İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Nisan kaygısı

Can Dündar

Bahar keyfinizi kaçırmak istemem; ama nisandan kaygılıyım.
24 Nisan’da bütün dünyada Ermeni soykırımı gündeme gelecek.

Öcalan kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden dönecek.

Ve bu iki karar, “Bütün dünya bize karşı” şeklindeki Türk paranoyası ile milliyetçi hezeyanı hepten tırmandıracak.

* * *

“Müzakere tarihi aldığı 17 Aralık, Türkiye için bir dönüm noktası olacak” deniliyordu.

Öyle oldu, ama umulanın tam tersi yönde…

3 yıllık demokratikleşme süreci bıçak gibi kesildi.

Reformlar durdu. Kıbrıs tıkandı.

Batı ile ilişkiler gerildi.

Asker yeniden devreye girdi.

Kürt milliyetçiliğine karşı Türk milliyetçiliği patladı.

Halk, Hitler’i tartışmaya başladı.

Partiden kopmalarla uğraşan hükümet, soğukkanlı bir yeni politika izleyeceğine, basını ve karikatürcüleri hedef aldı.

Özetle 3 ay içinde her şey tersine döndü.

Ne oldu?

Düğmeye kim, neden bastı?

Bugünlerde herkes birbirine bunu soruyor.

* * *

Bence birkaç farklı dip akıntısı, aniden açığa çıkıp tek bir nehirde birleşti.

Önce Türkiye tarih alınca AB’ye girdiğini sandı. Zor bir maraton koşan hükümet, onun yorgunluğuyla finiş çizgisine yığıldı. Oysa aslında orası başlangıç çizgisiydi.

Buna karşın “Tüm kriterler yerine getirildi” sanılırken Avrupa, yeni ve ölçüsüz şartlarla, “Üyeliğinizi halka soracağız” bahanesiyle, “Ne yapsanız üye olamazsınız” aşağılamasıyla, işleri hepten zorlaştıran diplomatlarla çıkageldi.

Bu, kamuoyunda “Bizi asla almayacaklar. Bunca tavizi boşuna verdik” tepkisine yol açtı.

AİHM’nin başörtüsü kararıyla ciddi hayal kırıklığına uğrayan AKP zaten Avrupa hedefinden soğumuştu. Bir müzakereci bile atamayarak süreci yavaşlattı.

Bu durum, anayasa referandumu sancısındaki Avrupa’nın da, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan Amerika’nın da işine geldi.

Türkiye’nin yumuşak karnını bilen Washington, “Ermeni soykırımını tanıma” tehdidiyle yüklendi. Ankara’yı İncirlik’in kullanımı için teslim bayrağını çekme noktasına getirdi.

* * *

Irak’ta ABD ile dans eden Kürtlerin “Fırsat bu fırsat” diye yükselttiği milliyetçilik bayrağı -ve tabii birilerinin akılsızca indirdiği Türk bayrağı- Batı karşıtı cepheye, arayıp bulamadığı güçlü yapıştırıcıyı hediye etti.

Hükümet tepkide gecikince, asker siyasetin boşluk kaldırmayacağını kanıtlarcasına “bayrak gösterdi” ve eski güçlü konumuna oturdu.

Milliyetçilik, “anti-Kürtçülük” kostümüyle bayrağa sarıldı.

* * *

İşlerin daha iyiye gideceğine dair emare yok.

Tersine, nisanda tırmanma beklenebilir.

Türk kamuoyu “Keşke savaşa ve Kuzey Irak’a girseydik” deme noktasına taşınıyor. AB karşıtı, içe kapanma yanlısı otoriter bir hareket, “her telden çalan” bir milliyetçi koalisyon eliyle devreye sokuluyor.

Türkiye provokasyona çok elverişli bir ortamda, göstere göstere gelen bir dalganın sırtında tatsız bir yöne gidiyor.

Tuzağa düşmemek için uyanık olmaya, sağduyulu seslerin dayanışmasına ve dengeli politikalara her zamankinden fazla ve acilen ihtiyaç var.

İşler hepten kötüye gitmeden…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: