarını hallet’ cümlesi ne anlama geliyor? AB’nin, 3 Ekim müzakerelerinden önce, bize dayattığı yeni belgede bu ifade yer alıyor.

Hangi komşumuzla sınır sorunumuzu halledeceğiz, denmiyor. Bizim İran, Gürcistan, Bulgaristan, Irak, Suriye ile sınır sorunumuz yok.

Bizim Ermenistan’la da sınır sorunumuz yok, ama Ermeniler’in var. Türkiye, Birleşmiş Milletler’e elli yıldır üye. Birleşmiş Milletler bu elli yıl içinde şu sınır sorununuzu halledin demedi… Türkiye kurulduğu günden beri Avrupa’yla yüzlerce siyasi, ticari andlaşma imzaladı, hiç kimse bize sınır sorunumuzdan bahsetmedi. Ayrıca Türkiye, NATO üyesi, hiç kimse bize sınır sorunundan bahsetmedi.

Ama şimdi ortaya bir sınır sorunu atıldı.

Sınır sorunu ne demek? Ermenistan şimdiki sınırları reddediyor. Ama dünyada sadece Ermeniler reddediyor. Şimdi Avrupalılar da Ermenilerin bu ütopik rüyalarına hizmet ediyor. Ve sınırlarımıza itirazlarını dillendiriyor ve maddelere geçiyor. Ama belgede ‘Ermenistan’ denmiyor, tuzak kurulmuş, çocuk kandırır gibi, ‘komşularınız’ deniyor.

Bu aleni toprak talebidir. Üç/dört ay önce Tayyip Erdoğan Türkiye’den toprak talep ediliyor demişti, ama kimin olduğunu hala söylemiyor.

Bu talep, o talep midir? Avrupa’da birkaç gazete, Türkiye’ye dayatılan belgenin tuzaklarla dolu olduğunu, asla kabul edilemeyecek dayatmaların bulunduğunu yazdı.

Ancak, gelin görün ki hükümetten, medyadan bu cümleye tek itiraz çıkmadı. Görmezlikten gelindi ya da kanıksadık. Ya da bizlerin okuma-yazması yok, bu cümlenin ne anlama geldiğini anlayamıyoruz.

Bu ülkeden toprak talep ediliyor, bunun başka bir anlama geldiğini söyleyecek bir siyaset uzmanı varsa çıkıp söylesin. Bizler de buralarda boşuna milletin kafasını karıştıracak cahilce yazılar yazmayalım, yazarlığı da burada bırakalım…

Avrupa Birliği tartışmalarında, ‘Yahu ne toprak talebi, kafayı yemiş, paranoya olmuşsunuz’ diyen ve bu dayatmaları okumak istemeyen yüzlerce/binlerce yazı yazıldı.

Kardeşim, AB’ye girersin, girmezsin, on yıl sonra girersin, yüz yıl sonra girersin umurumda değil. AB sizden nasıl toprak isteyebilir…

Toprak talebi ne demektir? Bu bir savaş sebebidir! Ya da elçileri gönderip tasını tarağını toplar çekilirsin! Ya da akıl hastası olmuşsun, söylenenleri anlamıyorsun! Ya da ben Avrupa’ya gireyim de ne olursa olsun, anlamı taşır…

Sınır sorunlarını hallet cümlesi başka nasıl bir anlama geliyor?

Ülkenin namusunu, onurunu, haklarını, sınırlarını korusun diye beşyüz milletvekiline yedi milyar maaş ve milyonluk ordu besliyoruz.

Bir tanesi çıkıp bu cümlenin ne anlama geldiğini söylemedi.

Ya da ülkenin medyası, aydınlatıcı yazarları, yüzlerce uzmanı çıkıp bu cümlenin ne anlama geldiğini izah etsin, öğrenelim.

Ülkemizden aleni toprak talep ediliyor ve görmezlikten, duymazlıktan geliniyor.

Ya da bu ülkeden toprak talep edilmesi artık normal mi? Bakalım, o müzakere günü gelsin bir şekilde yoluna girer, hallonulur, Allah büyüktür, diye mi düşünüyoruz.

Sınır sorunlarını hallet, ne anlama geliyor? Hadi çözelim sınır sorununu. Komşumuz bizden çok çok şey istiyor da, ilk kalemde, ilk elden hemen istediği parti mal: Ağrı Dağı…

Tabii Ağrı Dağı’nı bir promosyon olarak düşünmeliyiz, çünkü, sınır sorunu Ağrı Dağı’nı vermekle bitmiyor, sadece başlıyor.

Sınır sorunlarınızı halledin cümlesinin en yumuşak ifadesi budur, siz önden açılış olarak Ağrı Dağı’nı bir iyiniyet ikramı olarak verin anlamı taşıyor…

Ya da Kıbrıs sorunu gibi yüz yıl sürecek bir siyasi bela Türkiye’nin önüne yavaş yavaş getirilmeye çalışılıyor. Bu sessiz cümleler yüzlerce yıl başımıza bela olacak bir sınır tartışmasının ilk işaretleri. Ülkeler yoktan yere işte bu cümlelerle büyük siyasi belaların içine yavaş yavaş sürüklenir.

Bu satırlarda hiçbir şeyi abartmıyoruz. Hiçbir şekilde ütopik masalsı hayali cümleler kurmuyoruz. Sınır sorunlarınızı halledin cümlesinin en mütevazı karşılığı budur: Ağrı Dağı…

Kek değiliz, şebek değiliz, kafayı yemiş hiç değiliz. Uluslararası andlaşma, taslak, çerçeve metin, ima, söz, kinaye,nedir, siz de okudunuz, ben de okudum… Bu sınır sorunlarınızı halledin cümlesi ne anlama geliyor, söyleyin, burada yazarlığımızı bırakalım, Türkiye halkından özür dileyip başka bir meslekte karnımızı doyuralım…

Avrupa Birliği gibi evrensel/hümanist/dünya kardeşliği/barış/hukuk/insan hakları gibi büyük cennete girebilmemizin ilk minik promosyonu: Ağrı Dağı…

Üstelik Avrupalılar bu toprak taleplerini anlamı çok muğlak, çok derin, çok kaypak, çok maskelenmiş cümleler içinde gizlemiyor. Daha nasıl desinler.

Sorun Avrupalılar da değil, sorun Türkiye hükümeti ve medyasında. Avrupalılar’ın ne dediğini anlamamakta direnenenlerde, ya da çaresizlik içinde susanlarda!..

Oturup düşünelim, Avrupa Birliği pazarlıkları siyasi dayatmalardan en derin noktalara nüfuz edip toprak taleplerine kadar nasıl indi… Avrupalılar bu kadar haksız, bu kadar cüretkar nasıl oldu… Komşularınıza toprak verin diyecek kadar nasıl kudurdular, gözleri nasıl döndü!..

Söyleyeyim; bizlerin suskunluğuyla… Ve bizlerin Avrupalılar’ın metinlere sıkıştırdığı cümleleri okumamak, seslendirmek istemeyişimizle…

Şüpheniz olmasın sizler sustukça, duymazlıktan geldikçe, bu istekler gün geçtikçe kuvvetini daha da artırıyor. Önümüzdeki günlerde bu metinlere komşu kelimesi de girmeyecek, hangi sınır, hangi tapu, hangi araziler hangi şehirler yavaş yavaş konuşulacak.

Çünkü Avrupalılar karşılarında her tavize boyun eğen, her dayatma sonrası bayram yapan bir zavallı siyasi irade bulmuş.

Avrupalı bu siyasi iradeyle eğleniyor, dalgasını geçiyor… Avrupalılar başka kimlerden toprak talep etmiş, hiç kimseden. Sadece bizleri kek, şebek, dangalak, çaresiz görmüş, dayatıyor!..

Ey medya ey hükümet! Bu toprak talebini neden görmezden geliyorsun. Neden seslendirmiyorsun. Sustuğun takdirde Avrupalılar bu talebi metinden çıkartacaklar mı?

Ya da bu saçma sapan laflar ne anlama geliyor. Bu cümlelerin nesini bizler anlamıyoruz. Doğrusu nedir? Burada Avrupalılar aslında hangi iyilikleri yapmak istiyor. Biz bu cümleleri anlamayacak kadar siyasetten, andlaşmalardan, uluslararası metinlerden habersiz miyiz? Sizin uzmanlığınız varsa, çıkın doğrusunu anlatın. Vicdan sahibi birçok Avrupalı gazete dahi, metin tuzaklarla dolu, olmayacak dayatmalarla dolu diyor, siz ne diyorsunuz.

Dangalak yerine düşmek istemiyorum! Ülkemin sağlığından, siyasetçisinden, medyasından derin endişeler duyuyorum. Bu endişenin daha katlanılmaz safhalara ulaşmasından korkuyorum.

Biz bu ülke toprağını hafriyat hesabıyla kürek kürek toplayıp kamyon kamyon taşımadık. Üstelik bu ülkenin yüzlerce sosyal sorunu, trajedisi varken bir küçük ruh hastası tampon devletin her dediği manyak ütopyaları andlaşma metinlerine geçiren Avrupalılar’la siz ne kadar yan yana durabilirsiniz..

Bu manyak ütopyaları metinlere geçiren Avrupalılar da bu tampon devletler kadar akıl hastasıdır..

Toprak talebi ya savaş sebebidir, ya da bu talepleri dile getirenler akıl hastası. Eğer annesini babasını, evini onurunu ülke sorumluluğunu bilmeyecek kadar şizofren değilseniz, bu taleplere karşı çıkın… Çocuklarımızı asırlardır uğraştıracak bu büyük siyasi belanın kapısını aralamayın.

Sizlerin bu otistik suskunluğunuz sayesinde Avrupalılar çıldırmış, kudurmuş ve hayatlarında ilk defa bir başka ülkeden toprak talep ediyorlar.

Gülünç olmaktan korkmuyorlar, toprak talep ettikçe hatta, neşeden, oyundan, mutluluktan deliye dönüyorlar. Çünkü Avrupa kendi siyasetçisine, kendi halkına dahi söz geçiremiyor ama sizleri ortaya almış top gibi oynuyor..

Avrupalı’nın bu dayatmalarla yaptığı tam bir siyasi ahlaksızlık, tam bir gözü dönmüşlük, tam bir siyasi taşkınlık, tam bir küstahlıktır, hiçbir siyasi andlaşma böyle bir talebi içeremez..

Kardeşlerim. Ülkeler, insanlar, siyasiler güçsüz olabilir. İktisadi olarak zayıf düşebilir. Ama bunun karşılığı toprak taleplerine göz yummak mıdır? Dünyanın bütün güçsüzleri, az gelişmişleri, sorunlarını toprak taleplerini mazur görerek mi çözüyor!..

Kardeşlerim, Avrupa Birliği artık delirmiş ve çok tehlikeli bir bıçak halini almıştır. Nereyi doğrayacağını biliyor. Avrupa’nın pis dişleri arasından sızan şu salyaların ne anlama geldiğini bu topraklarda size anlatacak tek siyasetçi, tek uzman kalmadı..

Sayın, yedi milyarı beğenmeyen parlamenterler!.. Bizim Nijerya’yla mı Kenya’yla mı sınır sorunlarımız varmış. Bir zahmet açıklayın bu cümleyi bizlere.

Biliyorum, başörtüsüydü, içtüzüktü fazla koştunuz. Çılgınca bir yorgunluk içinde heder oldunuz, ülkenin onuruna sahip çıkacak zamanınız kalmadı.

Hayvanlarla insanları nasıl ayırdedebiliriz? İnsanlar gülüyor, doğru, siz de gülüyorsunuz.

Hayvanları hangi çayıra salsanız orada otlar. Ama bu mümkün değil. Avrupa size kendi çayırlarını asla açmayacaklarını söylüyor, ama, sizin çayırlarınızı sizden istiyor.

Bilmem bu maaşları hangi çayırlarda alacaksınız?

Yoksa, bir umre, bir kabe ziyareti yapar, Allah günahlarımızı nasılsa affeder, deyip, kurtulmayı mı düşünüyorsunuz…

Sizden gidin ve yumruğunuzu masaya vurun diye bekleyen yok..

Sizin kahir ekseriyetinizin ülke onuru ve ahlakından habersiz olduğu, bu dayatmalar karşısındaki sessizliğinizden apaçık ortaya çıkıyor.

Avrupalı andlaşma metnine sizin toprağınızı rehine koyuyor. Şart koşuyor. Bir akıl hastası tampon devletin delirmiş ütopyalarını Avrupalı andlaşma metnine sokuyor…

Sizin ise ruhunuzda, bedeninizde, sözlerinizde en küçük bir titreşim yok.

Partinize bağlanmış zincirleriniz hatırına susuyorsunuz. Ülkenizi bağlayan zincirlere sessiz kalıyorsunuz.

Kardeşlerim. Avrupa Birliği tartışmaları bizlere çok şey öğretiyor. Şeref, onur, vicdan, ahlak nedir, bunları kimler taşır ortaya çıkıyor. Ülke sorumluluğu nedir? Ülkeyi sahiplenmek, savunmak nedir, bunları kimler dillendirir ortaya çıkıyor…

Medyanızı, siyasilerinizi, hayvanlarınızı, çayırlarınızı, yedi milyar maaşlarınızı, suskunlarınızı, ahlaktan, vicdandan, ülkeden habersizleri işte bu günlerde iyi tanıyın!..

Bacaksız akıl hastası bir tampon devlet almış Türkiye’yi Avrupa’nın ortasına ruh hastaları gibi oynuyor…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: