İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1 milyon belgeyle Ermeni iddialarına hodri meydan

Türkiye Cumhuriyeti’nin eski düşmanlıkları canlandırmayı hiçbir zaman tercih etmediğini belirten Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay, “Suskunluk dönemi artık kapanmıştır” dedi.

ABDULLAH MURADOĞLU / İSTANBUL

Devlet Arşivleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yusuf Sarınay, sözde Ermeni soykırım iddialarına karşı Türkiye’nin artık suskun kalmayacağını belirterek, Osmanlı arşivlerinden konuyla ilgili 1 milyon belgeyi tasnif ettiklerini ve araştırmacılara açtıklarını belirterek, “Suskunluk dönemi kapanmıştır. Günahıyla sevabıyla, ne olduysa ortaya çıksın” dedi. İddiaların 1920’lerde kesintiye uğradığına dikkat çeken Sarınay, “Sonraki dönemlerde bu konunun yeniden gündeme getirilmesi dikkat çekicidir” diye konuştu.

Ermeni iddialarına cevap

Türkiye’nin iki meseleden ötürü şimdiye kadar suskun kaldığını belirten Sarınay, “Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren eski düşmanlıkları canlandırmamayı tercih etmiştir. Suskunluğun birinci nedeni budur. İkincisi ise Ermeni örgütlerin bu meseleyi siyasallaştırmış olmalarıdır” dedi. Yusuf Sarınay, “Suskunluk dönemi kapanmıştır. Osmanlı arşivlerinde konuyla ilgili 1 milyon belgeyi tasnif ederek araştırmacılara açtık. Günahıyla sevabıyla, ne olduysa ortaya çıksın, hiçbir şeyden çekinmiyoruz” şeklinde konuştu.

Tehcir kararı hukukî

24 Nisan 1915’deki tehcir kararının Ermeni fanatikler tarafından “Soykırım Günü” olarak anılmasının gerçekleri yansıtmadığını ifade eden Sarınay, Osmanlı arşivindeki belgelere göre tehcir kararının hem iç hukuka hem de uluslararası hukuka uygun olduğunu söyledi. Sarınay, “Bu karar temelli göçü içermiyor, geçicidir. Tehcire neden olan haller ortadan kalktığında geri dönüşün nasıl olacağı dahi belirlenmiştir. Belgeler bunu teyid ediyor. İsteyen gelsin, araştırsın” dedi. Sarınay sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tehcir kararı, Ermeni isyanlarının bir sonucudur. Van İsyanı’nın patlak vermesi üzerine Osmanlı devleti 24 Nisan 1915’de tehcir kararı aldı. Ermeni ileri gelenlerine düşman orduları ile işbirliği yapmamaları uyarısında bulunuldu. Netice alınmadı. 235 kadar Ermeni komitacı tutuklanarak 14 gün kadar gözetim altına tutularak serbest bırakıldılar. Bunlar önce İstanbul’a, oradan da Fransa’ya geçtiler. Paris’te anıtı dikilen ve Anadolu’da öldürüldüğü iddia edilen Vartabet Komidas bunlardan biriydi. İddialar Mavi Kitap gibi propaganda amaçlı kitaplarla sübjektif birtakım anılara dayanıyor.”

İngiliz savcılar beraat verdi

1990-2005 yılları arasında 700 kadar yabancı araştırmacının Osmanlı arşivlerinde çalıştığını belirten Yusuf Sarınay, “Erivan Milli Arşivi’ne çağrıda bulunduk. Sadece bir kişi geldi, çalıştı. Ancak bu çalışma bir yayın olarak ortaya çıkmadıği için içeriğini bilmiyoruz” dedi.

Osmanlı’nın hiçbir etnik topluluğa karşı ayrımcılık yapmadığını belirten Sarınay, “1917-1918 yılları arasındaki devlet salnamelerine bakıldığında İstanbul’da üst düzey görev yapan Ermenileri görürsünüz. Soykırım yapan bir devlet bunu yapar mı hiç? İttihat-Terakki Cemiyeti’nin ileri gelenleri Malta’da İngilizler tarafından muhakeme edildiler. İngiliz savcılar bile ellerindeki delilleri güvenilir bulmayarak beraat kararı verdiler. Divan-ı Harp’teki yargılamalarda dahi sadece iki idam kararı çıkmıştır. Bunlardan biri Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’dir. Kemal Bey’in aleyhinde tanıklık yapan Ermeniler dahi, “gördük” dememişler, “duyduk” demişlerdir. Bu tanıklar da Patrikliğin getirdiği kişilerdir” dedi.

Genelkurmay Başkanlığı’nın da Ermeni konusuyla ilgili arşivlerindeki belgeleri tasnif ettiklerini bildiğini ifade eden Sarınay, “Belgeleri, bilim adamlarına açtıklarını söylediler. 24 Nisan’dan önce belgelere dayanan bir kitabı yayınlayacaklarını duydum” şeklinde konuştu.

Kayıplar konusunda kesin rakam yok

Tehcir sırasında Ermenilerin sağlıklı bir şekilde ve geçici bir süreliğine göçürüldüklerini belirten Yusuf Sarınay şunları söyledi: “1914’deki nüfus sayımında Ermenilerin sayısı 1 milyon 161 bin olarak verilmiştir. Birinci Dünya savaşı yıllarında 400 bin Ermeni Rus’larla birlikte Kafkasya’ya çekildi. 500 bin kadar Ermeni de Musul, Halep ve Şam taraflarında yerleştirildiler. Halep Konsolosu’nun Şubat 1916’da ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau’ya yazdığı mektupta 500 bin civarındaki Ermeni’nin bu bölgelere yerleştirildiğini, Protestan kuruluşların yardım çabalarından bahsederek, daha başka yardımların nasıl yapılacağından söz ediliyor. Fransızlar 1922’de Ankara ile anlaşma yaparak çeki-lince Ermeni isyancılar gözyaşları dökerek protesto ettiler. Fransızlar Ermenilere ‘Bizden bu kadar, isteyen bizimle beraber Fransaya gelebilir’ dediler. Bizzat dönemin Ermeni patriği, savaştan sonra dönen Ermenilerin 670 bin civarında olduğunu İngilizlere bildirmiştir. Maalesef Patriklik Arşivi Amerika’ya kaçırılmıştır. Patriklik Arşivi’ndeki belgeler dahi açıklanmamaktadır. Maalesef Ermeni kayıpları konusunda kesin bir rakama ulaşılamamıştır. O dönemdeki İtalya’dan başlayıp Hindistan’a kadar yayılan bir veba salgını olmuştur. Sadece Hindistan’da 20 milyon insan vebadan öldü. Türkiye’de ne kadar insanın salgın hastalıktan öldüğü, bunların ne kadarının Ermeni olduğu tespit edilememiştir.”

Osmanlı tehcirde çok titiz davrandı

1915’deki Tehcir Kararı’nın uygulanmasında Osmanlı Hükümeti’nin titiz davrandığına dikkat çeken Yusuf Sarınay, Ermenilerin yolculukları esnasında herhangi bir gasp, yağmalama, öldürme yahut yaralama amaçlı muhtemel saldırılara karşı önlemler alınması için çeşitli vilayetlere yazılar yazıldığını söyledi. Tehcire tâbi tutulan Ermenilerin göçürüldükleri vilayetlerde her türlü ihtiyaçlarının sağlanması için talimatlar verildiğini ifade eden Sarınay, “Can ve mal güvenliğinin korunması için her türlü tedbirin alınması istenilmiştir. Suistimali ve ihmali görülen görevlilerin ise tespit edilerek Divan-ı Harp’e teslim edilmesi için Ankara, Konya, Maraş ve Niğde başta olmak üzere çeşitli yerlere telgraflar çekilmiştir” açıklamasında bulundu.

Amerikan elçisi objektif yazmadı

Tehcir döneminde İstanbul’daki Amerikan elçisi Henry Morgenthau’nun, Ambassador Morgenthaus’s Story isimli kitabının tek yanlı olduğuna ve misyoner teşkilatların raporlarına dayandığını kaydeden Sarınay, “Morgenthau, kitabında Halep Konsolosu’nun 1916’da kendisine yazdığı mektuptan bile söz etmemektedir. Maalesef, Ruslar, Fransızlar ve Amerikalılar Osmanlı’nın son döneminde Ermeniler üzerinde misyonerlik çalışmaları yapmışlardır. Bir toplantıda rastladığım Ermeni Patriği bana, ‘Bizim düzenimizi misyonerler bozdu. Bizi birbirimize düşürdüler’ demiştir. Bu çok doğru bir tespittir” diye konuştu.

Osmanlı’nın çağrıları hep cevapsız kaldı

Osmanlı Devleti’nin 1919’da Ermenilerin soykırım iddialarının araştırılması için İspanya, Danimarka, İsveç ve İsviçre gibi tarafsız devletlere çağrıda bulunarak bizzat heyetler teşkil edip yerinde araştırma yapmak suretiyle gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istediğini hatırlatan Yusuf Sarınay, “Maalesef İngilizlerin baskıları sonucunda bu devletler Osmanlı devletinin çağrısına icabet etmediler. Eğer bu çağrılara icabet edilseydi, bu mesele aydınlığa kavuşur ve böylece soykırım iddiaları daha o zaman tarihin mezarlığına gömülmüş olurdu” dedi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: